MİLYONER HİZMETÇİYİ TEST ETMEK İÇİN SEYAHATE ÇIKIYORMUŞ GİBİ YAPAR… VE GÖRDÜĞÜNE ŞAŞIRIR

.

.

.

Sessiz Test

Kerem Özdemir, hayatın birkaç ay içinde bu kadar kökten değişebileceğini hiç düşünmemişti.

Kırk iki yaşında, ülkenin sayılı inşaat ve yatırım şirketlerinden birinin sahibiydi. Paranın çözemediği çok az sorun olduğuna inanarak büyümüş, hayatını planlar, tablolar ve rakamlarla kontrol etmeyi öğrenmişti. Ancak bir gece, her şeyi kontrol edebileceğine dair inancı paramparça olmuştu.

Eşi Leyla, yağmurlu bir akşamda geçirdiği trafik kazasında hayatını kaybetmişti.

O günden sonra ev, Kerem için bir konak olmaktan çıkmış, büyük ve sessiz bir boşluğa dönüşmüştü. Duvarlar yankı yapıyor, odalar Leyla’nın yokluğunu bağırarak hatırlatıyordu. Ve bütün bu sessizliğin ortasında, henüz bir yaşını biraz geçmiş ikiz oğulları Emir ve Mert vardı.

Onlar Kerem’in hem hayata tutunma sebebi hem de en büyük korkusuydu.

Bebekler annelerini hatırlamayacak kadar küçüktü ama Kerem her gece, onların ileride annesiz büyüdüklerini fark ettiklerinde ne hissedeceklerini düşünerek uykusuz kalıyordu. Onları korumak zorundaydı. Her şeyden, herkesten.

Bu yüzden, üç ay önce işe aldığı yeni hizmetçi Meryem Yılmaz’ı fazla dikkatle izliyordu.

Meryem sessizdi. İşini iyi yapıyordu. Fazlasıyla iyi.

Ve bu, Kerem’i korkutuyordu.

Daha önceki bakıcı, çocukların ilaçlarını çalıp satmış, ardından ortadan kaybolmuştu. O olaydan sonra Kerem’in insanlara olan güveni ciddi şekilde sarsılmıştı. Artık “iyi görünen” kimseye kolayca inanmıyordu.

Bu yüzden radikal bir karar aldı.

Bir iş seyahatine çıkıyormuş gibi yapacak, evden ayrılacak ve köşkün çeşitli noktalarına yerleştirdiği gizli kameralarla her şeyi izleyecekti.

Bu bir testti.

Ve Kerem, bu testten çıkacak sonucu kendisinin bile kaldıramayacağından habersizdi.


Ayrılık Gibi Görünen Başlangıç

Pazartesi sabahı, Kerem ikizleri kucağına aldı.

Emir ve Mert, aynı kot tulumları giymiş, hiçbir şeyin farkında olmadan gülüyorlardı. Küçük elleriyle babalarının yüzüne dokunuyor, anlaşılmaz sesler çıkarıyorlardı.

“Babanız birkaç günlüğüne seyahate çıkıyor,” dedi Kerem, yumuşak bir sesle.

Meryem, odanın diğer ucunda duruyordu. Beyaz önlüğünün önünde ellerini kenetlemişti. Nasır tutmuş eller, yılların emeğini anlatıyordu. Otuz sekiz yaşındaydı. Taşradan İstanbul’a, tıp fakültesinde okuyan küçük kız kardeşini okutabilmek için gelmişti.

“İçiniz rahat olsun Kerem Bey,” dedi.
“Çocuklara kendi evladım gibi bakarım.”

Bu cümleyi söylerken sesi titremedi. Abartılı bir duygu yoktu. Sanki bu onun için doğal bir sorumluluktu.

Kerem başını salladı ama içindeki şüphe susmadı.

Evin her köşesini, acil durum numaralarını, bebeklerin beslenme saatlerini anlatan uzun bir liste verdi.
“Bir şey olursa, gece gündüz fark etmez, beni ara,” dedi.

Meryem başını salladı.
“Tabii efendim.”

İki saat sonra Kerem, evden sadece yirmi dakika uzaklıktaki lüks bir otelin süitindeydi. Dizüstü bilgisayarını açtı. Ekranda köşkün salonu, çocuk odası, mutfak, bahçe… her şey görünüyordu.

Bir baba gibi değil, bir gözetmen gibi izlemeye başladı.

İlk saatler sorunsuz geçti.

Meryem ikizleri yıkadı, besledi, halının üzerinde onlarla oynadı. Bez değiştirirken şarkılar mırıldanıyor, çocukları güldürmek için komik yüzler yapıyordu.

“Ne kadar şapşalsınız siz,” diye güldü.
“İki melek gibi bakıyorsunuz.”

Kerem istemeden gülümsedi.
Belki de yanılıyordu.


İlk Gece

Salı sabahına karşı, Kerem koltuğunda uyuya kalmıştı. Bir anda kulakları yırtan bir ağlama sesiyle uyandı.

Ekrana baktı.

Emir ateşler içindeydi.

Meryem saniyeler içinde odadaydı. Üzerinde geceliği vardı ama uykulu değildi. Emir’i kucağına aldı, elinin tersiyle alnını yokladı.

“Çok ateşlisin canım…”

Kerem gerildi. Şimdi onu araması gerekiyordu.

Ama Meryem telefona uzanmadı.

“Kerem Bey’i şimdi uyandıramam,” diye fısıldadı kendi kendine.
“Yorgundur. Önce hastaneye gidelim.”

Bu söz, Kerem’in içini titretti.

Meryem hızlıca giyindi. Emir’i battaniyeye sardı. Mert’i de uyandırıp kucağına aldı.

“İkiniz de benimle geliyorsunuz,” dedi kararlı bir sesle.

Kerem, dış kameradan onları izledi. Taksiyi çağırdı, çantayı aldı ve soğuk gecede kayboldular.

Kerem hemen hastanenin güvenlik kameralarına bağlandı.

Meryem, çocuk acil serviste koşuyordu. Emir’i muayeneye sokarken Mert’i bir saniye bile bırakmıyordu.

Muayene bittiğinde teşhis kondu: kulak enfeksiyonu.

Sonra ödeme anı geldi.

Meryem cüzdanını çıkardı. İçinden buruşuk banknotlar çıkardı. Hepsi buydu.

Tereddüt etmeden ödedi.

Kerem’in boğazı düğümlendi.


Sessiz Fedakârlıklar

Sabah olduğunda Kerem aradı.

“Çocuklar nasıl?” diye sordu.

“İyiler,” dedi Meryem.
“Emir gece biraz huzursuzdu ama şimdi sakin.”

Hastaneden bahsetmedi.

Kerem telefonu kapattı.
İçi karışıktı.

Ertesi gün Mert süt içmeyi reddetti.

Meryem paniğe kapılmadı. Notlar aldı, mama kutularını inceledi. Kız kardeşini aradı. Eczaneye gitti. Aylık maaşının yarısını özel mamaya verdi.

Kerem bunu izlerken neredeyse nefes alamıyordu.

Bu kadın çocukları kendi geleceğinin önüne koyuyordu.

Üçüncü gün Meryem ağladı.

İki beşiğin arasında, sessizce.

Kız kardeşi ameliyat olmalıydı. Parası yoktu.

Ama çocukları bırakmayı düşünmüyordu.

“Benden daha iyi biri bulur babanız,” dedi beşiklere fısıldayarak.
“Sizi bırakmam ama belki gitmem gerekir…”

Kerem dizüstü bilgisayarını kapattı.

Artık bu bir test değildi.
Bu bir yüzleşmeydi.


Gerçek

Kerem geri döndüğünde, Meryem her şeyi öğrendi.

Kameraları.

İzlenmeyi.

Önce incindi.
Sonra sustu.

“Beni test ettiniz,” dedi gözyaşlarıyla.
“Ben sizi ailem sandım.”

Kerem ona yaklaştı.

“Yanlış olan bendim,” dedi.
“Seni test ettim ama asıl test edilen bendim.”

Sonra her şeyi anlattı.

Gördüklerini.
Hastaneyi.
Mamayı.
Cüzdanı.
Kız kardeşini.

Ve bir teklif sundu.

“Bu evin bir parçası olmanı istiyorum,” dedi.
“Çocukların yasal vasisi olmanı.”

Meryem dondu.

“Ve kız kardeşinin ameliyatı,” diye ekledi Kerem.
“Ödendi. İsimsiz.”

Meryem çöktü.
Ağladı.

Ama bu kez yalnız değildi.


Aile

Yıllar geçti.

Ev doldu.
Sesle, kahkahayla, hayatla.

Meryem anne oldu.
Gerçek anlamda.

Kerem yeniden güvendi.

İkizler büyüdü.

Ve bir gün Kerem sordu:

“Benim eşim olur musun?”

Cevap basitti.

“Evet.”


Son

Bir zamanlar kameralarla test edilen bir ev, artık güvenle doluydu.

Çünkü gerçek sevgi test edilmezdi.
Günlük fedakârlıklarla, sessizce yaşanırdı.

Ve Kerem sonunda şunu öğrendi:

Bazen bir hizmetçiyi test ettiğini sanırsın.
Ama aslında sınanan, kendi kalbindir.