Üniformalı Zorba, Tokat Attığı Kadının Kim Olduğunu Öğrenince Dünyası Yıkıldı!

.

Üniformanın Ardındaki Yüz

Sabah güneşi, Gültepe’nin dar sokaklarına ağır ağır yayılırken semt pazarı çoktan kurulmuştu. Tezgâhlar renk renk sebzelerle dolu, esnafın sesi birbirine karışmıştı. Taze maydanoz kokusu, portakal kasalarının turunç ferahlığına karışıyor; çocuklar annelerinin eteklerine tutunup kalabalığın arasında kaybolmamaya çalışıyordu. Hayat bütün karmaşasıyla akıyordu.

O sabah pazara gelenlerden biri de kimsenin tanımadığı sade giyimli bir kadındı. Solgun bir hırka, düz bir etek, başında basit bir eşarp… Yüzünde neredeyse hiç makyaj yoktu. Sıradan bir vatandaş gibi görünüyordu. Oysa o, Gültepe’nin yeni atanan kaymakamı Elif Yalçın’dı.

Elif göreve başlayalı henüz iki ay olmuştu. Masasının üzerinde dosyalar, raporlar, istatistikler birikiyordu. Ama o, kağıtların anlattığıyla yetinmek istemiyordu. Bir ilçeyi gerçekten tanımanın yolu halkın arasına karışmaktan geçerdi. Koruma aracını ve resmi kimliğini geride bırakıp tek başına pazara gelmesinin nedeni buydu.

Tezgâhların arasında dolaşırken insanların yüzlerini inceliyor, konuşmalarını dinliyordu. Kimi hayat pahalılığından yakınıyor, kimi çocuğunun okul masrafını düşünüyor, kimi de sadece günü kurtarmanın hesabını yapıyordu.

Köşede, diğer tezgâhlara göre daha küçük ve mütevazı bir manav dikkatini çekti. Tezgâhın arkasında yorgun ama sıcak bakışlı bir kadın vardı. Adı Fatma’ydı. Önündeki domatesler kusursuz değildi ama özenle dizilmişti.

Elif fiyat sormak için eğildiğinde küçük bir çocuk koşarak geldi.

“Anne hadi, geç kaldım!” dedi nefes nefese.+

Fatma oğlunun saçlarını okşadı. “Dur Ali, abla alışveriş yapacak. Onu verip hemen gidelim.”

Elif o sahneyi izlerken içi ısındı. Çocuğun telaşı, annenin mahcup sabrı… Hayatın en sade hali buydu.

“Abla,” dedi Elif yumuşak bir sesle, “sen oğlunu okula bırak. Ben burada tezgâha bakarım.”

Fatma önce tereddüt etti. “Olur mu hanım kızım?”

“Elbette olur. Ben de anneyim,” dedi Elif gülümseyerek.

Fatma minnetle başını salladı ve Ali’nin elinden tutarak kalabalığa karıştı.

Elif küçük tabureye oturdu. Gelen müşterilere domates tarttı, para üstü verdi, hal hatır sordu. Kısa süreliğine de olsa başka bir hayatın parçası olmak ona iyi gelmişti.

Derken pazarın girişinden gürültülü bir motosiklet sesi yükseldi. Siyah ve pahalı bir motosiklet kalabalığı yararak ilerledi ve tam tezgâhın önünde durdu.

Üzerinde polis üniforması olan bir adam indi. Rütbesi komiserdi. Sert bakışlı, kendinden emin, hatta küstah bir hali vardı. Bu Komiser Yılmaz’dı.

Elif’i süzdü. “Fatma nerede?”

Tam o sırada Fatma geri döndü. Yılmaz’ı görünce yüzü soldu.

“Hoş geldiniz komiserim,” dedi başını eğerek.

Yılmaz hiç selam vermedi. “Bir kilo domates, yarım kilo salatalık. Çabuk.”

Fatma elleri titreyerek istenenleri doldurdu. Yılmaz poşetleri aldı. Tek kelime etmeden arkasını dönüp motosikletine yürüdü.

Elif şaşkınlıkla baktı. “Abla… para?”

Fatma’nın gözleri doldu. “O her gün böyle yapar. Para vermez. Bir kere karşı çıktım, tezgâhı yıkarım dedi. Mecbur susuyorum.”

Elif’in içi buz kesti. Bu bir alışveriş değildi; bu açık bir zorbalıktı.

O gece Elif uzun süre uyuyamadı. Sadece bir memurun hatası mıydı bu, yoksa daha derin bir çürümenin işareti mi?

Ertesi gün planını yaptı.

Yamalı bir şalvar, eski bir kazak giydi. Başına yazma bağladı. Yüzüne hafif gölgeler yaparak daha yorgun göründü. Aynaya baktığında kendini tanımakta zorlandı.

Sabah erkenden pazara gitti ve Fatma’nın tezgâhını kurdu.

Öğleye doğru motosiklet sesi yine duyuldu.

Komiser Yılmaz geldi. Bu kez tezgâhta farklı birini görünce kaşlarını çattı.

“Sen kimsin?”

“Elif,” dedi kadın köylü şivesi takınarak. “Fatma ablam rahatsız.”

Yılmaz alaycı bir sırıtışla sebzeleri istedi. Elif sessizce tarttı, poşete koydu.

Yılmaz motoruna yönelirken Elif’in sesi yükseldi.

“Komiser bey, paranızı unuttunuz.”

Adam yavaşça döndü. “Ne parası?”

“Biz malı parayla alıyoruz. Emeğimizle satıyoruz. Parasını vermeden gidemezsiniz.”

Bu sözler Yılmaz’ın kibrine dokundu. Yüzü gerildi.

“Sen kimsin de bana hesap soruyorsun?” diye bağırdı.

Bir adım atıp Elif’e sert bir tokat indirdi.

Pazar bir an sustu.

Elif sendeledi ama düşmedi. Gözleri doldu ama ağlamadı.

“Bunun hesabını vereceksin,” dedi.

Yılmaz saçlarından tutup itti. “Kimi kime şikayet edeceksin?”

Ardından motosikletine atlayıp uzaklaştı.

Elif’in yanağı yanıyordu. Ama içindeki öfke daha da yakıcıydı.

O gün sıradan bir vatandaş gibi karakola gitti. Nöbetçi memur ilgisizdi. Bir süre sonra Başkomiser Murat geldi.

“Elimde şikâyet var,” dedi Elif.

Murat alayla baktı. “Dilekçe için bağış lazım. İki bin lira.”

“Rüşvet mi istiyorsunuz?” dedi Elif.

“Bağış,” diye düzeltti Murat.

Elif çantasından yirmi lira çıkarıp masaya koydu. “Hepsi bu.”

Murat parayı cebine attı. “Kimi şikayet ediyorsun?”

“Komiser Yılmaz’ı.”

O an odadaki hava değişti. Murat savunmaya geçti. “Belki yanlış anlamışsındır.”

Elif daha fazla konuşmadan çıktı.

Ertesi sabah karakolun önüne resmi makam aracı yanaştı.

Üzerinde resmi kıyafetiyle Kaymakam Elif Yalçın indi.

.
.

İçeri girdiğinde Yılmaz ve Murat kahve içiyordu. Onu görünce donup kaldılar.

Elif kimliğini masaya koydu.

“Ben bu ilçenin kaymakamıyım. Dün pazarda tokatladığınız kadınım. Dün karakolda rüşvet istediğiniz vatandaştım.”

İkisinin de rengi attı.

“Açığa alındınız,” dedi Elif soğuk bir sesle. “Hakkınızda idari ve adli soruşturma başlatılacak.”

Yılmaz dizlerinin üzerine çöktü. “Bir şans…”

Elif sustu. Uzun bir an onları izledi.

“Son bir şans,” dedi sonunda. “Ama en ufak bir şikâyette bizzat takipçisi olurum.”

Silahlarına ve kimliklerine el konuldu.

O gün karakolda bir milat oldu.

Şikâyetler ücretsiz alınmaya başlandı. Denetimler arttı. Pazar esnafı rahatladı.

Fatma artık korkmadan satış yapıyordu. Polisler alışveriş yapıp parasını ödüyor, hatta halini hatırını soruyordu.

Elif bir akşam makam odasında tek başına otururken yanağındaki o hafif sızıyı hatırladı. O tokat sadece ona atılmamıştı; yıllardır susturulan herkeseydi.

Ama o gün bir şey değişmişti.

Çünkü güç, üniformada değil; vicdandaydı.

Ve adalet, cesaretle ayağa kalkan tek bir insanla bile yeniden doğabilirdi.