ZALIM KOCA, KARISINI VE ÜÇÜZ KIZLARINI EVDEN KOVAR… AMA KADER HER ŞEYI DEĞIŞTIRIR

.

Zalim Koca Karısını ve Üçüz Kızlarını Evden Kovdu… Ama Kader Her Şeyi Değiştirdi

Kapadokya’nın taşlı yollarından biri o gün gri bir gökyüzünün altında sessizce uzanıyordu. Rüzgâr, Ürgüp’ün eteklerinde bulunan küçük çiftliklerin arasından geçerken kuru toprağı havaya kaldırıyordu. Sanki doğa bile o gün yaşananlara tanıklık etmek ister gibiydi.

Ayşe, üç eski bavulu ve üç küçük kızını alarak o yolda yürüyordu.

Yanında yürüyen kızları henüz beş yaşındaydı. Üçüzdüler. Zeynep, Elif ve Defne.

Küçük ayaklarıyla annelerine yetişmeye çalışıyorlardı.

Zeynep annesinin elini sıkıca tutmuştu. Elif meraklı gözlerle etrafına bakıyordu. Defne ise ara sıra arkasını dönüp geldikleri eve bakıyordu.

O ev…

Yedi yıl boyunca Ayşe’nin yaşadığı ama hiçbir zaman gerçekten yuvası olmayan o ev.

Ayşe yürümeye devam etti. Gözlerinde artık gözyaşı kalmamıştı. Çünkü ağlamayı saatler önce bırakmıştı.

Her şey o sabah başlamıştı.


Yedi Yılın Patlaması

Sabah güneşi henüz doğmuştu. Ayşe mutfakta kahvaltı hazırlıyordu. Kızlar küçük masada oturmuş sessizce ekmek yiyordu.

Hasan ise sandalyeye yayılmış halde kahve içiyordu.

Ayşe o sırada Hasan’ın ceketini sandalyeden kaldırdı. Tam asmak üzereyken cebinden işlemeli bir mendil düştü.

Kadın mendili eline aldı.

Bu mendil ona ait değildi.

Üzerinde yabancı bir parfüm kokusu vardı.

Ayşe’nin kalbi sıkıştı.

Bu ilk değildi.

Son yıllarda Hasan’ın eve geç gelmesi, üzerinde başka kokular olması, köyde dolaşan dedikodular…

Hepsini görmezden gelmişti.

Ama o sabah içinde bir şey kırılmıştı.

Ayşe mendili masaya bıraktı.

“Bu kimin Hasan?”

Hasan başını bile kaldırmadı.

“Ne demek kimin?”

“Cebinden düştü.”

Hasan mendile baktı. Sonra omuz silkti.

“Bilmiyorum. Belki birinin.”

Ayşe’nin sabrı o anda tükendi.

“Hasan, köyde herkes konuşuyor. Herkes senin başka kadınlarla gezdiğini biliyor.”

Hasan sandalyesini sertçe itti.

“Yine mi başladın Ayşe?”

Kızlar korkuyla annelerine baktılar.

“Her zaman bir şey uyduruyorsun.”

Ayşe titreyen ama kararlı bir sesle konuştu.

“Hiçbir şey uydurmuyorum. Yedi yıldır seni bekliyorum. Yedi yıldır aşağılanıyorum.”

Hasan ayağa kalktı.

“Benimle böyle konuşmaya nasıl cesaret ediyorsun?”

Sesi tüm eve yayıldı.

“Sen kimsin ki bana hesap soruyorsun? Seni kimse istemiyordu Ayşe. Ailen bile seni başından atmak için bana verdi.”

Bu söz Ayşe’nin kalbine saplanan bir bıçak gibiydi.

Ama bu kez başını eğmedi.

Yıllar sonra ilk kez Hasan’ın gözlerinin içine baktı.

“Beni kimse istememiş olabilir ama bu bana kötü davranma hakkını sana vermez.”

Hasan birkaç saniye sessiz kaldı.

Sonra soğuk bir şekilde gülümsedi.

“Demek öyle…”

Kapıya doğru yürüdü.

“Eğer bu evde kalmak istemiyorsan gidebilirsin.”

Ayşe şaşkınlıkla baktı.

“Ne diyorsun?”

Hasan kollarını göğsünde bağladı.

“Bu ev benim. Bu toprak benim. Her şey benim.”

Sonra kızlara bakarak küçümseyerek güldü.

“Onları da al götür.”

Ayşe donup kaldı.

“Ne?”

“Üç kız çocuğu. Bana bir tane bile erkek evlat veremedin.”

Kızlar korkuyla annelerine sarıldılar.

Hasan devam etti.

“Üç boğaz daha eksilir. Bana yük olmazlar.”

O an evde ölüm sessizliği vardı.

Ayşe birkaç saniye konuşamadı.

Sonra yavaşça başını salladı.

“Tamam Hasan.”

Hasan alaycı bir şekilde güldü.

“Demek gidiyorsun?”

“Evet.”

“Bir saatin var.”


Küçük Bir Sır

Ayşe üst kata çıktı.

Dolabı açtı.

Üç eski bavulu çıkardı.

Kızlar sessizce annelerine yardım ediyordu.

Zeynep oyuncak bebeğini bavula koydu.

Defne eski bir battaniyeyi katladı.

Elif ise odadan çıktı.

Kimse fark etmedi.

Hasan’ın ceketi hâlâ askıdaydı.

Elif sessizce yanına gitti.

Cebini karıştırdı.

Yıpranmış bir deri cüzdan buldu.

Küçük kız onu aldı ve koşarak annesine gitti.

“Anne…”

Cüzdanı annesinin eline verdi.

Ayşe şaşkınlıkla baktı.

Elif fısıldadı.

“Babamın cebindeydi.”

Ayşe cüzdanı açtı.

İçinde para vardı.

Oldukça fazla.

Ayşe birkaç saniye düşündü.

Sonra cüzdanı önlüğünün cebine koydu.

“Tamam kızım.”


Kapının Kapanışı

Bir saat sonra Ayşe ve kızları kapının önündeydi.

Hasan onları izliyordu.

“Umarım ne yaptığını biliyorsundur.”

Ayşe hiçbir şey söylemedi.

Hasan alaycı bir sesle devam etti.

“Bir hafta içinde geri dönüp yalvaracaksın.”

Ayşe gözlerinin içine baktı.

“Asla.”

Hasan kapıyı sertçe kapattı.

Ve o kapı sadece bir evin kapısı değildi.

Bir hayatın kapanışıydı.


Toprak Yolda Başlayan Yeni Hayat

Ayşe kızlarıyla birlikte yürümeye başladı.

Nereye gideceğini bilmiyordu.

Ama bir daha geri dönmeyeceğini biliyordu.

Saatlerce yürüdüler.

Güneş batarken küçük, terk edilmiş bir şapel gördüler.

Kapısı yarı açıktı.

İçeri girdiler.

Tozlu sıralar vardı.

Ama en azından başlarını sokacak bir yerdi.

Kızlar yere uzandı.

Yorgunluktan hemen uyudular.

Ayşe cebinden cüzdanı çıkardı.

İçindeki parayı saydı.

Eli titredi.

Bu para onun için bir servetti.

Ayşe kızlarına baktı.

Ve ilk kez bir umut hissetti.

“Belki…” diye fısıldadı.

“Belki yeniden başlayabiliriz.”


Ninesinin Sözleri

Ayşe o gece uyuyamadı.

Fatma ninesinin sözlerini hatırladı.

“Kızım, senin ellerin altın gibi. Toprağa ne eksen büyür.”

Çocukken ninesi ona her şeyi öğretmişti.

Sebze yetiştirmeyi.

Hayvan bakmayı.

Peynir yapmayı.

Hasan evliyken ona bunları yapmasına izin vermemişti.

Ama artık Hasan yoktu.

Ayşe özgürdü.

.
.

Sabah güneşi doğarken Ayşe kararını verdi.

Yeni bir hayat kuracaktı.

Kızlarıyla birlikte.

Ve kimse onları bir daha aşağılamayacaktı.

Ama Ayşe’nin bilmediği bir şey vardı.

Bu küçük karar…

Bir gün onu bölgenin en saygın kadını yapacaktı.

Ve yıllar sonra Hasan…

Onun karşısında diz çökecekti.

Ama o zaman artık çok geç olacaktı.