Van Gölü Kıyısında Açılan İşaret — İlk Gün Bir Şey Olmadı, Geceyle Birlikte Başladı

.
.
.

Van Gölü kıyısında başlayan o esrarengiz olaylar, yalnızca küçük bir köyün kaderini değil, aynı zamanda insan aklının sınırlarını da zorlayan bir bilinmezliğin kapısını aralamıştı. 1892 yılının sonbaharında, Akdamar Adası’na yakın, göl kıyısında kurulmuş mütevazı bir balıkçı köyünde hayat her zamanki gibi sakin ve tekdüzeydi. Günler balıkçılıkla, geceler ise yorgunlukla geçerdi. Ancak bir akşam, gün batımının ardından gölün yüzeyinde beliren o tuhaf ışık, bu sıradan düzeni geri dönülmez biçimde değiştirecekti.

Köyün en yaşlı sakinlerinden biri olan Mehmet Efendi, o akşam penceresinden dışarı bakarken gölün üzerinde alışılmadık bir parlaklık fark etti. Seksen yılı aşkın ömründe nice fırtınalar, sisler ve doğa olayları görmüştü ama bu bambaşkaydı. Işık, suyun altından yukarı doğru yükseliyor, sonra da sanki görünmez bir el tarafından yönlendirilirmiş gibi kıyıya doğru ilerliyordu. İlk başta bunun bir yanılsama olduğunu düşündü. Belki gözleri onu yanıltıyordu. Ancak ışık giderek belirginleşti ve sonunda göl kıyısında kusursuz bir daire çizer gibi şekil aldı.

Ertesi sabah köylüler bu olayı duyduğunda büyük bir merakla kıyıya akın etti. Gördükleri manzara karşısında ise hayrete düştüler. Kumun üzerinde, neredeyse kusursuz bir geometriyle çizilmiş büyük bir daire vardı. Dairenin içinde ise anlam veremedikleri semboller yer alıyordu. Daha da garibi, kumun sertleşmiş olmasıydı. Sanki birisi o alanı taş haline getirmişti. Dokunanlar tuhaf bir his duyduklarını söylüyor, bazıları baş dönmesi yaşıyordu.

İlk günlerde köy halkı bu olayı ciddiye almadı. Ancak geceler ilerledikçe durum değişmeye başladı. Göl kıyısından garip sesler geliyordu. Fısıltıya benzeyen ama anlam taşımayan uğultular… Bazı köylüler gece pencerelerinden baktıklarında kıyıda hareket eden siluetler gördüklerini iddia etti. Bu siluetler insana benziyordu ama hareketleri doğaüstüydü; sanki yere basmadan süzülüyorlardı.

Olaylar ilerledikçe köyde korku yayılmaya başladı. Çocuklar akşamları dışarı çıkamaz oldu. Kadınlar işlerini gün batmadan bitirmeye çalışıyor, erkekler ise geceleri nöbet tutuyordu. Köy imamı Hafız Mehmet Efendi, işaretin herhangi bir dini sembolle ilgisi olmadığını belirtti. Bu durum, köylülerin endişesini daha da artırdı.

Kısa süre sonra ilk kayıp yaşandı. Yusuf Ağa’nın torunu Mehmet, akşam namazından sonra eve dönerken ortadan kayboldu. Ardından başka kayıplar da geldi. Hepsinin ortak noktası, akşam saatlerinde göl kıyısına yakın olmalarıydı. Ne bir çığlık duyulmuştu ne de bir mücadele izi vardı. İnsanlar adeta buharlaşıp yok oluyordu.

Köy muhtarı Hasan Ağa durumu yetkililere bildirdi. Ancak merkezin olaya müdahale etmesi zaman aldı. Bu süreçte köydeki korku giderek büyüdü. Bazı ailelerin kapılarının önünde aynı sembollerin küçük versiyonları belirmeye başladı. Kimse bunların ne zaman ve nasıl çizildiğini görmemişti.

Bir gece, hamile bir kadın olan Zeynep’in doğum sancıları başladı. Ebe Hatice Hanım ve birkaç köylü, mecburen gece vakti göl kıyısından geçerek Zeynep’in evine gitmek zorunda kaldı. Doğum başarıyla gerçekleşti, ancak dönüş yolunda içlerinden biri, Ali, kayboldu. Kimse onun ne zaman ortadan kaybolduğunu fark etmemişti.

Bu olaydan sonra köyde panik zirveye ulaştı. Artık kimse kendini güvende hissetmiyordu. Bunun üzerine bölgenin tanınmış alimlerinden Hafız Osman Efendi köye davet edildi. Üç gün boyunca incelemeler yaptı, köylülerle konuştu ve işareti gözlemledi. Bir gece bizzat göl kıyısında nöbet tuttu. Gece yarısı gölden yükselen tuhaf bir sis tabakasıyla karşılaştı. Sis canlıymış gibi hareket ediyor, içinden anlaşılmaz sesler geliyordu. Hafız Osman Efendi dualar okuyarak sabaha kadar yerinden ayrılmadı.

Sonunda Osmanlı yönetimi olaya müdahale etti ve başında Kemal Bey’in bulunduğu bir araştırma heyeti köye gönderildi. Heyet köye ulaştığında durumun ciddiyetini hemen anladı. Göl kıyısındaki işaret incelendi, köylülerle görüşmeler yapıldı. İlk gece gözlemlerinde gölden yükselen ışık huzmeleri ve garip sesler kaydedildi.

Üçüncü gece ise ekip, hayatlarının en korkunç deneyimini yaşadı. Suyun içinden insan şeklinde, ışık saçan bir varlık yükseldi. Yere basmadan ilerliyor, sessizce hareket ediyordu. Kemal Bey varlığa seslendi ama hiçbir yanıt alamadı. Varlık bir süre sonra geri dönüp suya karıştı.

Dördüncü gece ise birden fazla varlık ortaya çıktı. Bu olay, köyün tahliye edilmesi kararını hızlandırdı. Köylüler eşyalarını toplayarak kasabaya göç etti. Ancak tahliye sırasında bile kayıplar devam etti.

Daha sonra bölgeye askeri birlik gönderildi. Yapılan incelemelerde göl kıyısında gizli bir mağara keşfedildi. Mağaranın içinde büyük bir yeraltı gölü ve eski yazıtlar bulunuyordu. Ancak mağarada da tuhaf olaylar yaşanınca giriş kapatıldı ve bölge yasaklandı.

Yıllar sonra köy yeniden yerleşime açıldı ama eski nüfusuna ulaşamadı. Olaylar ise halk arasında bir efsane olarak yaşamaya devam etti. Kayıp olan kişilerden hiçbirine ne olduğu asla öğrenilemedi.

Bugün bile Van Gölü’nün bazı bölgeleri halk tarafından gizemli ve tehlikeli kabul edilir. Geceleri göl kıyısında dolaşmaktan kaçınılır. Balıkçılar gün batmadan teknelerini çeker.

Ve o işaret…
Belki hâlâ oradadır.
Belki de sadece doğru zamanı bekliyordur…