Tahinli Kurabiye Yıllarca Kandırıldım Gizli Bir E posta Her Şeyi Değiştirdi!

.
.
.

TAHİNLİ KURABİYE

Bölüm I – Gece Yarısı Mesajı

Gece yarısına beş kala telefonum titredi.

Ekranda Kerem’in adı yazıyordu.

“Davet bitti. Yola çıktım.”

Sadece iki cümle. Noktasız, duygusuz, sıradan.

Oysa ben o iki cümlenin içine yıllardır anlam yüklemiştim.

Mutfağa geçtim. Buzdolabını açtım. Alt rafta duran son çilekleri çıkardım. Parmaklarım bir an duraksadı. Çileğe alerjim vardı. Çocukluğumdan beri. Ağzıma sürsem birkaç dakika içinde nefesim daralır, boğazım yanar, gözlerim kararırdı.

Ama Kerem çileği severdi.

Sevdiği şeyleri öğrenmek, zamanla benim sevgim olmuştu.

Tezgâha çilekleri dizdim. Yanına ballı, zencefilli ıhlamur koyacaktım. Uzun ameliyatlardan sonra eve yorgun döndüğünde içini ısıtsın diye.

Üç yıldır evliydik.

Yedi yıldır birlikte.

Ve ben üç yıldır her gece onun yorgunluğunu telafi etmeye çalışan bir kadın olmuştum.

Saat sabaha karşı altıya yaklaştığında kapı açıldı.

Kerem içeri girdi. Yorgun görünüyordu. Ama elinde kadife bir kutu vardı.

Kalbim istemsizce hızlandı.

Kutuyu açtığında içinden inci bir bileklik çıktı. Bir yıldır vitrinine bakıp iç geçirdiğim o bileklik.

“Senin için,” dedi. “Dün gece iki acil ameliyat vardı. Nöbet odasında sızmışım. Yıl dönümümüzü mahvettim. Kızma.”

Yüzüme bir tebessüm yerleştirdim. Ama içimde bir şey yerinden oynamıştı.

Tezgâhtaki ıhlamur poşetini çöpe attım.

Çilekleri kedimiz Pamuk’un mama kabına bıraktım.

Boş çaydanlığı gören Kerem kaşlarını kaldırdı.

“Çay demlemedin mi?”

Dolaptan bir bardak çıkardım. İçine su doldurdum. Bir tutam tuz ekledim.

“Ihlamur bitmiş,” dedim. “Bu da iyi gelir. İçtikten sonra bardağını yıkarsın. İşe geç kalıyorum.”

Şaşkın bakışlarını arkamda bırakarak odadan çıktım.

Çünkü bir gece önce her şey değişmişti.


Bölüm II – Safir Kolye

Dün öğleden sonra en yakın arkadaşım Zeynep aramıştı.

“Kerem’i Kapalıçarşı’da gördüm,” demişti. “Ünlü bir kuyumcudan safir kolye alıyordu.”

O an kalbim yerinden çıkacak gibiydi.

Üçüncü evlilik yıl dönümümüzdü.

O kolyeyi bana almış olmalıydı.

Akşam yatak odamızı süsledim. Gül yaprakları serptim. En sevdiğimiz şarabı açtım. En güzel elbisemi giydim.

Saat on biri geçti.

On iki oldu.

Bir yandan Instagram’da geziniyor, bir yandan bekliyordum.

Ve sonra Aslı’nın hikâyesini gördüm.

“Değerlimden en değerli hediye. Zevkimi unutmaman ne güzel.”

Fotoğrafta Kerem vardı.

Elinde safir kolye.

Kolye Aslı’nın boynundaydı.

İkinci fotoğrafta gül bahçesinde sarılıyorlardı.

O an anladım.

Benim evlilik yıl dönümüm, Aslı’nın doğum günüydü.


Bölüm III – Gizli E-Posta

Yatak odasına gidip dizüstü bilgisayarımı açtım.

Tam o sırada bir e-posta düştü.

Gönderen: Aslı.

Konu: “Sevilmeyen kadın üçüncü kişidir.”

Eklerde beş adet günlük sayfası vardı.

Kerem’in lise yıllarında Aslı’ya yazdığı cümleler.

“Sensiz bir hayat düşünemiyorum.”

“Bir gün mutlaka sana geri döneceğim.”

Ayrıca samimi fotoğraflar…

Bir geçmişin içinde kayboldum.

Ben Kerem’le üniversitede tanışmıştım.

İstanbul Üniversitesi Tıp Fakültesi oryantasyon gününde bayılmıştım.

Kalabalığın içinden bir erkek sesi yükselmişti:

“Çekilin biraz.”

Gözlerimi açtığımda beni kucağında taşıyan Kerem’i görmüştüm.

“Merhaba,” demişti. “Ben Kerem.”

O gün başlayan hikâye, yedi yıl sürmüştü.

Ama şimdi öğrendiğim şey şuydu:

Ben onun ilk hikâyesi değildim.

Yarım kalmış bir hikâyenin devamıydım.


Bölüm IV – Belgrad Ormanı

Geçen ay doğum günümdü.

Kerem iş seyahati demişti.

Ama komşum Ayşe Hanım aradı.

“Belgrad Ormanı’nda gördüm,” dedi. “Bir kadın ve çocukla piknik yapıyordu.”

Arabaya atlayıp gittim.

Kerem ve Aslı aynı sandviçi paylaşıyordu.

Yanlarında küçük bir çocuk vardı.

Can.

Aslı’nın oğlu.

Çocuk Kerem’e “Baba” demiyordu belki ama bakışı öyleydi.

Kerem beni kenara çekti.

“Rezalet çıkarma,” dedi. “Çocuğun babası yok. Ona destek oluyorum.”

“Peki bana söylediğin iş seyahati?” dedim.

Cevap vermedi.

O gün kalbim ilk kez ciddi anlamda kırıldı.


Bölüm V – Çorba

Akşam eve döndüğümde masa hazırlanmıştı.

Mantar çorbası vardı.

Kerem yemek yapmıştı.

Telefonu çaldı.

Arayan Aslı’ydı.

Bir süre sonra Kerem panikle ayağa kalktı.

“Aslı’nın midesi çok kötü. İlaç götürmem lazım.”

Tam o anda boğazım yanmaya başladı.

Nefesim daraldı.

Bu benim çilek alerjimdi.

Ama çilek yememiştim.

Sonra anladım.

Aslı o gün evimize gelmişti.

Mantar çorbasının içine çilek düşmüştü.

Belki kazara.

Belki değil.

Hastaneye gittiğimde Kerem’i ve Aslı’yı yan yana gördüm.

Aslı başını onun omzuna yaslamıştı.

Can Kerem’e sarılmıştı.

Ve “Elif teyze annemi sevmiyor,” diyordu.

O an yüzüğümü çıkarıp Kerem’e fırlattım.

“Boşanalım,” dedim.