Tutsak Komando – Modern Teknoloji – Beyniyle Orduları Yenen Kadının Doğuşu
.
.
Tutsak Komando – Modern Teknoloji – Beyniyle Orduları Yenen Kadının Doğuşu
Sırtını dayadığı beton sığınağın demir kapısının ardında yedi aç kurdun nefesini hissediyordu. Binbaşı Alparslan Kaya, Türk Özel Kuvvetlerinin çelikten iradesi, bedeni şarapnel ve kurşun yaralarıyla adeta bir haritaya dönmüştü. Soğuk namluların gölgesinde, Panin pençesinde titreyen Amerikalı kadın subayı korumak için kendi vücudunu siper etmişti. Dışarıdaki paralı askerler, tepeden tırnağa en son teknoloji silahlarla donatılmış, insan hayatını bir hiç sayan buleş yiyiciler, termal kameralı füzeler ve ölümcül lazer tuzaklarıyla onları bu beton mezara hapsetmişti.
Yine de Alparslan’ın yüzünde ne bir korku kırıntısı ne de bir teslimiyet ifadesi vardı. Sakin bir harekette titreyen kadının elini kavradı ve kendi göğsüne, kalbinin üzerine bastırdı. O elin altından yayılan ritmik ve sarsılmaz vuruşlar kelimelerin anlatamayacağı bir metanet fısıldıyordu. Hiç kimse o anki sessizliğin birazdan kopacak akıl almaz bir karşı saldırının başlangıç melodisi olduğunu tahmin edemezdi. Keskin bir zeka, sarsılmaz bir cesarette birleştiğinde en gelişmiş teknoloji bile diz çökerdi. O kibirli avcılar avlarının aslında kim olduğunu anladıklarında bunun bedelini en saf dehşette ödeyeceklerdi.
Bir yürek, bir ordu dolusu makineye kafa tutabilir miydi?

Dağlar ve Fırtınalar Arasında
Dağların zirvesini döven doluyla karışık yağmur gökyüzünden dökülmüyor, adeta kırbaç gibi savruluyordu. Binlerce cam parçası gibi havayı yaranlar, çürümüş yaprak ve çamur tabakasının üzerindeki tüm sesleri boğuyordu. Bu beyaz ve kaotik perdenin ortasında 3 tonluk sırlı hum ve sırtüstü devrilmiş çaresiz bir böcek gibi duruyordu. Dört tekerleği hala boşlukta anlamsızca dönüyor, bükülen metalin ve yanan lastiğin acı dolu çığlıklarını havaya salıyordu. Yükselen kara duman anında yağmurla eziliyor. Etrafa kesif bir yanık makine yağı ve ölüm kokusu yağıyordu.
Yüzbaşı Katrin ya da arkadaşlarının seslendiği gibi Kate baş aşağı asılı kalmıştı. Tüm dünya gözlerinde ters dönmüştü. Emniyet kemeri göğüs kafesine bir mengene gibi oturmuş, ciğerlerini sıkıştırarak nefes almasını imkansız kılmıştı. Alnındaki derin kesikten sızan kan, yerçekimine meydan okurcasına yukarı doğru akıyor. Göz çukurlarında birikerek canını yakıyordu. Bağırmaya çalıştı ama boğazından çıkan tek ses boğuk bir hırıltı oldu.
“Tanrım, yardım edin,” sesi dağları inleten fırtınanın ultusunda kaybolup gitti. Kate West Point Akademisi’ne özel olarak yetiştirilmiş bir siber savaş uzmanıydı. Birkaç klavye tuşuyla koca bir uydu ağını yönetebilecek kapasitedeydi. Ama burada, bu yeşil ıslak ve acımasız cehennemin ortasında bildiği algoritmaların, yazdığı kodların hiçbir anlamı kalmamıştı. O sadece tuzağa düşmüş, panik içinde ve umutsuz bir avdı.
Uzaklardan gelen silah seslerini, arkadaşlarının çığlıklarının nasıl yavaşça kesildiğini duymuştu. Patlamadan sonra çöken o derin sessizlik bombanın sesinden bile daha korkutucuydu. Aniden aracın paramparça olmuş ön camını bir karartı kapladı. Bu ne arkadaşlarından biriydi ne de onları avlayan paralı askerler.
Binbaşı Alparslan Kaya ve Mucize
İçeri bir el uzandı. Nasırlaşmış kaba bir eldi bu. Parmak boğumları asırlık bir çınar ağacının kökleri gibi kalın ve sertti. Elin üzeri makine yağı ve taze kanı kaplıydı ama zerre kadar titremiyordu. O Kate’in çelik yeleğinin yakasını kavradı ve sertçe çekiştirdi. Kate irkilerek çığlık atmak üzereydi ki aynı el ağzını kapattı. Elin baskısı o kadar güçlüydü ki bir an çenesinin kırılacağını sandı.
“Sus,” kısa, net ve soğuk bir emir. Türkçe söylenmişti ama tonlamasındaki kesinlik evrenseldi. Kate, yağmur ve duman perdesinin arasından gözlerini sonuna kadar açarak baktı. Binbaşı Alparslan Kaya’dı. Göreve çıkmadan önce hakkında sadece dosyasından bilgi sahibi olduğu Türkiye’den gelen bir askeri gözlemci. Sürekli bir köşede oturan, kimseyle konuşmayan, eski püskü, rengi solmuş potlarını temizlemekten başka bir şey yapmayan, etrafındaki gürültücü ve jilet gibi Amerikalı subaylardan tamamen farklı, suskun bir adam. İşte o adam şimdi devrik aracın dışında asılı duruyordu. Gözleri bir hançer gibi keskindi. Yüzünde korkunun zerresi yoktu. Sadece tecrübeli bir avcının mutlak odaklanması vardı.
Boynundan köprücük kemiğine doğru inen derin yara izi aldığı her nefeste hafifçe seyriyordu. Alparslan ikinci bir kelime etmedi. Sağ eliyle belindeki tırtıklı komando bıçağını çekti ve bir hamlede emniyet kemerini kesti. Kate’in bedeni aracın tavanına sertçe düştü. Başı dönüyor, dünyası kararıyordu. Ama kendine gelmesine fırsat kalmadan o nasırlı el yine yeleğinin kayışından yakalamış, onu bir çuval gibi dışarı sürüklemeye başlamıştı.
Alparslan gök gürültüsünün arasında boğuk bir sesle küfledi. Ona yardım etmiyor, onu resmen çekiyordu. Kiside kayarak çamur ve dikenli bitki kökleriyle dolu bir yamaçtan aşağı yuvarlandılar. Çamur Kate’in burnuna ve ağzına doldu. Çırpınmaya, ayağa kalkıp kaçmaya çalıştı. Ama pelteye dönmüş bacakları beyninin komutlarını dinlemiyordu.
Zorlu Geçiş ve Yoldaşlık
“Ayağa kalk. Burada gebermek mi istiyorsun?” diye bağırdı Alparslan. Koltuk altından yakaladığı gibi onu sürüklemeye devam etti. Ham o sırada farklı bir ses duyuldu. “Vızz, vız, vız!!” Bu ne yağmurun sesiydi ne de bir böceğin. Bu yüksek teknolojili ölümün sesiydi. Alparslan aniden durdu. Kulakları seyriyordu. O hayatının çoğunu mayın tarlaları ve pusularla dolu sınır ormanlarında geçirmiş bir askerin refleksleriydi. Orada duyulan her yabancı ses ölüm demekti. Yat yere. Alparslan Kate’in tepki vermesini beklemedi. Üzerine atladı. Islak ve ağır bedenini kullanarak onu dev bir ağacın dibindeki buz gibi çamur birikintisine bastırdı. Kate’in yüzü çürümüş yaprakların kesif kokusuyla birlikte çamura gömüldü.
Teknolojiye Karşı İnsan Zekası
.
Nefesi kesiliyordu. Kurtulmak için çırpınmaya çalıştı ama Alparslan omuzlarını demir bir kelepçe gibi kavramıştı. “Kımıldama,” diye fısıldadı kulağına. Sıcak nefesi ucuz sigara ve yoğun kan kokusuyla birlikte Kate’in ensesine çarpıyordu. Tam tepemizde, çamurlu gözlerinden birini araladı. Gri gökyüzünde sık ağaç yapraklarının arasından süzülen dev bir örümceğe benzeyen siyah bir cisim sessizce kayıyordu. En modern askeri keşif dronelarından biriydi. Karnının altındaki yuvarlak kamera habis bir göz gibi sağa sola dönüyor, yaşam belirtisi aramak için yere görünmez kızıl ötesi ışınlar yolluyordu.
Kate durumu anladı. Ateşi vardı. Alnındaki yara ve yaşadığı şok vücut ısısını tehlikeli derecede yükseltmişti. Odron’un termal ekranında soğuk orman zemininde parlayan kıpkırmızı bir alev topu gibi görünüyor olmalıydı. O yürüyen bir hedef tahtasıydı. Bu korkunç gerçek kalbinin göğüs kafesini parçalamak istercesine atmasına neden oldu. Güm güm güm kalp atışlarının bile o makine tarafından duyulacağından korkuyordu. Ama Alparslan aklının ucundan bile geçmeyecek bir şey yaptı. Sadece üzerine yatmakla kalmıyor. Avuç avuç çamuru alıp hem kendi üzerine hem de Kate’in üzerine sıvıyordu. Çamur buz gibiydi. O, bir Türk askerinin sırtını, bir Amerikalı kadının bedenini tamamen gizlemek için bir kalkan olarak kullanıyordu. Kendi vücut ısısının ateşli kadından daha düşük olduğunu ve kalın yeleği ile çamur tabakasının dronun sensörlerini yanıltarak ısıyı dağıtacağını biliyordu.
Bir Türk Subayının Kararlılığı
Hayatını ölüme karşı bir kumara yatırıyordu. “Nefesini tut, derin nefes alma,” diye fısıldadı Alparslan. Sesi alçalmış, sanki toprağın kendisi konuşuyormuş gibi derinden geliyordu. “Kendini bir taş, çürük bir kütük gibi düşün. İnsan olma.” Kate kaskatı kesilmişti. Gözyaşları yağmur sularına karışıp yanaklarından süzülüyordu. Alparslan’ın ağırlığı altında göğsünü hissedebiliyordu. Kalbi yavaş, sakin ve tuhaf bir şekilde düzenli atıyordu. Hiç panik yoktu. Sadece inatçı, sabırlı bir direniş vardı.
News
💔 DÜK HAFIZASINI KAYBETMİŞTİ, O KURTARILDIĞINDA O KIZ HAMİLEYDİ — AMA ANILARI GERİ GELİNCE…
💔 DÜK HAFIZASINI KAYBETMİŞTİ, O KURTARILDIĞINDA O KIZ HAMİLEYDİ — AMA ANILARI GERİ GELİNCE… . . Başlangıç Ormanların derinliklerinde, geceyi…
Akala Lola lang: Lumaban sa ilegal na checkpoint! Mayabang na pulis, minalas!
Akala Lola lang: Lumaban sa ilegal na checkpoint! Mayabang na pulis, minalas! . . . Akala Lola Lang: Lumaban sa…
BILYONARYO INILIGTAS ANG BUNTIS NA DALAGA NA NAHULOG SA GUSALI, ITO PALA ANG NAWAWALA NYANG ANAK..
BILYONARYO INILIGTAS ANG BUNTIS NA DALAGA NA NAHULOG SA GUSALI, ITO PALA ANG NAWAWALA NYANG ANAK.. . . . Bilyonaryo…
Nakita ng Bilyonaryo ang Babaeng Namamalimos Kasama ang Kambal — Siya Pala ang Dating Pag ibig Niya
Nakita ng Bilyonaryo ang Babaeng Namamalimos Kasama ang Kambal — Siya Pala ang Dating Pag ibig Niya . . ….
Operations Center – Gumuho sa Gulat – Dahil sa Isang Salita ng Babaeng Minamaliit Nila
Operations Center – Gumuho sa Gulat – Dahil sa Isang Salita ng Babaeng Minamaliit Nila . . . “Operations Center…
PART 2-CASE CLOSED: PINAY,PINAGSABAY ANG 2 AMERIKANO,P1NATAY AT B1NAON SA US [ Tagalog Crime Story ]
PART 2-CASE CLOSED: PINAY,PINAGSABAY ANG 2 AMERIKANO,P1NATAY AT B1NAON SA US [ Tagalog Crime Story ] . . . Ang…
End of content
No more pages to load






