Milyonerin oğlundan tüm bakıcılar kaçtı, ama yeni gelen bakıcı her şeyi değiştirdi!
.
💔 Milyonerin Oğlundan Tüm Bakıcılar Kaçtı, Ama Yeni Gelen Bakıcı Her Şeyi Değiştirdi! 👑
Altı yaşındaki küçük Can Yılmaz, altı ay içinde tam on bakıcının iş sözleşmesini bozmuştu. Hayır, hayır, hayır! Can’ın çığlığı villayı inletirken, son dadısı Ayşe Hanım koridorda boyadan sırılsıklam kaçıyordu. Beyaz üniforması, artık gökkuşağının tüm renklerini taşıyordu. Çocuğun küçük elleri hâlâ boya fırçasını sıkıca tutuyordu, sanki zaferini ilan ediyormuş gibi.
“Bu kadar yeter!” Serkan Yılmaz’ın sesi villayı çınlattı. 39 yaşındaki iş adamı, oğlunu görünce bir kez daha o tanıdık çaresizliğe kapıldı. Can, babası ile dadı arasında gidip gelirken durduğu yerde dona kalmıştı.
Ayşe Hanım çantasını kapıp kapıya doğru yönelirken nefes nefese konuşuyordu: “Serkan Bey, ben çok deneyimli bir dadıyım ama bu çocukla çalışmak imkânsız. Bu para buna değmez.” Villa kapısı çarpıldığında geride sessizlik kaldı.
Can, elindeki fırçayla oturma odasının ortasında duruyordu. Babası ona bakıyordu ama aralarındaki mesafe bir okyanus kadar uzaktı.
Zeynep Hanım, mutfaktan çıktı. 55 yaşındaki deneyimli idareci, bu sahneyi daha önce de görmüştü. 15 yıldır bu evde çalışıyor ve Yılmaz ailesinin acılı günlerini de izlemişti. “Cancığım, gel ellerini yıkalım,” dedi sakin bir sesle. Çocuk ona doğru yürürken Serkan telefonu cebinden çıkardı.
“Alo, Seçkin Dadı Ajansı mı? Evet, tekrar ben. Ayşe Hanım da işe yaramadı.”
Telefonun öbür ucundaki kadının sesi yorgundu: “Serkan Bey, size daha önce de söylemiştim. Elimizde artık uygun aday kalmadı. Can Bey’le çalışabilecek birini bulmak gerçekten çok zor.”
Serkan, telefonu kapatmadan önce kadının cümlesini tamamlamasını beklemedi. Elini alnına götürdü ve derin bir nefes aldı. Villa büyük ve lüks olmasına rağmen, bu anda ona çok küçük ve boğucu geliyordu.
Üç yıl öncesi başka bir hayattı. Eşi Elif hâlâ yanlarındaydı ve bu villa kahkahalarla doluyordu. Can o zamanlar normal bir çocuktu. Şimdiki gibi öfkeli, kimsesiz ve ulaşılmaz değildi.
“Baba,” Can’ın küçük sesi Serkan’ı düşüncelerinden çıkardı. “Yeni dadı ne zaman gelecek?”
“Bilmiyorum oğlum. Belki… belki gelmesin,” dedi Can, gözlerini yere dikmiş. “Nasılsa hepsi gidiyor.” Bu sessizlik, Serkan için çığlıklardan daha kötüydü. Çünkü bu, umudunu kaybetmiş bir çocuğun sessizliğiydi.
“Serkan Bey,” Zeynep usulca söyledi. “Belki farklı bir yaklaşım deneyebiliriz. Dadı ajansı yerine, başka yerlere.”
“Başka neresi olabilir, Zeynep Hanım? Artık kim gelir ki?”
Zeynep’in gözlerinde bildiği bir şey vardı. “Bazen en beklemediğimiz kişi, tam ihtiyacımız olan kişidir.”
2. Gülsen’in Farklı Yaklaşımı
Ertesi sabah, Gülsen Kara (29) için yeni bir umudun başlangıcıydı. Genç kadın, Antalya şehir merkezinden Kâş’a giden otobüste pencereden dışarı bakıyordu. Çantasında sadece özgeçmişi, birkaç referans mektubu ve son umudunu taşıyordu. Üç aydır işsizdi. Akdeniz Hastanesi’nde pediyatri hemşiresi olarak çalıştığı günler, bütçe kısıtlamaları yüzünden son bulmuştu.
Villa kapısının önünde durduğunda bir an tereddüt etti. Burası tamamen farklı bir dünyaydı. Zili çaldığında kapıyı nazik görünümlü yaşlı bir kadın açtı. “Gülsen Hanımsınız sanırım. Ben Zeynep. Serkan Bey sizi bekliyor.”
Serkan Yılmaz, çalışma odasında onu bekliyordu. Uzun boylu, yapılı bir adamdı ancak gözlerinde derin bir yorgunluk vardı. “Özgeçmişinizi inceledim. Hemşiresiniz.”
“Evet. Pediyatri hemşiresiyim. Çocuklarla çalışma konusunda 5 yıllık deneyimim var.”
“Peki dadılık deneyiminiz?”
“Dadılık deneyimim yok ama çocuk bakımını çok iyi biliyorum.”
Bu sırada koridordan ayak sesleri geldi. Küçük bir çocuk kapının aralığından içeri baktı. Can. Sarı saçları dağınıktı ve mavi gözleri meraklıydı ama aynı zamanda mesafeliydi.
“Merhaba Can,” dedi Gülsen yumuşak bir sesle. “Ben Gülsen. Senin yeni arkadaşın olmak istiyorum.”
Can hiçbir şey söylemedi. Sadece babasının arkasından Gülsen’i süzüyordu.
“Can, biraz çekingen,” diye açıkladı Serkan.
Gülsen, doğrudan Can’a döndü. “Biliyor musun Can? Ben hastanede çok çocukla tanıştım. Bazıları çok konuşkan, bazıları sessiz. Hepsi özeldi.”
“Baba,” diye sözünü kesti Can. Bu, onun o sabah söylediği ilk kelimeydi. “O gerçekten dadı mı olacak?”
Gülsen, Can’a döndü. “Eğer sen istersen, evet ama sadece sen istersen.” Bu cümle Can’ı şaşırttı. Daha önce hiç kimse onun fikrine önem vermemişti.
“Sen neden hemşire değil de dadı olmak istiyorsun?” diye sordu Can.
“Çünkü şu anda dadı olmam gerekiyor. Ama sana söz veriyorum Can, seninle hemşire kadar iyi ilgileneceğim.”
Can babasına baktı. Sonra Gülsen’e. Uzun bir sessizlikten sonra küçük sesle sordu: “Sen de gidecek misin?“
Gülsen, Can’ın gözlerine baktı. “Can, ben gitmek zorunda kalana kadar gitmeyeceğim. Ve gitmek zorunda kalırsam, sebebini sana açıklayacağım. Anlaştık mı?”
Can, başını kaldırdı ve Gülsen’in gözlerine baktı. Bu kadında farklı bir şey vardı. Diğer dadılar gibi yapay gülümsemiyordu.
Serkan, kararını vermek zorundaydı. Ajanslardan gelecek kimse yoktu. Gülsen deneyimli görünüyordu ve Can ona karşı tamamen olumsuz davranmamıştı. “Gülsen Hanım,” dedi nihayet. “İşe ne zaman başlayabilirsiniz?”
3. Sınırları Zorlayan Dadı
Gülsen’in işe başladığı ilk gün, Can ağır silahlarını hazırlamıştı: boya, kırık oyuncaklar ve bir dadının daha vazgeçmesini sağlayacak mükemmel plan.
Öğle vakti, Can masanın altına saklandı ve orada kaldı.
“Anlıyorum,” dedi Gülsen. “Masanın altında yemek yemek istiyorsun. Sorun değil.” Gülsen, tabağını masanın yanına koydu ve kendisi de yere oturdu. “Biliyor musun? Ben de küçükken bazen tuhaf yerlerde yemek yerdim.” Can, masanın altından merakla baktı. Bu kadın neden ona bağırmıyordu?
Öğleden sonra Gülsen, Can’ın odasını toplamaya çalışırken çocuk oyuncaklarını ortalığa saçmaya başladı. Yastığını pencereden aşağı fırlattı.
“Can,” dedi Gülsen. “Odanı toplamama yardım etmek ister misin?”
“Hayır,” diye bağırdı Can. “Ben karıştırıyorum. Sen topluyorsun.”
“Peki o zaman bu bizim oyunumuz olsun.” Gülsen, toplayınca Can tekrar dağıtıyordu ama Gülsen hiç sinirlenmiyordu. Aksine, sanki gerçekten bir oyun oynuyorlarmış gibi davranıyordu.
“Neden bana bağırmıyorsun?” diye sordu Can nihayet.
“Çünkü sen bana zarar vermek istemiyorsun,” dedi Gülsen. “Sen sadece beni test ediyorsun. Görmek istiyorsun ki, ben de gidecek miyim? Bütün dadılar gibi.” Bu söz, Can’ın kalbini vurdu. Gülsen onu anlıyordu.
Akşam vakti Can, son ve en ağır silahını kullanmaya karar verdi. Serkan işten eve geldiğinde, oturma odasında korkunç bir manzara gördü: Can, annesinin en sevdiği kristal vazoyu parçalara ayırmıştı.
“Bu kadar yeter!” Diye bağırmak üzereydi Serkan. Ama Gülsen ondan önce davrandı.
Yavaşça Can’ın yanına geldi ve onun yanında yere çömeldi. “Bu vazo özeldi, değil mi Can?“
Can hıçkırarak cevap verdi. “Annemdendi. Babam çok seviyordu onu.”
“O halde birlikte toplayalım,” dedi Gülsen. “Bazı kırık şeyler, birlikte yapıştırıldığında daha da güzel olabilir.“
Serkan, donmuş kalmıştı. Gülsen, Can’la birlikte vazonun her parçasını topladı. “Yarın bunu birlikte tamir etmeye çalışalım, olur mu?”
“Babam çok kızar mı?”
“Baban seni seviyor Can. Kırgın olabilir ama seni seviyor.”
Serkan, oğlunun gözlerindeki korkuyu gördü. “Can,” dedi Serkan yumuşak bir sesle. “Gel buraya.”
Can titreyerek babasına yaklaştı. Serkan onu kucağına aldı. “Vazo önemli değil oğlum. Sen önemlisin.“
“Üzgünüm baba. Ben sadece… sadece beni sevmeni istiyorum ama ben hep kötü şeyler yapıyorum.”
“Can,” dedi Gülsen. “Sen çok akıllı bir çocuksun ve çok güçlüsün. Çünkü bu kadar acı çekmene rağmen hâlâ sevmeye çalışıyorsun.” Gülsen onu anlıyordu. O gece Can, ilk kez aylardır rahat uyudu.
4. Yasaklı Anıları Geri Getirmek
O gece Gülsen, Can’ın kitaplarını düzenlerken çizdiği resimlerin arasında bir şey keşfetti: Anne figürü, hep silinmiş, karalanmış veya hiç çizilmemişti. En acısı son sayfadaydı; Can, babasının elini tutarken çizilmişti ama babanın diğer eli havada, hiçliği tutuyordu.
Sessizce mutfağa indi. “Zeynep Hanım, Can’ın annesi ne oldu?”
“Elif Hanım 3 yıl önce kanserden vefat etti. Serkan Bey, Elif Hanım öldükten sonra evdeki her şeyini sakladı… Can’a da annesi hakkında konuşmamamızı söyledi. ‘Can onu unutursa, acı çekmez,’ dedi. Ama Can unutmadı. Aksine, konuşamadığı için daha çok acı çekiyor.”
Ertesi gün Serkan işte iken Gülsen, Can’la resim yapmaya karar verdi. “Aile resmi çizebilir miyim?”
Can duraksadı. “Anne,” diye fısıldadı. “Annem nerede, Can?” Can’ın gözleri doldu. “Bilmiyorum. Babam bahsetmiyor. Belki beni sevmediği için gitti.” Bu sözler Gülsen’in kalbini kırdı.
Bu sırada Serkan işten erken gelmişti. Kilitli odanın kapısının açık olduğunu görünce dondu kaldı. İçeride Gülsen ve Can, Elif’in fotoğraflarına bakıyorlardı.
“Ne yapıyorsunuz?” Serkan’ın sesi öfkeyle titriyordu.
“Baba, o benim annem!” diye bağırdı Can. “Ve sen onu benden saklıyorsun!”
“Yeter, o gitti Can! Geri gelmeyecek! Bu fotoğraflar sadece acı getiriyor.”
Gülsen sakin kalmaya çalışıyordu. “Serkan Bey, Can’ın annesini hatırlamaya hakkı var.“
“Hakkı mı? Ben onun babasıyım. Onun için neyin iyi olduğunu ben bilirim.”
“Gerçekten mi?” Gülsen’in sesi ilk kez sertleşmişti. “O halde neden 3 yaşından beri bu kadar mutsuz? Can’ı korumuyorsunuz Serkan Bey. Kendinizi koruyorsunuz. Elif’i hatırlamaktan korkuyorsunuz.”
“Ona her baktığımda onu görüyorum… Her an acı veriyor.”
“Evet, acı veriyor. Ama bu acı Can’ın da hakkı. O da annesini özlüyor ve sizinle bu acıyı paylaşmak istiyor.”
Can, babasına koştu ve bacaklarına sarıldı. “Baba, ben de anneyi özlüyorum. Çok özlüyorum ama seninle konuşamıyorum.“
Serkan, oğluna baktı. İlk kez Can’ın gözlerindeki acıyı gerçekten gördü. “Can, baba, annem beni sevdi mi? Gerçekten sevdi mi?”
Serkan, zorlukla oturdu ve Can’ı kucağına aldı. “Çok sevdi oğlum. Çok sevdi.”
Gülsen, yumuşak bir sesle araya girdi: “Serkan Bey, size bir şey söylemem gerekiyor. Ben Akdeniz Hastanesi’nde çalışıyordum. Elif Hanım’ın son günlerinde onun hemşiresiydim.“
Serkan şok olmuştu. “Ne dediniz?”
“Elif Hanım benden bir ricada bulundu. Dedi ki, ‘Gülsen, sen çocukları çok seviyorsun. Eğer bir gün Can’la karşılaşırsan, ona annesini hatırlat. Ona söyle ki ben onu her gece yıldızlardan izliyorum.‘”
Serkan artık ağlıyordu. Üç yıldır içinde sakladığı acı dökülüyordu. “O senden bahsetti. Sarı saçlı, güler yüzlü hemşire derdi. Sen miydin?”
“Evet. Ve size söz veriyorum. O Can’ı çok seviyordu. Son nefesine kadar ondan bahsetti.”
Serkan, Gülsen’e baktı. “Elif, seni gönderdi,” diye fısıldadı.

5. Yeni Bir Başlangıç
O akşam üçü birlikte Elif’in fotoğraflarına baktılar. Can, annesinin hikayelerini dinledi. Serkan ise 3 yıl sonra ilk kez eşi hakkında konuşabildi. Can artık annesinden kaçmıyor, onu hatırlamak istiyordu. Villa o gece huzur sessizliğiyle doldu.
Üç ay sonra Yılmaz villası, çocuk kahkahaları ve ninni melodileriyle doluyordu. Can artık eskisi gibi öfkeli değildi. Güldüğünde annesine benzediğini fark eden Serkan, bu benzerlikten artık mutlu oluyordu.
“Can,” dedi Gülsen. “Annen de futbol severdi.”
Serkan, terasta bu manzarayı izliyordu. Şirketi eskisi kadar önemli değildi. Oğluyla geçirdiği zaman daha değerliydi. Gülsen, Can’ı annesine hatırlatmıyor, onunla yaşamayı öğretiyordu.
O öğleden sonra, üçü birlikte Elif’in mezarını ziyaret ettiler. Can artık buraya gelmekten korkmuyor. “Anne,” dedi Can mezar taşına. “Yeni bir resim çizdim sana. Bu bizim yeni ailemiz. Sen gökte, biz yeryüzünde ama hep birlikteyiz.”
Eve döndüklerinde Can Gülsen’e koştu. “Gülsen abla, sen hiç gitmeyeceksin, değil mi?”
“Can,” dedi Serkan. “Gülsen Hanım’la evlenmek istiyorum.”
Can’ın gözleri büyüdü. “Gerçekten mi? Annem kızar mı?”
“Can, annen bizi mutlu görmek isterdi. O gitmek zorunda kaldı ama seni yalnız bırakmak istemedi.”
“Yani Gülsen abla yeni annem mi olacak?”
“Hayır Can,” dedi Gülsen nazikçe. “Ben yeni annen olmayacağım. Çünkü senin annen zaten var. Ben senin Gülsen annen olacağım. İki annem olabilir mi? Biri gökte, biri yeryüzünde?”
Can mutlulukla zıpladı. “O halde evet, evlenin!“
Birkaç hafta sonra Serkan ve Gülsen’in düğünü oldu. O akşam Can, Gülsen’e sarıldı. “Gülsen anne, bebek kardeşim de olur mu?“
Gülsen ve Serkan bakıştılar. Gülsen karnını okşadı. “Evet. Burada küçük bir bebek büyüyor.“
Serkan, o gece pencereden gökyüzüne baktı. “Teşekkürler Elif. Sen haklıydın. Bazen beklenmedik kişi, tam ihtiyacımız olan kişidir.”
Ay ışığının altında villa huzur içindeydi. Elif’in hayali gerçekleşmişti. Can mutluydu. Sevgi doluydu ve geleceği güvendeydi. Serkan, paranın satın alamayacağı değeri, kırık kalpleri onarabilen ve yeni hayatlar inşa edebilen bir sevgi ve şefkat gücünü keşfetmişti.
.
.
News
Doktorlar mafya babasının kısır olduğunu söyledi—bir garson ondan hamile olduğunu söyleyene kadar.
Doktorlar mafya babasının kısır olduğunu söyledi—bir garson ondan hamile olduğunu söyleyene kadar. . . . Chicago’nun karanlık ve acımasız yeraltı…
Tarihin En Acımasız Emri: 15.000 Esir Askeri Kör Edip Geri Gönderdi
Tarihin En Acımasız Emri: 15.000 Esir Askeri Kör Edip Geri Gönderdi . . . Karanlığın Yürüyüşü: Bir İmparatorun Soğuk Zaferi…
Köle Kadından Doğan Beyaz Çocuklar, Koca Bir Plantasyonu Nasıl Çökertti?
Köle Kadından Doğan Beyaz Çocuklar, Koca Bir Plantasyonu Nasıl Çökertti? . Köle Kadından Doğan Beyaz Çocuklar: Blackwood’un Çöküşü Güneyin yaz…
Bilim İnsanlarını Şaşkına Çeviren Çocuk: Elias’ın Vakası
Bilim İnsanlarını Şaşkına Çeviren Çocuk: Elias’ın Vakası . . . Bilim İnsanlarını Şaşkına Çeviren Çocuk: Elias’ın Vakası 1972 yılının dondurucu…
1997’de Sarıçöl’de Kaybolan Selim Karabey – 16 Yıl Sonra Bulunan Mataranın Sakladığı Gizemler
1997’de Sarıçöl’de Kaybolan Selim Karabey – 16 Yıl Sonra Bulunan Mataranın Sakladığı Gizemler . . . 1997’DE SARIÇÖL’DE KAYBOLAN SELİM…
Sıradan Bir Tokat, 20 Yıllık Sırrı Ortaya Çıkardı: O Adam Geri Döndü!
Sıradan Bir Tokat, 20 Yıllık Sırrı Ortaya Çıkardı: O Adam Geri Döndü! . . . Sıradan Bir Tokat, 20 Yıllık…
End of content
No more pages to load






