O ASKER Tek Kelime Etseydi Ölecekti Ama Bir Binbaşı HER ŞEYİ Gördü!

.
.
.

FIRTINA OPERASYONU

Bölüm 1 – Susarsan Ölürsün

“Sakın konuşma.”

Uzman Çavuş Kenan Kara’nın sesi koğuşun nemli duvarlarına çarpıp geri döndü. Bu bir tehdit değildi yalnızca. Bu, dağın soğuğu kadar gerçek bir hükümdü.

“Çarşı iznine çıkıyorsun diye kendini bir şey sanma, Ahmet. O kapıdan çıktığın an burada olan her şeyi unutacaksın. Eğer o dilin ailene tek bir kelime ederse… o dili koparırım. Mektubunu da ben yazarım.”

Koğuşta kimse nefes almıyordu.

Ahmet Yılmaz başını hafifçe salladı. Çenesini sıkan parmakların baskısı azaldığında derin bir nefes almak istedi ama kaburgalarındaki sızı buna izin vermedi. Dün geceki “eğitim” hâlâ vücudunda yankılanıyordu.

Kenan, arkasındaki askerlere döndü.

“Biz burada kardeşiz değil mi?”

“Evet komutanım.”

“Burada olan burada kalır.”

“Sır komutanım.”

Ahmet o an anladı: Bu sadece bir zorbalık değildi. Bu organize bir sessizlikti.


Hakkâri’nin Yüksekova ilçesindeki komando tugayı, askerler arasında “Kartal Yuvası” olarak anılıyordu. Soğuk, yüksek, yalnız bir yerdi. Burada ayaz sadece kemiklere değil, insanın ruhuna da işlerdi.

Ahmet için ilk çarşı izni bir kurtuluş gibiydi. Aylarca takvim yapraklarını çizmişti. Ama şimdi hissettiği heyecan değildi. Kaçıştı.

Kamuflajı ütülüydü. Mavi beresi alnına kadar inmişti. Morlukları saklamak için.

Nizamiye kapısından çıkarken nöbetçi askerin bakışı yüzünde bir an durdu. Morluğu gördü. Ama görmemeyi seçti.

Bariyer kalktı.

Ahmet dışarı adım attı.

Ve tam o sırada siyah makam aracı durdu.

Araçtan inen subayın omuzlarında binbaşı rütbesi parlıyordu. Kolunda kırmızı zemin üzerine beyaz harflerle yazılmış bir bant vardı: ASİŞ.

Bu, askeri inzibat demekti.

Bu, disiplin demekti.

Bu, korku demekti.

Ama o gün için bir kişi için başka bir anlama gelecekti.


Binbaşı Fatih Sancaktar

Fatih Sancaktar

Lakabı “Cerrah”tı.

Görev yaptığı her yerde çürümüş meseleleri kökünden keserdi. Üniformanın şerefine sürülen lekeyi affetmezdi. Sertti. Soğuktu. Ama adildi.

Fatih’in gözü Ahmet’e takıldı.

Bir askerin izne çıkarken yürüyüşü böyle olmazdı.

Bu adımlar sevinç taşımıyordu.

Bu adımlar kaçıyordu.

Ahmet başını bir an çevirdiğinde, boynundaki morluk güneş ışığında belli belirsiz parladı.

Fatih’in bakışı keskinleşti.

“Aracı çalıştır. Yavaşça takip et.”


“Er!”

Ahmet olduğu yerde dondu.

Kalbi kulaklarında atıyordu.

Yavaşça döndü.

Karşısında Binbaşı Fatih duruyordu.

“İlk izninmiş.”

“Emredersiniz komutanım.”

“Yüzündeki morluk?”

“Düştüm komutanım.”

Fatih’in gözleri küçüldü.

“İnsan aynı anda dudağını, boynunu ve kaburgasını düşerek yaralayamaz.”

Ahmet sustu.

Kenan’ın sesi kulaklarında yankılandı:

“İnzibata gidersen mezarını kazarsın.”

Fatih bir adım yaklaştı.

“Elini omzuna koydu.”

“Gerçekten düştün mü?”

O an Ahmet’in gözleri Fatih’in gözleriyle buluştu.

Ve Fatih o bakışı tanıdı.

Bu, korku altında yaşayan bir insanın bakışıydı.


Bölüm 2 – İlk Çatlak

Ahmet o gün çarşıya gitmedi.

Askeri inzibat binasında, Fatih’in makam odasında oturuyordu.

Fatih masasına değil, Ahmet’in karşısındaki sandalyeye oturdu.

Kolundaki ASİŞ bandını çıkarıp masaya bıraktı.

“Şu an ben sorgu subayı değilim. Komutanın olarak konuşuyorum.”

Sessizlik.

“Senin sessizliğin başka bir askerin acı çekmesine neden olabilir.”

Bu cümle Ahmet’in içini deldi.

Gözleri doldu.

Ve sonunda fısıldadı:

“Uzman Çavuş Kenan Kara.”

O an fırtına başladı.


Ahmet konuştu.

Depodaki dayaklar.

Tuvaletteki tekmeler.

Aileden gelen paraların alınması.

Geceleri zorla yaptırılan şınavlar.

Ve en ağır olanı:

Bölük komutanının görmezden gelişi.

“Göz göze geldik komutanımla… ama hiçbir şey yapmadı.”

Fatih’in yüzü taş kesildi.

Bu sadece bir zorbalık değildi.

Bu sistematik bir çürüme idi.


Bölüm 3 – Fırtına

Operasyonun adı kondu:

FIRTINA

Soruşturma ekibi toplandı.

Dijital adli tıp incelemeleri başladı.

Tanık ifadeleri alındı.

Ve en büyük darbe, silindiği sanılan bir mesajlaşma grubundan geldi.

Grubun adı:

“Yüksekova’nın Efendileri.”

İçinde fotoğraflar vardı.

Morluk içindeki Ahmet.

Zorla güldürülmüş yüzler.

Alaycı mesajlar.

Ve bir cümle:

“Hakan Komutan görmezden gelir.”

Artık sadece Kenan değil, komuta zinciri de dosyadaydı.


Bölüm 4 – Emir

Fatih dosyayı Tugay Komutanı Albay’ın önüne koydu.

Albay öfkeliydi.

“Bu işi kapat.”

“Emre itaat etmiyorum komutanım.”

O an kariyeri bitti.

Ya da yükseldi.

Fatih dosyayı doğrudan Kolordu Komutanı’na götürdü.

Korgeneral uzun süre sustu.

Sonra tek kelime söyledi:

“Temizle.”


Bölüm 5 – Şafak Baskını

Şafak sökmeden operasyon başladı.

Kenan Kara koğuş kapısında kelepçelendi.

Şok içindeydi.

“Bu bir yanlışlık komutanım—”

“Hayır. Bu adalet.”

Bölük komutanı açığa alındı.

Yüzbaşı görevden uzaklaştırıldı.

Ve tugayda ilk kez askerler başlarını kaldırarak yürümeye başladı.


Son

Ahmet birkaç ay sonra yeniden içtima alanındaydı.

Yüzündeki morluklar geçmişti.

Ama en önemlisi gözlerindeki korku gitmişti.

Fatih uzaktan onu izledi.

Yanına gelen Murat Başçavuş sordu:

“Değdi mi komutanım?”

Fatih ufka baktı.

“Bir asker artık susmayacaksa… değdi.”

Dağların üzerinde rüzgâr esiyordu.

Ama bu kez o rüzgâr korku taşımıyordu.

Arınma taşıyordu.