Yağmurlu Gece: Şoförü Aşağıladı, Kim Olduğunu Öğrenince Olduğu Yere Yığıldı!

.
.
.

“Yağmurlu Gece: Şoförü Aşağıladı, Kim Olduğunu Öğrenince Olduğu Yere Yığıldı!”


Bölüm 1: Kenan’ın Karar Anı

Yağmur, Marmara’nın küçük bir sahil kasabasını ana yola bağlayan devlet yolunun üzerinden ince ince yağıyor, asfaltın üzerindeki her damla sanki zamanın yavaşlamasını sağlıyordu. Akşam karanlığı çökmüş, sokak lambalarının cılız sarı ışıkları, ıslak yolda titrek yansımalar oluşturuyordu. Sadece birkaç adım ötedeki kasaba, sanki fırtınaya hazırlanan bir köy gibi, hüzünlü ve yalnız bir hal almıştı.

Kenan, henüz 30 yaşına yeni basmış bir komiser yardımcısıydı. Bu kasabaya atanmasının üzerinden bir yıl bile geçmemişti. Ancak bir yılda, kasabanın neredeyse her köşesine hakim olmayı başarmış, tüm yerel olaylarda söz sahibi olmuştu. Üzerindeki jilet gibi üniforma, parlayan botları ve omuzlarındaki apoletler, onun ne kadar güçlü bir konumda olduğunu haykırıyordu.

Kenan’ın zihninde, bu yol, bu kontrol noktası, bu gece nöbeti her şey onun mutlak hakimiyeti altındaydı. Bir gücün tadını çıkarmayı sevenlerden biriydi. Aslında polislikte yeteneksiz değildi. Sicili temizdi, eğitimi iyiydi ama onun asıl sorunu kibriydi. Elindeki yetkinin ona daha yüksek sesle konuşma, daha sert olma ve bazen hukukun çizdiği sınırların ötesine geçme hakkı verdiğine yürekten inanıyordu.


Bölüm 2: Yağmurlu Gece ve Kamyonet

Yağmurun sesi, Kenan’ın kabininde yoğunlaşan suskunluğu bozmuştu. O sırada, karanlıkta bir kamyonet belirdi. Kenan, gözlerini arabanın farlarına dikip, aracı durdurdu. Kamyonet yavaşça kenara yanaştı. Eski modeldi, ama bakımı iyi yapılmıştı. Direksiyonun başındaki adam, 50’li yaşlarının başında, esmer ve sakin bir adamdı. Üzerinde temiz, koyu renk bir gömlek vardı. Yan koltuk boştu, arka kasa düzgünce bağlanmış bir brandayla örtülmüştü.

Kenan, elindeki feneri adamın yüzüne tutarak, yaklaşmaya başladı ve şoför camına sertçe vurdu. Adam, camı sessizce indirdi. Yüzünde hiçbir korku, endişe belirtisi yoktu. Yalnızca yorgun bir merakla, “Hayırdır memur bey? Bir sorun mu var?” diye sordu.

Kenan, adama doğru adım atarak, gözleriyle arabayı taramaya başladı. Torpido gözüne, koltuk altlarına, arkadaki brandalı kasaya kadar her yeri inceledi. Her şey düzgün gözüküyordu, ancak Kenan için bu bir engel değildi. O, bir sebep bulmak zorundaydı. Adamın kimliği, tavırları ve sakinliği ona daha fazla şüphe uyandırıyordu.

“Ehliyet, ruhsat ve şu arkadaki brandayı aç,” dedi Kenan. Sesi kesin, duygusuz bir emirdi. Adam, gözlerini Kenan’a dikerek, evrakları sessizce uzattı. Evraklar eksiksiz ve geçerliydi. Kenan, evrakları inceledi, yağmur hızını artırırken arkada bekleyen birkaç araç da sabırsızlanmaya başlamıştı.

“Ne taşıyorsun arkada?” diye sordu Kenan, evraklardan gözlerini ayırmadan. Adam, “Birkaç koli beyaz eşya parçası. Hepsinin irsaliyesi mevcut,” diye cevap verdi.

Kenan tatmin olmamıştı. Bir anlık sessizlik oldu. Kamyonetin içinde bir şeyin eksik olduğunu hissediyordu. Sanki adam ona bir şeyleri gizliyordu. Adama doğru bir adım daha yaklaşıp, “Sen nerede olduğunu sanıyorsun?” diye sordu.

Adam, Kenan’ın gözlerine sakin bir şekilde bakarak, “Devlet yolundayım. Kanunlara uyuyorum,” dedi.

Bu cevap Kenan’ın kaşlarını çatmasına yetti. “Bana bak,” diye bağırdı Kenan, “Burada kanun benim. Ben ne sorarsam ona göre cevap vereceksin. Öyle felsefe yapmayacaksın.”

Adam geri adım atmadı ama karşılık da vermedi. Sadece, “Ben sorunuza doğru cevap verdiğimi düşünüyorum amirim,” dedi. Yağmurun sesi, arkadaki araçların motorlarının homurtusuna karışıyor, her şey giderek gerginleşiyordu. Yoldan geçen birkaç kişi durup ne olduğunu görmek için yaklaşıyorlardı.

Kenan, içindeki öfkenin arttığını hissetti. Elindeki gücün zedelendiğini fark ediyordu. Adamın gözlerindeki o soğukluk, ona meydan okuyor gibiydi. Bir adım daha attı. “Burada ben kralım,” diye yüksek sesle söyledi. Cümlesi, herkesin duyabileceği kadar yüksek ve sertti.

Adam birkaç saniye sessiz kaldı. Gözlerindeki ifade değişmemişti ama o ifadede yeni bir şey belirmişti. Korku değildi, öfke de değildi. O bakış, bir profesyonelin derin uyanıklığını yansıtıyordu.

“Komiserim, siz lütfen görevinizi yapın,” dedi adam, gözlerini Kenan’dan ayırmadan.


Bölüm 3: Kenan’ın Değişen Perspektifi

Kenan, adamın gözlerindeki sabırlı ve soğukkanlı bakışı gördü. Bu tavır, Kenan’ın egosunu derinden sarstı. O an, ilk kez, sadece gücünü kullanmanın her zaman en iyi seçenek olmadığını fark etti. Adamın sessiz meydan okuması, ona yıllarca unuttuğu bir dersi hatırlatmıştı.

Kenan, genç polis memuruna dönerek, arka taraftaki araçların kontrolünü yapmasını söyledi. Adam, hiçbir şekilde itiraz etmeden başını salladı. Kenan, gözlerini bir süre daha adama dikti. İçindeki öfke, yerini bir tür kabullenişe bırakıyordu.

Yağmur, hızını kesmeden yağıyor, gerginlik giderek artıyordu. Kenan, gözleriyle arabayı izlerken, yaşadığı içsel çatışmayı çözmeye çalışıyordu. Gücü, başkalarına baskı yapmakla sınırlı değildi. Onu kontrol etme hakkı, aslında bir sorumluluktu.


Bölüm 4: Değişim ve Zorluklar

Kenan, bir süre sonra, artık olayları kontrol etmeye çalışmaktan vazgeçti. Adamın tavırları, ona bir şeyler öğretmeye başlamıştı. Evet, Kenan’ın gücü vardı, ama asıl mesele, onu doğru kullanmaktı. Bu içsel farkındalık, ona hayatında daha önce hiç hissetmediği bir huzur verdi.

Kenan, adamın arabasına bakarak, bir an için derin bir nefes aldı. Gözleri bir kez daha adamın gözlerine kilitlendi. “Git” dedi, “Yoluna devam et.”

Adam, başını sallayarak arabasına bindi ve sessizce uzaklaştı. Kenan, bir süre daha arkasından bakarak düşündü. Hayatında ilk kez, sadece gücünü kullanmaktan çok, doğruyu yapmanın ne kadar önemli olduğunu anlamıştı.

O yağmurlu gecede, Kenan’ın içinde bir şey değişmişti. Artık, gücün sadece baskı uygulamak değil, doğru zamanda ve doğru şekilde hareket etmek olduğunu biliyordu. Gözleri bir süre daha yolda ilerleyen kamyoneti izledi. Ve o an fark etti ki, bazen en büyük güç, egoyu bir kenara bırakıp sabırlı olmaktır.