Yunan Generali ‘TÜRKLER BİTTİ, ANKARA 3 GÜNDE DÜŞECEK’ Telgraf Çekti — 13 Gün Sonra 40.000 Aske…

.
.
.

Yunan Generali ‘TÜRKLER BİTTİ, ANKARA 3 GÜNDE DÜŞECEK’ Telgraf Çekti — 13 Gün Sonra 40.000 Askerin Kaçışı

23 Ağustos 1921, Sakarya Nehri, Yunan Genel Karargahı…

Saat 18:30’du, güneş batıyor ve Ege’nin sıcak rüzgarı karargah çadırının içine doluyordu. Ancak odadaki herkes sıcaklıktan şikayet etmiyordu. Çünkü masadaki şampanya soğuktu ve zaferin tadı her şeyin üstündeydi. General Anastasios Papulas, elindeki kristal kadehi ışığa tuttu. İçindeki altın renkli sıvı parlıyordu. O anın havasına uygun şekilde, kendine güvenle odadakilere bakarak, “Beyler,” dedi. “13 gün oldu, 13 gün savaşıyoruz ve bakın,” dedi, parmağını haritaya vurdu. Kırmızı çizgiler Ankara’ya doğru ilerliyordu. “Türkler bitmiş durumda,” diye devam etti, “rapor açık. Mühimmat yok, erzak yok, askerlerin morali çökmüş, her gün biraz daha geri çekiliyorlar.”

Odada oturanlar, birbiri ardına başlarını sallayarak bu zaferin kesinliğini kabul ediyorlardı. İngiliz askeri ateşesi, kadehini kaldırarak, “General, istihbaratımız da aynısını söylüyor. Mustafa Kemal’in ordusu artık savunma bile yapamıyor. Sadece kaçıyor,” dedi. Papulas gülümsedi, o gülüş zafer sarhoşluğunun gülüşüydü.

“Kaçıyor,” dedi, kelimeyi tekrar ederek, tadına bakar gibi. “Evet, kaçıyor ve biz kovalıyoruz. Her gün biraz daha yaklaşıyoruz Ankara’ya.” Yanındaki kurmay albay, “Paşam, ne kadar sürer sizce Ankara’yı almamız?” diye sordu. Papulas haritaya bakarak, “Arada 40 kilometre var, belki 50. Gün,” dedi. “3 gün, belki iki. Türklerin direnci yok artık,” diye ekledi. Şampanyalar doldu, kadehler havaya kalktı, herkes zafer için bağırdı. “Atina’ya!” diye karşılık geldi.

Papulas, oturduğu masanın çekmecesini açtı, telgraf kağıdını çıkardı ve kalemini aldı. “Atina Başkomutanlığına, 23 Ağustos. Durum raporu: Türkler bitti, mukavemetleri kırıldı. Ordu çökme noktasında, tahminen üç gün içinde Ankara elimizde olacak.” diye yazdı. Telgrafı imzaladı ve yaverine verdi. “Hemen Atina’ya, bugün ulaşmalı,” dedi. Yaver, telaşla çıktı ve telgraf, Yunanistan’a doğru yola çıktı. Her geçtiği istasyonda umut taşıyan bu zafer haberi, nihayetinde Atina’ya ulaşacaktı.


Atina’daki Coşku ve Türklerin İmkansız Direnişi

Atina’da, hükümet binasında Başbakan Dimitrios Gonaris, telgrafı okuduğunda ayağa fırladı. “Üç gün mü?” dedi, “Sadece üç gün. Yanıt yok. Türkler bitti,” diye devam etti, her kelimeyi vurgulayarak. Yanındaki kişiler alkışladı, kucaklaştılar. “Savaş bitiyor,” dedi Başbakan, “Sonunda bitiyor.” Gazetelere haber verildi, ertesi sabah Atina’nın her köşesinde manşetler aynıydı: “Zafer, Ankara üç günde düşecek.” Sokaklar bayraklarla süslendi, kilise çanları çaldı, kutlama başladı. Zafer henüz gelmemişti ama herkes galipmiş gibi davranıyordu.

Ama aynı saatlerde, Polatlı’daki Türk Genel Karargahı’nda, her şey farklıydı. Şampanya yoktu, kristal kadeh yoktu, sadece toprak zeminli, taş duvarlı, kırık bir masa vardı. Mustafa Kemal Paşa, bu mütevazi masanın başında oturuyordu. Sağ elini göğsüne bastırıyor, nefes almakta zorlanıyordu. Doktor Abdullah Bey, yanında durarak, “Paşam, kaburgalarınız kırık, hareket ederseniz ciğerinize zarar verebilir,” diyordu. Mustafa Kemal, başını kaldırdı, gözleri yorgun, morarmıştı. “Dinlenirsem,” dedi sesi kısıktı, “Ankara düşer.”


Fevzi Paşa ve Bir Milletin Son Şansı

Doktorun uyarılarına rağmen, Mustafa Kemal Paşa masanın başından kalktı ve haritaya doğru yürüdü. Yunan hatları her gün biraz daha yaklaşıyordu. Fevzi Paşa içeri girdi ve elindeki raporu sundu. “Paşam, askerler yorgun, 13 gündür savaşıyorlar. Mermi az, ekmek az, su yok bazı birliklerde. Moral düşüyor, bazıları ne kadar dayanacağız diye soruyor,” dedi. Mustafa Kemal, Fevzi Paşa’nın sözlerini dinlerken, bir sessizlik yayıldı. Göğsündeki ağrıya rağmen, büyük bir irade ve kararlılıkla haritaya baktı. “Dayanmak yetmiyor,” dedi. “Biz burada bir ordu değiliz, biz bir milletin son şansıyız. Kaybedersek, her şey kaybeder.”

Ve o anda Mustafa Kemal Paşa, tüm askerlere cesaret verici bir karar verdi. “Saldıracağız,” dedi. Fevzi Paşa şaşırarak, “Paşam, askerler yorgun, nasıl saldıracağız?” diye sordu. Mustafa Kemal, gözlerinde hiç tereddüt olmadan, “Savunmak yetmiyor, geri çekilmekse ölüm. Saldıracağız. Eğer burada durursak, Yunanlılar ilerler. Eğer geri çekilirsek, Ankara düşer. Tek çıkar yolumuz ileriye, saldırmaya devam etmek,” dedi.


Türk Ordusunun Zaferi: Sakarya Meydan Muharebesi

Sakarya Meydan Muharebesi, 23 gün süren zorlu bir direnişin ardından Türk ordusunun zaferiyle sonuçlandı. Yunanlılar, 40.000 askerini kaybetti, Türk ordusunun ise morali yükseldi. Mustafa Kemal Paşa, her gün askerlere cesaret vererek, onları önde tutarak savaşmaya devam etti. Mehmet ve Ali gibi askerler, her adımda daha da güçlendi ve birlikte savaştılar. Mustafa Kemal’in liderliğinde, Türk ordusu, tüm zorluklara rağmen zafer kazanmayı başardı.

Yunan Genel Karargahı’nda ise Papolas, büyük bir yenilgiyle karşı karşıyaydı. Atina Başkomutanlığı’na yazdığı rapor, onun artık kaybettiğini kabul etmesini sağladı. Türkler, hiçbir zaman “bitti” demediler. Bu, tarihe geçti.

Mustafa Kemal Paşa, Türk askerlerinin direncini simgeleyen bir lider olarak tarihe adını kazımıştı. 23 gün boyunca süren zorlu mücadelede, Türk askeri, çaresizliğe rağmen her şeye karşı direndi ve kazandı.


Zaferin Bedeli ve Yeni Bir Başlangıç

Zafer kazanıldı, ancak savaşın bedeli ağırdı. Mehmet, Ali ve diğer askerler, savaşın sonunda her şeyin farklı olduğunu fark etti. Zorluklarla, yokluklarla, ölümle burun buruna geldikleri bu mücadelede, onurlu bir zafer kazandılar. Şimdi, sadece zaferin tadını değil, aynı zamanda birbirlerine olan güvenlerini de kazandılar.

Mustafa Kemal, zaferin ardından yaptığı konuşmada, “Türkler bitti demeden bitmez,” diyerek, bir milletin kaderinin nasıl değişebileceğini, insanın ne kadar güçlü olduğunu gösterdi. Bu zafer, sadece askeri bir zafer değil, aynı zamanda Türk milletinin yeniden doğuşunun simgesiydi.

Ve o gün, Türkler sadece zafer kazanmadı, aynı zamanda dünyaya bir kez daha gösterdi ki, inanç, kararlılık ve milletin gücü her şeyin önündedir.