Ofis Kızı” Dediler – General Onu Rezil Etti, Herkes Güldü – Ama O “GİZLİ BİR EFSANEYDİ!”
.
.
.
OFİS KIZI DEDİLER — GENERAL ONU REZİL ETTİ, HERKES GÜLDÜ — AMA O GİZLİ BİR EFSANEYDİ!
1. Bölüm: Aşağılama
“Kes şunu, kes diyorum sana! Bu ne rezalet?”
Tuğgeneral Altan Gürkan’ın sesi, karargâhın klimalı odasında bile duvarları titretecek kadar keskindi. Odanın köşesinde iki emir subayı, nefeslerini tutmuş, gözlerini Atatürk portresine sabitlemişti. Masanın önünde ise 28 yaşında, ufak tefek, ince yapılı bir kadın asker, Uzman Çavuş Elif Kara dimdik duruyordu. Çatışma görmüş bir askerden çok, karargâh koridorlarında evrak taşıyan bir memur gibi görünüyordu. Ama duruşunda, omuzlarının dikliğinde ve çenesinin kararlı hattında, generalin bile adını koyamadığı bir sükûnet vardı.
General Gürkan, Elif’in etrafında bir av kartalı gibi dönerek, ensesinde sıkı ve milimetrik toplanmış topuzunu işaret etti. “Nizamiyeden içeri giren her asker benim şerefimin bir yansımasıdır. Senin bu dağınıklığın benim otoriteme hakarettir. Bu kılıkla bir askere değil, çarşı iznine çıkmış acemiye benziyorsun!”
General aniden masasına uzandı, ağır metal makası kaptı. Makasın çelik ağzı açılırken çıkan şırak sesi, odadaki ölüm sessizliğini böldü. Elif’in ensesine yaklaştı. Bir an bile tereddüt etmeden, o sıkıca toplanmış koyu kahverengi saç tutamını avucuna aldı ve tek hamlede kesti. Kesilen saçlar sessiz bir feryat gibi Elif’in omuzlarına, sonra da yerdeki parkelere döküldü.
General elindeki saç tutamını bir paçavra gibi çöp kutusuna attı. “Bu sana haddini bilmen için bir ders olsun!” diye tısladı. Kapı aralandı, koridordan geçen birkaç asker yerdeki saçları ve Elif’in parçalanmış topuzunu gördü. Fısıldaştılar ama kimse tek kelime etmedi. Çünkü hiçbiri, aşağılanan o sessiz uzman çavuşun aslında kim olduğunu bilmiyordu.

2. Bölüm: “Ofis Kızı”
Elif Kara, Foça’daki muhabere taburunda herkesin her gün gördüğü ama kimsenin gerçekten bakmadığı askerlerden biriydi. Bir elinde dosyalar, diğerinde tablet, koridorlarda bir gölge gibi süzülürdü. Taburun çoğu için o, sadece ofisler arasında evrak taşıyan ufak tefek bir muhabereciydi.
Bir yüzbaşı, “Eğer ordunun zımbası biterse Elif işsiz kalır,” diye şaka yapmıştı. Birkaç asker gülmüştü. Elif oralı olmadı. Evrakları topladı, kenarlarını düzeltti, yoluna devam etti. Ne gözlerini devirdi, ne iç çekti. Yüzündeki sakin ifadede en ufak bir çatlak yoktu.
Elif’in geçmişi çoğu için belirsizdi. Dosyasında “başka bir birlikten geldiği” yazıyordu. Olağan dışı bir şey yoktu. Biri sorduğunda, “Yurt içi bir birlik, muhabere işleri, özel bir şey yok,” derdi. Sonra konuyu değiştirirdi. Kollarında standart rütbe ve birlik armasından başka hiçbir şey yoktu. Ne çatışma şeridi, ne görev tarihi, ne de başka bir iz.
Asubay Kıdemli Başçavuş Murat Sönmez, onun işini nasıl yaptığını izlerdi. Son teslim tarihlerini asla kaçırmaz, bölük komutanının isteyeceğini daha soru sorulmadan tahmin ederdi. Yorgun bir özürle bırakılan yarım kalmış bir muhabere paketini, şikâyet etmeden, metodik bir odaklanmayla düzenler, imzaya hazır hale getirirdi.
Ama Elif, çoğu için hâlâ “ofis kızı”, “kağıt askeri”, “zımbacı”ydı.
3. Bölüm: Fısıltılar
İnsan zihni boşlukları hızla doldurur. Cevapların olmadığı yerde söylentiler yeşerir. Sigara içme alanında biri, onun çok özel bir kurstan atıldığını söylediğini iddia etti. Bir başkası, havacılık programından elendiğini, evrak işlerine gömüldüğünü söyledi. Bir onbaşı, “Cephe birlikleri için fazla yumuşak, o yüzden burada,” dedi. Hiçbiri kontrol edilmedi ama kulağa inandırıcı geldiği için yayıldı.
Bir gün, Elif’in bir yığın dosyayla tabur alanından geçtiğini gören bir onbaşı, “Ofis yumuşağı. Kağıt kesiklerinde ve Excel tablolarında iyidir,” dedi. Diğeri, “Evet,” diye ekledi. “Sadece başka bir yerde beceremediği için burada.”
Elif bunların hiçbirine tepki vermedi. Omuzları hep aynı hizada kaldı. Gözleri sadece önündeki yoldan fazlasını tarardı. Bir kapı eşiğinde duruşu, çıkışları ve kör noktaları görebileceği bir açı yakalardı. Araç parkından geçerken engellerin etrafından içgüdüyle adımlarını atardı. Sanki daha önce çok daha tehlikeli yerlerde yürümüş gibi.
4. Bölüm: Ağırlık
Bir sabah, Elif’in yeni kesilmiş, pürüzlü saçları, fısıltıların daha da keskinleşmesine yol açtı. “Biri fena haşlamış,” dedi biri. “General tarafından,” diye ekledi diğeri. “Herhalde kendini çok özel sanıyordu.”
Elif duydu. Her kelimeyi duydu. Ama adımını bozmadı. Onlara bakmadı. Göğsüne bastırdığı dosyalarla ana koridordan geçti. Uzman Çavuş Granger ve Onbaşı Tatile, duvara yaslanmış, onu izlediler. “Fazla dört dörtlük davranmaya çalışıyordu. Bak şimdi haline,” dediler. Elif dosyaları masaya koydu, kenarlarını düzeltti, görevine devam etti. Taşıdığı sessizlik artık hafif değildi. Omuzlarında görünmez ama gerçek bir ağırlık gibi asılıydı.
5. Bölüm: Kırılma
O sabahın ilerleyen saatlerinde tabur, muhabere tatbikatı brifingi için toplandı. Eğitim odasında yüzbaşı, güncellenmiş kanal kartlarını dağıtacak birini istediğinde Elif ayağa kalktı. Yüzbaşı elini kaldırdı. “Uzman çavuş, bırak o işi gerçek askerler halletsin,” dedi. Odada birkaç kıkırdama yankılandı. Elif yerine döndü, ellerini defterinin üzerinde kavuşturdu. Aşağı bakmadı, tam karşıya baktı. İfadesi donuktu. Kalp atışı sabitti.
Brifingden sonra dışarıda geçen bir piyade mangası, onun çimlerin üzerinden teçhizat föylerini taşıdığını gördü. “Tipik bir ceza tıraşı,” dedi biri. “Yerini unutan bir acemi çaylak gibi görünüyor,” dedi diğeri. Elif yürümeye devam etti. Onlara bir tepki verme tatminini yaşatmadı.
O öğleden sonra Asubay Murat Sönmez, Elif’in masa sandalyesine süzüldüğünü gördü. Artık daha yavaş hareket ediyordu. İncindiği için değil, her adımı dikkatli bir hesaplama haline geldiği için. O her zaman sessizdi. Şimdi ise farklı bir türden sessizlik taşıyordu. Koruyucu bir sessizlik.
6. Bölüm: İkinci Karşılaşma
Akşamüstü, Murat’ın masasındaki telefon ışığı yanıp söndü. “Uzman Çavuş Kara, General Gürkan seni tekrar görmek istiyor.” Elif başını salladı. Ayağa kalktı, üniformasını düzeltti, tabur kapılarına doğru yürüdü. Foça karargâh binası, generalin kanadına giden yolda daha soğuk hissettirdi. Ahşap kapıyı çaldı, içeri gir dedi Gürkan.
General masasında oturuyordu. Emir subayları yoktu. “Sende bir duruş sorunu var, Uzman Çavuş. Dünkü tavrın kabul edilemezdi,” dedi. Elif gözlerini duvardaki bir noktaya sabitledi. Gürkan ayağa kalktı, etrafında yürüdü. “Cezalandırılmış birine göre fazla sakinsin. Sanki kendini bundan, benden üstün görüyormuşsun gibi.” Elif’in bakışları değişmedi.
“Senin için bir görev değişikliği düşünüyorum. Sana yerini hatırlatacak bir yer. Belki araç parkı. Belki en alt seviye görevler. İdari bir personelden fazlasıymış gibi davranamayacağın bir yer.”
Gürkan tekrar önüne geçti. “Kendin için söyleyecek neyin var?” dedi. Elif yavaşça nefes aldı. Sunduğu tek cevap buydu. Sessizliği artık bir boyun eğme değildi. Tamamen başka bir şeydi. Gürkan’ı bile bir an tereddüt ettiren bir şey. Anlamadı, sadece hissetti.
“Çık dışarı ofisimden,” dedi. “Ve kendine dikkat et.”
Elif selam verdi. Döndü ve odadan ayrıldı. Ama yürüyüşünde bir şeyler değişmişti. Her gün taşıdığı sakinlik, daha keskin, bekleyen bir şeye dönüşmüştü.
7. Bölüm: İlk İpuçları
Ertesi gün, araç parkında bir yığın muhabere sandığı bırakılmıştı. Elif, sandıklardan birini tek eliyle kaldırdı. Yanındaki teknisyenler şaşkınlıkla baktı. “Bu hiç de hafif görünmüyordu,” dedi biri. Elif, sandığı kamyona koydu, panosuna geri döndü. Hiçbir gösteriş yoktu, sadece verimlilik.
O öğleden sonra taburda bir muhabere karartma tatbikatı yapıldı. Kablolarla dolu bir paneldeki arızayı Elif, kimsenin bilmediği bir hız ve kesinlikle çözdü. Paneli açtı, bağlantıları değiştirdi, bir devreyi köprüledi. Karartma sona erdi, sistemler tekrar çalıştı. Asubay Murat, “Nasıl yaptın?” diye sordu. Elif sadece, “Şimdi stabil, başçavuşum,” dedi.
Bir sonraki ipucu, Foça’ya gelen komando birliğinden bir askerin, Elif’in kolundaki soluk dövmeyi görmesiyle ortaya çıktı: Bir kurt başı, altında eski Türk alfabesiyle “Öç” yazısı. Bu, bordo bereliler içinde bile sadece en seçkin timlerin taşıdığı bir simgeydi.
8. Bölüm: Gerçek Kimlik
İki gün sonra Elif, atış poligonunda bir askerin duruşunu sessiz bir işaretle düzeltti. Bu, sadece özel harekât eğitmenlerinin bildiği bir jestti. Atış hocası, “İmkânsız, bunu bilmemesi lazım,” diye fısıldadı.
Artık söylentiler şakadan çok, bir bilmecenin parçasıydı. Murat nihayet sordu: “Seni kim eğitti?” Elif, “İyi komutanlarım oldu,” dedi. Bu bir cevaptı ama asıl cevabı değildi.
9. Bölüm: Felaket ve Kahramanlık
Foça’daki müşterek tatbikat aylardır planlanıyordu. Komandolar, havacılar, istihbaratçılar, her şey hazırdı. Ama bir anda, bütün telsizler sustu. İletişim ağı çöktü. Çadırda panik başladı. Kimse sorunu bulamıyordu.
Elif hareketsizdi. Sonra, yardımcı düğüm paneline yöneldi. Sadece üst düzey teknik ekiplerin bildiği bir paneli açtı, anahtarları elle çalıştırdı, bir dizi karmaşık işlemi hızla yaptı. “Uzman çavuş, oradan uzaklaş!” diye bağırdı bir yüzbaşı. Elif duymadı bile. Saniyeler içinde tüm ağ geri geldi. Telsizler çalıştı, ekranlar açıldı, pilotlar ve komandolar tekrar haberleşmeye başladı.
Çadırda şaşkın bir sessizlik oldu. Herkes Elif’e bakıyordu. Kimse nasıl yaptığını anlamamıştı. Kimse onun aslında kim olduğunu bilmiyordu. Murat, az önce olağanüstü bir şeye tanık olduğunun farkındaydı.
10. Bölüm: Gerçeğin Ortaya Çıkışı
Acil durum komuta odasında, üst rütbeli komutanlar toplandı. Korgeneral Hakan Demir, “Ağı kim stabilize etti?” diye sordu. “O yaptı,” dedi Murat ve Elif’i gösterdi.
Demir bir an Elif’e baktı, sonra dondu. “Kara… Gerçekten sen misin?” dedi. “Sadece bir avuç insan onun hâlâ hayatta olduğunu biliyordu,” dedi Demir. “Eski Asubay Kıdemli Üstçavuş Elif Kara. Ordunun en yetenekli IGK sistemleri operatörlerinden biri. Dünyanın en düşmanca bölgelerinde timler için İHA yayınlarını, hava desteğini, elektronik gözetlemeyi ve hedeflemeyi koordine etti. Görevi silindi, koruma protokolüne alındı. Şimdi burada, uzman çavuş rütbesiyle evrak taşıyor.”
General Gürkan’ın yüzü bembeyaz kesildi. Makası, saçları, verdiği ceza… O anın ağırlığı altında ezildi.
Demir, Elif’in önünde durdu. Elini yavaşça kaldırdı, formalite değil, kazanılmış bir saygıyla selam verdi. Elif bir an durdu, sonra karşılık verdi. Odanın etrafında komandolar ayağa kalktı, havacı subaylar şapkalarını çıkardı, istihbaratçılar duruşlarını düzeltti. Kimse konuşmadı, kimse cesaret edemedi.
Elif sonunda konuştu: “Komutanım, sadece emirleri uyguluyordum. Başka bir şey değil.” Odanın içindeki herkes sustu. Alçak gönüllülük, onur ve gerçek güç sessizce yükseldi.
11. Bölüm: Sonrası
Takip eden günler daha sessiz geçti. Elif, her zamanki saatinde görevine geldi, panosunu taşıdı. Ne tören, ne duyuru, ne de üniformasında bir değişiklik oldu. Yüksek komuta, onu eski rütbesine döndürmeyi teklif etti. O ise, “Olmam gereken yerdeyim,” dedi. Alkış istemiyordu, geçmişinin tekrar gün ışığına çıkarılmasını istemiyordu.
Ama artık herkes onu görüyordu. Bir zamanlar arkasından gülen askerler şimdi doğruluyordu. Bir zamanlar görmezden gelenler başlarını eğiyordu. Asubay Murat Sönmez, ona yumuşak bir sesle evrak verdiğinde, sessiz bir gurur duyuyordu.
General Gürkan, komuta binasına geri dönmedi. Hakkında soruşturma açıldı. Kariyeri, kendi eylemlerinin ağırlığı altında çöktü. Elif ise, aynı koridorlarda yürümeye, aynı ölçülü adımlarla hareket etmeye devam etti. Sadece şimdi, insanlar nihayet onu görüyordu.
Gerçek güç nadiren kendini ilan eder. Çoğu zaman sessizce hareket eder. Kahramanlar her zaman en gürültülü olanlar değildir. Onlar genellikle gözden kaçırdıklarımızdır.
Elif, alaca karanlıkta tören alanını geçti. Güneş hangarların arkasında alçaldı. Foça’ya geldiğinden beri ilk kez, üzerine sessiz bir huzur çöktüğünü hissetti. Artık onu takip eden fısıltılar yoktu. Sadece ayak seslerinin yumuşak ritmi ve yıllarca görülmemiş savaşlar ve söylenmemiş fedakârlıklarla kazanılmış bir sakinlik vardı.
Onun hikayesi, cesaretin her zaman bağırmadığının, kahramanların çoğu zaman gözden kaçtığının bir hatırlatıcısıydı.
SON
News
प्रेग्नेंट महिला को बस में खड़े देख अपनी सीट दे दी थी ,कुछ साल बाद जो मिला वो कभी सोचा भी नहीं था
प्रेग्नेंट महिला को बस में खड़े देख अपनी सीट दे दी थी ,कुछ साल बाद जो मिला वो कभी सोचा…
Emekli Paşaların Gölgesindeki Yolsuzluk Korgeneral Ayla Sancak’ın İhanet Temizliği
Emekli Paşaların Gölgesindeki Yolsuzluk Korgeneral Ayla Sancak’ın İhanet Temizliği . . . Emekli Paşaların Gölgesindeki Yolsuzluk: Korgeneral Ayla Sancak’ın İhanet…
Türkler Sahada İş Bilmez” — 8 Dakika 30 Saniyede Cevap Verdiler
Türkler Sahada İş Bilmez” — 8 Dakika 30 Saniyede Cevap Verdiler . . . Başlangıç: Bir Tatbikat ve Bir Meydan…
Türk Hademe – “Köpeğim Ol” Diyen Yüzbaşıyı – Tek Hamlede Diz Çöktürdü
Türk Hademe – “Köpeğim Ol” Diyen Yüzbaşıyı – Tek Hamlede Diz Çöktürdü . . . Türk Hademe – “Köpeğim Ol”…
कनाडा में भारतीय लड़कियों का चौंकाने वाला कांड! जो सामने आया, उसने सबको सन्न कर दिया!
कनाडा में भारतीय लड़कियों का चौंकाने वाला कांड! जो सामने आया, उसने सबको सन्न कर दिया! . . . कनाडा…
इंस्पेक्टर मैडम चोर को पकड़ने पहुँची, सामने निकला तलाकशुदा पति | सच्ची कहानी | Emotional Story
इंस्पेक्टर मैडम चोर को पकड़ने पहुँची, सामने निकला तलाकशुदा पति | सच्ची कहानी | Emotional Story . . . इंस्पेक्टर…
End of content
No more pages to load






