Uber, beni ve kocamı bir otele bıraktığını söyledi.Fotoğrafta onunla birlikte olan kadını gördüğümde
.
.
“Uber, beni ve kocamı bir otele bıraktığını söyledi… Fotoğrafta onunla birlikte olan kadını gördüğümde…”
İstanbul Havalimanı’nın otomatik kapıları iki yana açıldığında, yüzüme çarpan nemli hava ve tanıdık uğultu beni gerçekliğe geri çağırdı. İki haftadır Ankara’daydım. Grafik tasarım üzerine aldığım yoğun eğitim bedenimi yormuştu ama zihnimi diri tutmuştu. Valizimi sürüklerken camlı bölmede yansıyan yüzüme baktım. Otuz bir yaşındaydım. Bakır kızılı saçlarım omuzlarıma dökülüyor, yüzümdeki çiller hâlâ çocukluğumdan kalma bir imza gibi duruyordu. Eskiden saklamaya çalışırdım; şimdi onlarla barışıktım. İnsanlar ismimi unuturdu belki ama yüzümü değil.
Telefonumu uçak modundan çıkardım. Ekrana düşen ilk mesaj Cem’dendi:
Hayatım, toplantı çok uzadı. Seni almaya gelemiyorum. Taksiyle geçebilir misin? Evde görüşürüz.
İçimde hafif bir hayal kırıklığı oldu. Beş yıllık evliliğimizde Cem’in işkolikliğine alışmıştım. O küçük bir inşaat ofisinden kendi şirketini kurmuştu; ben de yetimhaneden çıktıktan sonra hayatımı tek başıma inşa etmiştim. Birbirimizin kimsesiydik. O benim sığınağım, ben onun limanıydım. Çocuğumuz yoktu ama eksikliğini hissetmiyorduk. Biz bize yetiyorduk.
Uygulama üzerinden çağırdığım siyah sedan önümde durdu. Şoför kır saçlı, babacan tavırlı bir adamdı. Valizi bagaja koyarken gülümsedi. “Hoş geldiniz hanımefendi.” Arka koltuğa yerleştim. Trafik başlamadan eve varmak, Cem’in boynuna sarılmak, Ankara maceralarını anlatmak istiyordum.
Araç otoyola çıktığında şoför dikiz aynasından bana baktı. Göz göze geldik. “Tekrar görüşmek ne güzel,” dedi neşeli bir sesle. “Sizi bu kadar çabuk tekrar ağırlamak şaşırttı beni.”
Kaşlarımı çattım. “Sanırım karıştırdınız,” dedim kibarca. “İki haftadır Ankara’daydım. Bugün döndüm.”
Şoför güldü, başını iki yana salladı. “Yok hanımefendi, benim hafızam kuvvetlidir. Sizi unutmak mümkün mü? O kızıl saçlar, o çiller… Daha iki hafta önce tam bu saatlerde sizi ve eşinizi Kadıköy’den aldım. Bebek’te o lüks otele bıraktım.”
Kanım dondu. Ellerim buz kesti. “Yanlışınız var,” dedim titrememi bastırarak. “O tarihte burada değildim.”
Şoförün yüzü ciddileşti. Kırmızı ışıkta durduk. Tabletini bana çevirdi. “Bakın,” dedi. “Araç içi güvenlik kamerası bazen otomatik fotoğraf alır. Sistem kaydediyor.”
Kalbim göğsümü yumrukluyordu. Bir yanım bakma diyordu; diğer yanım gerçeğin soğuk nefesini ensesinde hissediyordu. Tableti elime aldım. Fotoğraf karanlıktı ama yüzler seçiliyordu. Arka koltukta Cem vardı; üzerindeki mavi gömlek, geçen yıl ona aldığım hediye. Yanında bir kadın… Uzun bakır kızılı saçlar, çiller, gülüş… Başını Cem’in omzuna yaslamış, kolunu tutuyordu. İlk bakışta o kadının ben olduğunu sanabilirdiniz. Ama değildim.
Telefon elimden düştü. Dünyada bana ikizim kadar benzeyen tek bir insan vardı: kuzenim Fulya.
Fotoğraftaki tarih, Ankara’ya gittiğim günün akşamıydı. Ben otel odasında notlarımı düzenlerken, kocam ve kuzenim İstanbul’un en pahalı otellerinden birine gidiyorlardı. Cem’in “toplantıdayım” dediği saatlerde…
Eve vardığımızda Cem’in arabası kapının önündeydi. Işıklar yanıyordu. Şoföre parayı uzatırken gözlerine bakamadım. Anahtarı deliğe sokarken duraksadım. İçeriden televizyon sesi geliyordu. Kapıyı açacak, bana sarılacak, “Hoş geldin canım” diyecekti. Yalan söyleyen dudaklarla beni öpecekti.
Anahtarı çevirdim.

Kapıyı açtığımda sıcak hava ve fırından yayılan börek kokusu yüzüme çarptı. Cem mutfak önlüğüyle belirdi. O tanıdık, güven veren gülümsemesi vardı. “Hoş geldin hayatım,” dedi ve sarıldı. Bedenim kaskatı kesildi. O kollar beş yıldır sığınağımdı; şimdi yabancıydı.
“Buz gibisin,” dedi.
“Yorgunluk,” diye mırıldandım.
Antredeki aynada kendimle yüzleştim. Yetimhaneden çıkmış o küçük kız, tırnaklarıyla bu hayatı kazımıştı. Hataya yer yoktu. Cem de benim gibiydi. Evliliğimiz bir imza değil, ortaklıktı.
Salona geçtiğimde fotoğrafa takıldı gözüm. Geçen yaz İzmir’de çekilen o kare: ben, Cem, teyzem ve Fulya. Aynı saçlar, aynı çiller… Ama ben farkı bilirdim. Ben rüzgâra karşı yürümüştüm; Fulya rüzgâr nereye eserse oraya savrulmuştu.
Cem çayla geldi. “İzmir ekibini mi özledin?”
“Bilmem,” dedim. “Sadece ne kadar benzediğimize bakıyorum.”
“Dışınız benziyor,” dedi rahatça. “İçiniz bambaşka. Sen güçlüsün. Fulya şımarık.”
Bu cümleler eskiden içimi ısıtırdı; şimdi boşluk yaratıyordu.
O gece uyumadım. Cem uyurken, ben pusuya yattım. Salonda fotoğrafa baktım. Şoförün sözleri kulaklarımda çınladı: Siz ve eşiniz çok aşıktınız. Adam bizi karıştırmamıştı; gördüğüne inanmıştı. Çünkü Fulya, benim yerime geçmişti. Saçlarını benim gibi taramış, benim tarzımda giyinmiş, benim kocamın koluna girmişti. Bu bir aldatma değildi; kimliğimin çalınmasıydı.
Cem’in ceketinin cebinden bir otopark fişi çıktı: Bebek valet. Tarih ve saat… O akşam bana “evdeyim” dediği saat. Sonra gizli bir kredi kartı ekstresi buldum. Bebek’te otel, lüks restoranlar, kuyumcu… Mesajlar… “Gerçek Melis sensin,” yazmıştı Cem. “O soluk bir kopya.”
Ağlamadım. Soğukkanlılaştım. Kanıtları topladım. Dosyanın adını koydum: Terazi.
Sabah Cem “şantiye” dedi ve çıktı. Pencereden izledim. Telefonuna mesaj yazdı, aynada saçını düzeltti. O gülümseme bana ait değildi artık. Korku yoktu içimde; berraklık vardı.
Teyzemi aradım. O yumuşak sesiyle “Fulya yanımda” dedi. Aynı anda gizli karttan bildirim düştü: Moda Deniz Kulübü. Yalanlar artık canımı yakmıyordu; gücümü artırıyordu.
Planımı yaptım. Davet. Cumartesi akşamı. Annemin tarifleriyle bir sofra. Masanın ortasına bırakılacak sarı bir zarf.
O akşam kapı çaldı. Teyzem gülümsedi. Fulya benim elbiseme benzeyen bir kıyafetle içeri girdi. Cem iki kadın arasında zehirli bir gururla masanın başına geçti. Ana yemek bittiğinde ayağa kalktım.
“Tatlıdan önce bir sürprizim var.”
.
Sarı zarf masanın ortasına düştü. Fotoğraflar, fişler, faturalar, mesajlar… Sessizlik. Cem’in yüzü bembeyaz. Fulya öfkeyle baktı. Teyzem soğukkanlıydı.
Fulya meydan okudu: “O beni seviyor. Sen sadece engeldin.”
Gülümsedim. “Benim yüzümü giyerek mi sevdirdin kendini?”
Teyzem “Terazi dengelendi,” dedi.
Ayağa kalktım. “Evet. Ama sizin sandığınız gibi değil.”
Alyansımı masaya bıraktım. “Yarın boşanma davası açıyorum. Tüm deliller avukatımda. Herkes öğrenecek.”
Arkamı döndüm. O masada enkaz kaldı.
Sabah lacivert takımımı giydim. Avukatım dosyayı kusursuz buldu. Hisseler, tazminat… Tek celsede bitti. Numaralar değişti. Bağlar kesildi. Lara’da denizi gören bir daire tuttum. İstanbul’un gürültüsü üzerimden aktı.
Sahilde yürürken düşündüm: Ben oyunu kaybetmemiştim. O oyundan tiksinip masayı terk etmiştim. Değerim bir soyadda, bir semtte değildi. Yetimhanenin soğuk koğuşlarında inşa ettiğim gücümdeydi.
Akşam bilgisayarımı açtım. Yeni projeler. Yeni bir hayat. Telefonum çaldı; her şey bitmişti. Sessizlik servetim oldu.
Bu bir son değildi.
Bu, kendime ait bir başlangıçtı.
News
MİLYONER, ESKİ EVİNDE GİZLİCE YAŞAYAN BİR KADIN VE ÇOCUKLAR BULUR… VE YAPTIĞI ŞEY…
MİLYONER, ESKİ EVİNDE GİZLİCE YAŞAYAN BİR KADIN VE ÇOCUKLAR BULUR… VE YAPTIĞI ŞEY… . . . MİLYONER, ESKİ EVİNDE GİZLİCE…
Bahu Ny Bemar Saas ke Sath Kiya Bara Zulm – Bewakoof Bahu – Very Emotional Real Story Sachi kahani
Bahu Ny Bemar Saas ke Sath Kiya Bara Zulm – Bewakoof Bahu – Very Emotional Real Story Sachi kahani ….
घमंडी पहलवान vs 70 साल का बूढ़ा: कौन जीता? 😱
घमंडी पहलवान vs 70 साल का बूढ़ा: कौन जीता? 😱 . . . घमंडी पहलवान vs 70 साल का बूढ़ा…
Police ने रोका Indian Army का Truck 😱 फिर जो हुआ…
Police ने रोका Indian Army का Truck 😱 फिर जो हुआ… . . . . Police ने रोका Indian Army…
मैं 10 साल गुलामी करूँगा, बस मेरी माँ को बचा लीजिये” – डॉक्टर से एक बेघर बच्चे की विनती। 😭
मैं 10 साल गुलामी करूँगा, बस मेरी माँ को बचा लीजिये” – डॉक्टर से एक बेघर बच्चे की विनती। 😭…
अकेला फौजी पड़ा सब पर भारी! जब थाने पहुंचा पूरा आर्मी काफिला
अकेला फौजी पड़ा सब पर भारी! जब थाने पहुंचा पूरा आर्मी काफिला . . . अकेला फौजी पड़ा सब पर…
End of content
No more pages to load






