YALNIZ ARAP MILYARDER YIL SONUNDA MASA BULAMADI — TA KI BEKAR BIR ANNE ONA EL SALLAYANA KADAR…
.
.

.
YALNIZ ARAP MİLYARDER YIL SONUNDA MASA BULAMADI — TA Kİ BEKAR BİR ANNE ONA EL SALLAYANA KADAR…
1. Bölüm: Beyoğlu’nda Bir Yılbaşı Gecesi
İstanbul’un kalbi Beyoğlu’nda, kar taneleri usulca düşerken, şehrin en zengin adamlarından biri olan Taleb Almansuri lüks arabasından indi. 32 yaşındaki Arap milyarder, gri Armani takım elbisesi, İsviçre yapımı saati ve İtalyan deri ayakkabılarıyla her zamanki gibi kusursuz görünüyordu. Ama bu gece farklıydı. Her yılbaşında Dubai’de ailesinin yanında geçirdiği gecelerin aksine bu kez İstanbul’da kalmaya karar vermişti. Belki de artık 32 yaşına gelmiş olmanın verdiği yorgunluktu, belki de sürekli aynı yüzleri görmenin sıkıntısı. Bu gece şehirde kalacak ve normal insanlar gibi yemek yiyecekti.
Asistanı Mehmet’in “Taleb Bey, bu gece için masa rezervasyonu yaptırmamı ister misiniz?” sorusuna, “Hayır, kendim halledeceğim.” demişti. Ne kadar zor olabilirdi ki? Para vardı, kredi kartı vardı, İstanbul’da gitmeyi düşündüğü onlarca lüks restoran vardı. Ama gerçekle yüzleşmesi uzun sürmedi. İlk gittiği restoranda “Üzgünüz efendim, bu akşam için hiçbir masamız yok.” cevabını aldı. İkincisinde de aynı şey. Üçüncüsünde kapıdan girerken bile garsonun özür diler gibi el hareketiyle dolduklarını belirtmesi Taleb’in şaşkınlığını artırdı.
Soğuk havada yürürken vitrinlerden sızan ışıkları ve içerideki mutlu aileleri izliyordu. Çocuklar kahkahalar atıyor, anneler babalar konuşuyor. Herkesin bir yeri, bir hikayesi vardı. Taleb ise telefonuna bakıyor, arayabileceği yakın birini düşünmeye çalışıyordu. Liste şaşırtıcı derecede kısaydı. İş arkadaşları, asistanı, şoförü… Gerçek arkadaş sayılabilecek kimse yoktu.
Beyoğlu’nun dar sokaklarından birine saparak daha küçük ve mütevazı mekanları denemeye karar verdi. Belki büyük restoranlar doluydu ama mahalle lokantalarında yer bulabilirdi. Sonuçta para paranın yer değil miydi? Eski bir binanın alt katında küçük ama sıcak görünen bir aile lokantası gördü. “Sıcak Yuva Lokantası” yazan tabelanın altından içerideki manzara gözüküyordu. Sadece 7-8 masa ama her biri dolu. Aileler, çiftler, arkadaş grupları… Herkesin kendi küçük dünyasında mutlu olduğu bir yer.
İçeri girdiğinde sıcak hava ve lezzetli yemek kokuları onu karşıladı. Bu kez umutluydu. Böyle küçük bir yerde mutlaka bir köşe bulunurdu. Lokantanın yaşlı sahibi Osman Usta şaşırdı. Bu kadar şık giyinmiş bir adamın bu mütevazı lokantaya gelmesi sıradan değildi ama yılların verdiği tecrübeyle müşteri müşteridir düsturuyla yaklaştı.
“Hoş geldiniz efendim. Kaç kişilik masa istiyorsunuz?”
“Tek kişilik,” dedi Taleb çevresine bakınarak. Her masa gerçekten doluydu. Osman Usta özür diler gibi ellerini ovuşturdu.
“Çok üzgünüm efendim ama görüyorsunuz yılbaşı gecesi herkes dışarı çıkmış. Hiçbir boş masamız yok. Belki yarım saat sonra açılır birkaç masa.”
Yarım saat… Taleb böyle beklemeyi hiç bilmiyordu. Hep onun için beklenirdi, hep ona zaman ayrılırdı. Ama bu gece kurallar farklıydı. “Tamam. Bekleyeceğim,” dedi sesindeki şaşkınlığı gizlemeye çalışarak.
Lokantanın küçük bekleme köşesinde durdu. Çevresindeki konuşmaları dinlemeye başladı. Bir masada genç bir çift yeni evlilik planlarını konuşuyor. Diğer masada yaşlı bir dede torunuyla geleceğe dair hayaller kuruyor. Köşedeki masada ise bir anne kızıyla okul başarıları hakkında sohbet ediyordu. Taleb kendi hayatını düşündü. Son ne zaman böyle samimi bir konuşma yapmıştı? İş toplantıları, rakamlar, karlılık analizleri… İnsanlarla kurduğu ilişkiler bile çıkar üzerine kuruluydu. Dostluk denebilecek ne vardı hayatında?
10 dakika bekledikten sonra telefonu çaldı. Mehmet’ti. “Taleb Bey, nasıl geçiyor akşamınız? Bir sorun olursa haber verin.” “Her şey yolunda,” dedi Taleb ama sesi ikna edici değildi. “Emin misiniz? İsterseniz hemen rezervasyon ayarlayayım Hilton’da.” “Hayır, gerek yok.” Telefonu kapatırken Mehmet’in de çalışan olduğunu, arkadaşı olmadığını hatırladı.
2. Bölüm: Paylaşmanın Gücü
Köşedeki masada oturan anne ve oğluna daha dikkatle baktı. Anne genç görünüyordu, belki 29-30 yaşlarında. Koyu kahverengi saçları basit ama zarif bir şekilde toplanmış, makyajsız yüzünde doğal bir güzellik vardı. Üzerindeki lacivert kazak ve kot pantolon sade ama temizdi. Yanındaki 6 yaşlarındaki oğlan çocuğu neşeyle bir şeyler anlatıyor, annesi de sabırla dinliyordu.
“Anne, yarın okula giderken kar topu oynayabilir miyiz?” diye sordu çocuk.
“Tabii canım ama önce kahvaltını yapacaksın,” dedi annesi oğlunun saçlarını okşayarak.
Taleb bu sadeliğe şaşırdı. Çocuğun istediği şey ne kadar basitti: Kartopu oynamak. Kendisi o yaştayken neyi hayal ediyordu? Hatırlamakta zorlandı. Hep büyük hedefler, hep daha fazlası…
“Yemeğini bitir bakalım,” dedi anne nazikçe, Ege. Güzel bir isimdi. Taleb çocuğun annesi hakkında merak etmeye başladı. Tek başına mı büyütüyordu çocuğu? Burada niye yalnızdılar yılbaşı gecesi?
O anda Osman Usta yanına geldi. “Çıkmadı ama isterseniz paket servis yapabilirim. Evinizde rahat rahat yiyebilirsiniz.”
Taleb eve gidip tek başına yemek yeme fikrini düşündü. Kocaman penthouse’unda şehir manzarasına karşı tek başına her akşam yaptığı şey bu değil miydi zaten? Bu gece farklı bir şey yapmak istiyordu.
“Biraz daha bekleyeyim,” dedi kararlılıkla.
Tam o sırada köşedeki masadan bir ses duydu. Ege, “Bak şurada bekleyen amcanın yerine üzülüyorum,” dedi. Anne, sesinde samimi bir endişe vardı. “Bu soğukta dışarıda bekliyor.” 6 yaşındaki Ege dönerek Taleb’e baktı. Sonra annesine döndü.
“Anne, o amcayı bizim masaya çağıralım mı? Biz zaten yemeğimizi bitirdik. Ama tatlı sipariş etmiştik. Beraber yiyebiliriz. Sen hep paylaşmanın güzel olduğunu söylüyorsun.”
Anne tereddüt etti. Çocuğunun bu tavrı onu gururlandırırken yabancı birine masa teklif etmenin ne kadar uygun olacağını düşünüyordu. Ama Ege’nin masum bakışları karşısında direnmek zordu. Gizem, bu annenin adıydı, Taleb’e doğru baktı. Adam gerçekten de yorgun ve şaşkın görünüyordu. Bu kadar şık giyinmiş birinin böyle küçük bir lokantada masa beklemesi tuhaftı. Belki gerçekten zor durumdaydı.
Kalbi yumuşayarak ayağa kalktı ve Taleb’e doğru yürüdü. Taleb onun yaklaştığını görünce şaşırdı.
“Affedersiniz,” dedi Gizem nazikçe. “Oğlum ve ben yemeğimizi bitirdik. İsterseniz bizim masaya gelebilirsiniz. Sadece tatlı bekliyor. Beraber yiyebiliriz.”
Taleb beklenmedik teklif karşısında dondu. Ne zaman son kez bir yabancı ona böyle samimi bir teklif yapmıştı? Hiç hatırlamıyordu.
“Çok naziksiniz ama rahatsız olmak istemem,” dedi. Sesi her zamankinden daha yumuşaktı.
“Hiç rahatsızlık olmaz. Zaten çocuğum çok konuşkan. Size merak ettiği soruları soracak muhtemelen,” dedi Gizem gülümseyerek.
Taleb masaya doğru yürürken Ege ona büyük bir gülümsemeyle baktı.
“Merhaba amca. Ben Ege. Senin adın ne?”
“Taleb,” dedi. Uzun zamandır ilk kez gerçek bir gülümsemeyle.
“Çok güzel isim. Sen nereden geliyorsun? Annem bana farklı ülkelerden bahsediyor hep.”
“Dubai’den.”
“Çok uzak bir yer. Vay, orada deve var mı?” diye sordu Ege heyecanla.
Taleb çocuğun masum sorularına cevap verirken Gizem’in onları sessizce izlediğini fark etti. Kadının gözlerinde yargılamayan saf bir merak vardı.
“Ege, çok soru sorma. Amca yemek yemek istiyordur,” dedi Gizem.
“Sorun değil,” dedi Taleb. “Ben de sorular sormak istiyorum aslında. Siz burada mı yaşıyorsunuz?”
“Evet, yakında bir apartmanda. Burası bizim mahalle lokantası sayılır. Osman Usta yemek yapar.”
Osman Usta siparişini aldı. Gizem mütevazı bir tatlı sipariş ederken Taleb onun parayı sayarak ödeme yapacağını fark etti. Her kuruşun önemli olduğu anlaşılıyordu.
“Bu akşam tatlılar benden,” dedi Taleb.
“Hayır, teşekkürler. Ben kendi hesabımı öderim,” dedi Gizem kibar ama kararlı bir şekilde. Bu kararlılık Taleb’i şaşırttı. İnsanlar genellikle onun para teklifi karşısında çok farklı tepkiler verirdi. Gizem’in gururlu ama nazik reddi ona farklı geldi.
Yemek geldiğinde Ege Dubai hakkında daha fazla şey öğrenmek istiyordu. Taleb kendini çocukla konuşurken çok rahat hissetti. Ege’nin sorularına cevap verirken Gizem’in ara sıra güldüğünü, bazen de düşünceli bir ifade takındığını fark ediyordu.
“Peki sen ne iş yapıyorsun amca Taleb?” diye sordu Ege.
Taleb tereddüt etti. “Bilgisayar işleri,” dedi basitçe.
“Vay, ben de büyüyünce bilgisayar öğrenmek istiyorum. Annem bana gösteriyor bazen. Sen ne iş yapıyorsun?” diye sordu Taleb Gizem’e bakarak.
“Garsonluk,” dedi Gizem yalın bir şekilde. “Gündüzleri küçük bir kafede çalışıyorum.”
Taleb bunun ne kadar zor bir hayat olduğunu düşündü. Tek başına çocuk büyütmek, garsonluk yaparak geçinmeye çalışmak…
O anda lokantada saatler ilan edildi. Gece 11.00 olmuştu.
“Bu kadar geç olmuş,” dedi Gizem saate bakarak. “Ege artık eve gitme zamanı.”
Taleb bu anın gelmesini istemiyordu. Uzun zamandır kendini bu kadar huzurlu hissetmemişti. Ege’nin masum sorularına cevap verirken Gizem’in ara sıra güldüğünü duyduğunda içinde tuhaf bir sıcaklık hissediyordu.
“Ben de gideyim o zaman,” dedi Taleb kalkarken. “Bu akşam için çok teşekkür ederim. Çok naziksiniz.”
“Rica ederim,” dedi Gizem. Ege’nin ceketini giydirirken, “İnsan bazen yalnız kalıyor, anlıyorum.”
Bu söz Taleb’i vurdu. Yalnızlığını bu kadar kolay nasıl anlamıştı? Yoksa o kadar belli miydi?
Lokantadan birlikte çıktıklarında kar daha da yoğunlaşmıştı. İstanbul’un sokaklarında beyaz bir örtü oluşmuştu. Ege karları görünce çığlıklar attı.
“Anne bak ne kadar çok kar var! Yarın kesin kar topu oynayabiliriz.”
“Evet canım ama şimdi üşümeden eve gidelim,” dedi Gizem oğlunun elini tutarak.
Taleb onları izlerken Gizem’in eski bir mont giydiğini, ayakkabılarının yıpranmış olduğunu fark etti. Ege’nin üzerindeki kıyafetler temiz ama yamalıydı. Bu ailenin geçim sıkıntısı yaşadığı açıktı.
“Taksi çağırayım size,” dedi Taleb aniden.
“Teşekkürler ama gerek yok. Otobüs durağı yakın. Oradan gideriz yine,” dedi Gizem.
“Bu havada çocukla otobüs beklemek zor olmaz mı?” Gizem tereddüt etti. Gerçekten de Ege’nin hasta olmasını göze alamazdı. “Ama bu yabancı adamdan yardım almak da doğru mu?”
“Lütfen,” dedi Taleb. Gizem’in kararsızlığını fark ederek, “Çocuğun sağlığı için…” sonunda kabul etti.
Taleb telefon edip şoförüne durumu anlattı. 5 dakika içinde lüks bir araba geldi. Şoför Ahmet, Taleb’in bu mütevazı anne-çocukla olduğunu görünce şaşırdı ama ses çıkarmadı.
Ege arabaya binerken gözleri büyüdü. “Anne bu araba çok büyük. İçi de çok güzel,” diye fısıldadı. Gizem utançla Taleb’e baktı.
“Çok fazla zahmet oldu.”
“Hiç zahmet değil. Nereye gideceğiz?”
“Tarla başı’na,” dedi Gizem sessizce.
Ahmet güzergahı ayarlarken Taleb Tarla başı’nın İstanbul’un en fakir semtlerinden biri olduğunu biliyordu. Gizem’in maddi durumu hakkındaki tahminleri doğruydu demek ki.
Yol boyunca Ege cam kenarında oturmuş dışarı bakıyordu. “Bütün şehir beyaz olmuş. Çok güzel.”
Taleb çocuğun bu kadar basit şeylerden mutluluk duyabilmesine hayran kaldı. Kendi çocukluğunda ne zaman son kez böyle heyecanlanmıştı?
Ege’nin babası… diye sormaya başladı. Sonra durdu. Bu çok kişisel bir soruydu.
“Yok,” dedi Gizem kısaca. “Sadece biz ikimiz.”
Taleb daha fazla sormadı ama merakı artmıştı.
Tarla başı’na vardıklarında eski binaların arasında durdular. Bina eskiydi. Dış cephesi bakımsızdı. Ama Gizem gurur kırıcı bir durum olmasın diye, “Teşekkürler. Çok yardımcı oldunuz,” dedi.
“Ben teşekkür ederim,” dedi Taleb samimi bir şekilde. “Bu akşam çok güzeldi.”
Ege camdan Taleb’e el salladı. “Amca Taleb, bir daha görüşecek miyiz?” Bu soru hem Gizem’i hem Taleb’i düşündürdü. Gerçekten tekrar görüşecekler miydi? İki farklı dünyadan insanların yolları nasıl kesişebilirdi ki?
“Umarım,” dedi Taleb Ege’ye gülümseyerek.
Araba uzaklaşırken Taleb, Gizem ve Ege’nin binaya girdiklerini izledi. İçinde tuhaf bir boşluk hissi vardı. Penthouse’una döndüğünde kendini yalnız ve kayıp hissetti.
3. Bölüm: Hayatın Sıradan Mutluluğu
Ertesi günler Taleb’in aklından çıkmıyordu o akşam. Ofisinde oturmuş, milyonluk anlaşmalar üzerinde çalışırken bile aklına geliyordu Gizem’in gülüşü, Ege’nin masum soruları. Asistanı Mehmet bir rapor getirdiğinde, “Taleb Bey, bugün çok dalgınsınız. Bir sorununuz mu var?” diye sordu.
“Hayır, her şey yolunda,” dedi Taleb. Ama ikna edici değildi.
O akşam eve dönerken kendini tarla başı yönünde sürerken buldu. Gizemlerin yaşadığı binayı geçerken yavaşladı. Yukarı katlardaki ışıkları görünce hangisinin onların evi olduğunu merak etti. Bu saçmalıktı. Niye bir daha görmeyeceği insanları düşünüyordu? Hayatında bir sürü sorunu vardı. Şirket işleri, yatırım kararları… Ama yine de ertesi akşam kendini aynı yerde buldu.
Üçüncü gün cesaret edip arabadan indi. Binanın girişinde durdu. Zili çalmaya cesaret edemiyordu. Ne bahane söyleyecekti? “Merhaba, size hiç sebepsiz gelmiş bulunmaktayım mı?” diyecekti. Tam geri dönmeye karar verdiğinde Ege’nin sesini duydu. Çocuk okuldan geliyordu. Elinde kar topu vardı.
“Amca Taleb!” diye bağırdı sevinçle. “Sen burada ne yapıyorsun?”
Taleb’in planladığı tüm bahaneler kafasından uçtu. “Ben size merhaba demeye gelmiştim,” dedi samimi bir şekilde.
“Annem yukarıda. Gel beraber çıkalım.” Böylece Taleb kendini dar bir merdiveni çıkarken buldu. Üçüncü katta Ege kapıyı açtı.
“Anne bak kim gelmiş.”
Gizem mutfaktan çıktığında şaşırarak Taleb’i gördü. Üzerinde ev kıyafetleri vardı. Saçı dağınıktı ama yine de güzeldi.
“Taleb Bey, siz burada mı? Bir şey mi oldu?”
“Özür dilerim. Belki uygunsuz bir zamanda geldim ben. Sadece sizin nasıl olduğunuzu merak ettim.”
Gizem bir an tereddüt etti. Evi çok mütevazıydı. Misafir ağırlayacak durumda değildi. Ama Ege’nin heyecanını görünce içeri davet etti.
“Buyurun, çay koyayım size.”
Ev küçük ama temizdi. Eski mobilyalar özenle yerleştirilmişti. Duvarlarda Ege’nin çizimleri asılmıştı. Bir köşede küçük bir masa vardı, üzerinde Ege’nin ödevleri duruyordu.
“Çok güzel bir eviniz var,” dedi Taleb samimi bir şekilde.
“Teşekkür ederim,” dedi Gizem çayı hazırlarken. “Çok küçük ama bize yetiyor.”
Ege, Taleb’e Dubai’den getirdiği hikayeleri dinletmek istiyordu. Taleb çocukla konuşurken Gizem’in onu sessizce izlediğini fark ediyordu. Bu adamın gerçekten kim olduğunu merak ettiği belliydi.
“Peki sen gerçekte ne iş yapıyorsun?” diye sordu Gizem sonunda.
Taleb tereddüt etti. Gerçeği söylemesi durumunda Gizem’in tavrı değişecek miydi?
“Teknoloji şirketi sahibiyim,” dedi sonunda.
“Büyük bir şirket mi?”
“Sayılır,” dedi Taleb alçak gönüllülükle.
Ege araya girdi. “Anne, Taleb amca çok zengin olmalı. Arabasını gördün.”
Gizem utandı. “Ege, böyle konular sorulmaz.”
“Sorun değil,” dedi Taleb gülümseyerek. “Ege çok akıllı bir çocuk. Doğru söylüyor.”
O akşam üç saat kaldı. Gizem ona yaşadığı zorlukları anlatmadı ama Taleb anlıyordu. Tek başına çocuk büyütmek, geçim derdi, gelecek kaygısı… Hepsini gözlerinden okuyordu.
“Ben gideyim artık,” dedi Taleb sonunda. “Çok rahatsız ettim.”
“Hiç rahatsızlık olmadı,” dedi Gizem. Ege çok sevindi.
Kapıda vedalaşırlarken Taleb cesaret edip sordu. “Yarın akşam yemek yemek ister misiniz üçümüz beraber?”
Gizem tereddüt etti. Bu ne demekti? Bu zengin adam niye onlarla vakit geçirmek istiyordu?
“Bilmiyorum,” dedi.
“Lütfen,” dedi Taleb. “Sadece arkadaşça. Ben çok yalnız bir adamım. Sizinle olmak beni mutlu ediyor.”
Bu samimi itiraf Gizem’i etkiledi. “Tamam,” dedi sonunda.
4. Bölüm: Farklı Dünyaların Yakınlaşması
Ertesi akşam Taleb onları almaya geldiğinde Gizem en güzel kıyafetlerini giymişti. Koyu mavi bir elbise ve anneannesinden kalma küçük küpeler… Çok şık olmasa da zarif görünüyordu. Ege de okul için ayırdığı en güzel kıyafetlerini giymiş, heyecandan yerinde duramıyordu.
“Nereye gidiyoruz?” diye sordu Ege arabaya binerken.
“Güzel bir yere,” dedi Taleb gizemli bir gülümsemeyle.
Taleb onları Bebek’teki deniz kenarında şirin bir restorana götürdü. Çok lüks değil ama kaliteli bir yerdi. Boğaz manzarasına karşı masaları vardı.
“Burası çok güzel,” dedi Gizem etrafına bakınarak. Böyle bir yere hiç gelmemişti.
“Ege balık sever mi?” diye sordu Taleb.
“Seviyorum ama pahalı olduğu için çok yemiyoruz,” dedi Ege saflıkla.
Gizem utandı. “Ege, sorun değil,” dedi Taleb. “Bu akşam istediğimiz kadar balık yiyeceğiz.”
Yemek boyunca sohbet ettiler. Taleb Gizem’in hayat hikayesini öğrenmeye başladı. 19 yaşında hamile kaldığında Ege’nin babası onu terk etmişti. Ailesi de desteklememişti. Tek başına doğum yapmış, tek başına büyütmüştü.
“Çok zor olmuş olmalı,” dedi Taleb samimi bir üzüntüyle.
“İlk yıllar çok zordu,” dedi Gizem. “Ama Ege bana güç verdi. Onun için yaşamaya değerdi.”
Ege annesinin bu fedakarlığını anlayabilecek yaşta değildi ama annesine sarılarak, “Sen iyi annesin,” dedi.
Taleb bu sahneyi izlerken içinde tuhaf bir his oluştu. Bu kadar saf ve gerçek sevgiyi görmek onu etkiliyordu.
“Peki sen,” diye sordu Gizem, “Ailenle görüşüyor musun?”
“Dubai’de yaşıyorlar. İş nedeniyle sık göremiyorum,” dedi Taleb. Aslında ailesiyle arası çok iyi değildi. Baba sürekli evlilik baskısı yapıyor, seçtiği kadınları beğenmiyordu.
“Yalnız yaşamak zor değil mi?” diye sordu Gizem.
“Alıştım,” dedi Taleb. Ama bu gece onlarla birlikte olması aslında ne kadar yalnız olduğunu hatırlatıyordu.
Yemekten sonra sahilde yürüdüler. Ege Denizi’i görmekten çok heyecanlanmıştı. Gizem ve Taleb onun arkasında yavaş yavaş yürüyorlardı.
“Çok naziksiniz,” dedi Gizem. “Ama bunun nedenini anlamıyorum. Niye bizimle vakit geçiriyorsunuz?”
Taleb düşündü. Nasıl açıklasın? O geceye kadar hayatının ne kadar boş olduğunu fark etmemişti. Gizem ve Ege ona başka bir yaşam olduğunu göstermişlerdi.
“Sizinle kendimi iyi hissediyorum,” dedi samimi bir şekilde. “Uzun zamandır böyle huzur bulmamıştım.”
“Ama biz çok farklı dünyalardan insanlarız,” dedi Gizem endişeyle. “Bu arkadaşlık nasıl sürecek?”
“Bilmiyorum,” dedi Taleb dürüstçe. “Ama şimdilik sürdürmek istiyorum.”
O gece Gizemleri evlerine bıraktıktan sonra Taleb kendi penthouse’una döndüğünde her yer ona soğuk geldi. Devasa salonları, pahalı mobilyaları, şehir manzarası… Hiçbiri Gizem’in küçük ama sıcak evinin verdiği huzuru vermiyordu.
5. Bölüm: Aile Olmak
Ertesi günler düzenli olarak onları görmeye başladı. Bazen Ege’yi okuldan alıp parka götürüyor, bazen üçü birlikte yemek yiyorlardı. Gizem başta çekimser davranıyordu ama zamanla alışmaya başladı. Taleb Ege için oyuncaklar almaya başladı. Gizem buna karşı çıktı.
“Bu çok fazla Taleb. Bize bu kadar harcama yapma.”
“Ege’ye bir şeyler almaktan mutluluk duyuyorum,” dedi Taleb. “Bırak bunu yapmama izin ver.”
“Ama bu doğru değil. Sen yabancı birisin.”
“Biz de artık yabancı değilim,” dedi Taleb ona bakarak. En azından benim için değil.
Bu sözler Gizem’i düşündürdü. Gerçekten de artık Taleb onlara yabancı değildi. Hatta onlarsız geçen günler eksik gelir olmuştu. Ama bu durum onu endişelendiriyordu. Bu zengin adam bir gün sıkılıp gitmez miydi?
Bir akşam Taleb yokken komşuları Gizem’le konuştu.
“Bu adam kim Gizem?” diye sordu komşu Fatma teyze. “Her gün lüks arabayla geliyor gidiyor.”
“Bir arkadaş,” dedi Gizem.
“Arkadaş mı? Böyle zengin biri bizim gibi fakir insanlarla niye arkadaşlık etsin? Bir derdi olmalı.”
Bu konuşma Gizem’in kafasını karıştırdı. Gerçekten de Taleb’in niyeti neydi? Niye onlarla vakit geçiriyordu?
O gece Taleb geldiğinde Gizem bu endişelerini dile getirdi.
“Seninle konuşmam gerekiyor.”
“Tabii, ne var?”
“Bu durumu anlayamıyorum. Sen çok zengin ve başarılı bir adamsın. Bizim gibi sıradan insanlarla niye vakit geçiriyorsun?”
Taleb bu soruyu beklemiyordu. Cevabını nasıl açıklasın?
“Sizin yanınızda kendimi gerçek hissediyorum,” dedi. “Hayatımda ilk kez birilerinin beni param için değil, ben olduğum için sevdiğini hissediyorum.”
“Biz seni seviyoruz,” dedi Gizem yumuşakça. “Ama bu durumun nereye varacağını bilmiyorum. Ege sana alışmaya başladı. Ya bir gün gidersen…”
“Gitmeyeceğim,” dedi Taleb kararlılıkla.
“Bunu nasıl bilebilirsin? Belki bir gün sıkılırsın. Belki ailenden baskı görürsün.”
Taleb onun endişelerini anlıyordu. Gerçekten de gelecekte ne olacağını bilemiyordu. Ama bildiği tek şey bu kadın ve çocuk olmadan hayatının anlamsız geldiğiydi.
“Gizem,” dedi elini onun eline koyarak. “Ben senden hoşlanmaya başladım. Bu sadece arkadaşlık değil.”
Bu itiraf Gizem’i şaşırttı. Aslında o da Taleb’e karşı özel duygular beslemeye başlamıştı ama bunu kendine itiraf etmekten korkuyordu.
“Ben… ben de senden hoşlanıyorum,” dedi sonunda. “Ama bu imkansız. Biz çok farklıyız.”
“Nesi imkansız? İki insan birbirini seviyorsa başka hiçbir şey önemli değil.”
“Sen milyardersin, ben garsonum. Sen penthouse’da yaşıyorsun, ben tarla başında. İnsanlar ne der?”
“İnsanların dedikodu umurumda değil, senin ne hissettiğin umurumda.”
Gizem çelişkili duygular yaşıyordu. Bir yanında Taleb’e olan sevgisi, bir yanında da aklının sesi… Bu ilişki gerçekçi miydi?
“Biraz zaman istiyorum,” dedi sonunda. “Bu çok ani gelişiyor.”
Taleb anlayışla başını salladı. “Tabii ki. Acele etmiyorum. Sadece duygularımı bilmeni istedim.”
O gece yatmadan önce Gizem uzun süre düşündü. Taleb gerçekten iyi bir adamdı. Ege’yi çok seviyordu ama aralarındaki fark çok büyüktü. Böyle bir ilişki mutlu son bulabilir miydi? Diğer taraftan Taleb de penthouse’unda aynı soruları sormuyordu kendine. Bu kadını seviyor, onun çocuğunu seviyor, onların yanında mutlu oluyordu. Ama sosyal çevresinin, ailesinin ne tepki vereceğini düşününce endişeleniyordu.
İki kalp aynı duyguyu yaşarken iki akıl ise aynı endişeleri taşıyordu.
6. Bölüm: Gerçek Sevgi ve Mücadele
Takip eden haftalarda Taleb ve Gizem arasındaki duygusal gerilim artmaya devam etti. İkisi de birbirlerine olan hislerini kabul etmişlerdi ama pratik engellerin farkındaydılar. Taleb işindeki sorumluluklarını aksatmamaya çalışırken Gizem de kendi hayatındaki değişikliklere alışmaya çalışıyordu.
Bir cumartesi sabahı Taleb Gizem’i arayarak bir teklif yaptı.
“Bu hafta sonu Ege’yi Çamlıca’daki lunaparka götürmek ister misin? Havalar güzel, çocuk eğlenir.”
Gizem tereddüt etti.
“Taleb, insanlar bizi birlikte görürse ne olur?”
“Yani biz arkadaşız, insanlar ne isterse düşünsün.”
Sonunda kabul etti. Ege lunaparka gitme fikrini duyunca sevinçten zıplamaya başladı.
“Gerçekten mi anne? Dönme dolaba binecek miyiz?”
“Evet canım, istediğin tüm oyunlara bineceğiz.”
Lunapark’ta geçirdikleri gün üçü için de unutulmaz oldu. Taleb ilk kez böyle sıradan ama mutluluk verici aktiviteler yaşıyordu. Çocukken bile bu kadar rahat ve mutlu olmamıştı. Gizem ise Ege’sinin bu kadar neşeli olduğunu görmekten mutluydu.
“Anne bak, amca Taleb pamuk şeker almış,” diye bağırdı Ege. Elinde devasa pembe pamuk şeker.
“Bu kadar şeker yemek sağlıklı değil,” dedi Gizem ama gülümseyerek.
“Bir günde bir şey olmaz,” dedi Taleb. “Ben de çocukken çok severdim pamuk şekeri.”
“Sen pamuk şeker yerdin mi? Zengin çocuklar da pamuk şeker yer mi?” Bu soru hem Gizem’i hem Taleb’i düşündürdü. Taleb’in çocukluğu lüks içinde geçmişti ama gerçek mutluluklar yaşamamıştı.
“Evet, pamuk şeker herkesin hakkı,” dedi Taleb gülerek.
Akşam eve dönerken Ege arabada uykuya dalmıştı. Gizem ve Taleb sessizce konuşuyorlardı.
“Bugün çok güzeldi,” dedi Gizem yumuşakça. “Ege çok mutluydu. Uzun zamandır onu böyle neşeli görmemiştim.”
“Ben de çok mutluydum,” dedi Taleb samimi bir şekilde. “Bu tür anları yaşamaya alışık değilim. Hiç böyle günlerin olmadı mı ailenle?”
Taleb biraz düşündü. “Ailem çok ciddi insanlar. Her şeyin bir amacı olması gerekir onlara göre. Eğlence, boş zaman, bunlar lüks kabul edilir.”
“Bu çok üzücü,” dedi Gizem. “Her çocuğun oynama, gülme hakkı olmalı. Ege çok şanslı. Çok iyi bir annesi var.”
Bu iltifat Gizem’i utandırdı ama mutlu etti.
“Ben elimden geleni yapıyorum.”
“Sen mükemmel bir annesin ve mükemmel bir kadınsın.”
Bu sözler aralarındaki gerilimi yeniden artırdı. Gizem Taleb’e baktığında onun gözlerindeki samimiyeti görebiliyordu.
“Biliyorum acele etmemeliyiz ama sen ne hissettiğini söyle bana.”
“Senden hoşlanıyorum,” dedi Gizem sonunda. “Çok hoşlanıyorum ama korkuyorum.”
“Neden korkuyorsun?”
“Çünkü bu benim için çok önemli. Ege için de önemli. Eğer yanlış karar verirsem ikimizi de yaralayacak.”
Taleb anlıyordu. Gizem sadece kendini değil, çocuğunu da korumaya çalışıyordu.
“Ben seni ve Ege’yi asla yaralamazdım. Bunu biliyorsun.”
“Biliyorum ama hayat bazen istediğimiz gibi gitmiyor.”
O gece Gizem evde uzun süre düşündü. Taleb’in samimi olduğundan emindi. Ama aralarındaki fark çok büyüktü. Bu ilişki toplumsal baskılara dayanabilir miydi?
7. Bölüm: Eski Hayatın Gölgesi
Ertesi hafta beklenmedik bir olay yaşandı. Gizem çalıştığı kafede müdürüyle konuşuyordu ki tanıdık bir müşteri geldi. Eski komşusu Selma’ydı.
“Gizem sen misin? Çok şık gözüküyorsun.”
Gizem şaşırdı. Gerçekten de son zamanlarda kendine daha çok özen göstermeye başlamıştı. Taleb’le görüşmelerinin etkisiydi bu.
“Merhaba Selma. Nasılsın?”
“İyiyim. Sen nasılsın? Duydum ki çok zengin bir erkek arkadaşın varmış. Doğru mu?”
Bu soru Gizem’i rahatsız etti. Dedikodular yayılmaya başlamıştı.
“Demek ki sadece arkadaşız,” dedi Gizem.
“Arkadaş mı? İnsanlar arabalarını, pahalı hediyelerini konuşuyor. Çok şanslısın.”
İş bitiminde Gizem eve dönerken düşünceliydi. İnsanlar konuşuyordu. Demek ki bu durum daha da büyüyebilirdi.
Akşam Taleb geldiğinde bu endişesini paylaştı.
“İnsanlar bizim hakkımızda konuşmaya başladı. Bu beni endişelendiriyor.”
“Ne konuşuyorlar?”
“Sen biliyorsun, zengin adam, fakir kadın, klişe hikayeler.”
Taleb bunun olacağını biliyordu. “Umurunda olmasın. İnsanlar her zaman konuşur.”
“Ama Ege duyarsa ne olacak? Okulda arkadaşları laf eder mi?”
Bu endişe Taleb’i de düşündürdü. Çocuğun zarar görmesini istemiyordu.
“Belki biraz daha dikkatli olmalıyız,” dedi sonunda.
Ama dikkatli olmak zordu. Taleb artık onlarsız duramıyordu. Her gün görmek istiyordu Gizem’i.
8. Bölüm: Aile Baskısı ve Karar Anı
Bir akşam Taleb’in asistanı Mehmet patronunu ofiste tek başına otururken buldu.
“Taleb Bey, gidebilir miyim? Saat 9 oldu.”
“Tabii git Mehmet. Ben biraz daha kalacağım.”
Mehmet kapıdan çıkarken durdu.
“Taleb Bey, affedersiniz ama sizi son zamanlarda çok farklı görüyorum. Mutlu görünüyorsunuz. İyi bir şey mi oldu?”
Taleb gülümsedi. Gerçekten de mutluydu.
“Evet Mehmet, iyi şeyler oluyor.”
“Çok sevindim. Sizi hiç bu kadar rahat görmemiştim.”
Mehmet gittikten sonra Taleb kendi değişimini düşündü. Gerçekten de değişmişti. İş odaklı, soğuk, mesafeli halinden çok farklı biriydi. Şimdi gülümsüyor, şaka yapıyor, hayattan zevk alıyordu.
Aynı zamanda Dubai’deki ailesinden gelen baskı da artıyordu. Babası sürekli evlilik konusunu açıyordu.
“Taleb, 32 yaşına geldin. Artık evlenme zamanı. Sana uygun kızlar buldum.”
“Baba, henüz hazır değilim,” diyordu Taleb her seferinde.
“Ne zaman hazır olacaksın? Bu yaşına geldiysen hazırsın demektir.”
Taleb bu konuşmaları Gizem’e anlatmıyordu. Onu endişelendirmek istemiyordu.
Ama bir gün durum çığırından çıktı. Taleb ofisindeyken beklenmedik bir telefon geldi.
“Taleb, ben annen sana müjde vermek için arıyorum.”
“Ne müjdesi?”
“Sana çok güzel bir kız buldum. Alzahra ailesi kızları Amira. Çok güzel, çok akıllı, zengin bir aile kızı. Bu hafta sonu onları görmeye geliyoruz.”
Taleb şok oldu. “Anne ben kimseyle tanışmak istemiyorum. Kaç kez söyledim size.”
“Taleb, bu kadar inatçı olma. Sen evleneceksin. Çocukların olacak. Bu bizim kültürümüz.”
“Benim kararım bu anne. Sizi durduramaz mıyım?”
“Biletler alındı. Pazartesi geliyoruz.”
Telefon kapandıktan sonra Taleb masasına oturdu. Başını ellerine gömdü. Bu durumu Gizem’e nasıl açıklayacaktı?
O akşam Gizemlerin evine gittiğinde çok gergindi. Ege hemen fark etti.
“Amca Taleb, üzgün müsün?”
“Biraz yorgunum sadece,” dedi Taleb çocuğu kandırmaya çalışarak.
Ege uyuduktan sonra Gizem’le yalnız kaldıklarında Taleb durumu açıkladı.
“Ailem İstanbul’a geliyor. Beni evlendirmek için bir kız getiriyorlar.”
Gizem’in yüzü bembeyaz oldu.
“Ne yapacaksın?”
“Tabii ki reddedeceğim ama bu bizim için zor bir dönem olacak.”
“Belki de bu fırsat,” dedi Gizem sessizce.
“Ne demek istiyorsun?”
“Belki sen onlarla evlenmelisin. Kendi dünyandan birine. Bu bizim ilişkimizden daha mantıklı.”
“Sen delirdin mi? Ben seni seviyorum, başka kimseyi değil.”
“Ama Taleb, biz bu gerçeklerden kaçamayız. Sen ailenin baskısından kaçamazsın. Ben de toplumun bakışından.”
“Sen benden vazgeçiyor musun?” diye sordu Taleb gözlerinde acıyla.
Gizem gözyaşlarını tutamadı. “Hayır, senden vazgeçmiyorum. Ama belki de yapılması gereken bu.”
O gece ikisi de çok az uyudu. Gizem kendi kararından emin değildi ama Taleb’in iyiliğini düşündüğünü sanıyordu. Taleb ise bu karar karşısında çılgına dönüyordu.
Hayatında ilk kez gerçekten sevdiği bir kadın vardı ve o kadın onu bırakmaya hazırlanıyordu.
9. Bölüm: Aşk İçin Savaşmak
Ertesi gün Taleb erken saatte Gizemlerin kapısını çaldı. Ege okula gitmişti. Gizem tek başınaydı.
“Gizem, dün gece dediklerini düşündüm. Bu saçmalık.”
“Taleb, lütfen bunu zorlaştırma.”
“Ben zorlaştırmıyorum. Sen zorlaştırıyorsun. Ben seni seviyorum diyorum, sen de git başkasıyla evlen diyorsun.”
“Çünkü gerçekçi olmaya çalışıyorum. Bu ilişkinin sonu yok.”
News
प्रेग्नेंट महिला को बस में खड़े देख अपनी सीट दे दी थी ,कुछ साल बाद जो मिला वो कभी सोचा भी नहीं था
प्रेग्नेंट महिला को बस में खड़े देख अपनी सीट दे दी थी ,कुछ साल बाद जो मिला वो कभी सोचा…
Emekli Paşaların Gölgesindeki Yolsuzluk Korgeneral Ayla Sancak’ın İhanet Temizliği
Emekli Paşaların Gölgesindeki Yolsuzluk Korgeneral Ayla Sancak’ın İhanet Temizliği . . . Emekli Paşaların Gölgesindeki Yolsuzluk: Korgeneral Ayla Sancak’ın İhanet…
Türkler Sahada İş Bilmez” — 8 Dakika 30 Saniyede Cevap Verdiler
Türkler Sahada İş Bilmez” — 8 Dakika 30 Saniyede Cevap Verdiler . . . Başlangıç: Bir Tatbikat ve Bir Meydan…
Türk Hademe – “Köpeğim Ol” Diyen Yüzbaşıyı – Tek Hamlede Diz Çöktürdü
Türk Hademe – “Köpeğim Ol” Diyen Yüzbaşıyı – Tek Hamlede Diz Çöktürdü . . . Türk Hademe – “Köpeğim Ol”…
कनाडा में भारतीय लड़कियों का चौंकाने वाला कांड! जो सामने आया, उसने सबको सन्न कर दिया!
कनाडा में भारतीय लड़कियों का चौंकाने वाला कांड! जो सामने आया, उसने सबको सन्न कर दिया! . . . कनाडा…
इंस्पेक्टर मैडम चोर को पकड़ने पहुँची, सामने निकला तलाकशुदा पति | सच्ची कहानी | Emotional Story
इंस्पेक्टर मैडम चोर को पकड़ने पहुँची, सामने निकला तलाकशुदा पति | सच्ची कहानी | Emotional Story . . . इंस्पेक्टर…
End of content
No more pages to load






