Zengin Sevgilim, Eski Aşkını Unutamadı, Telefonuna Gelen O Mesaj Her Şeyi Yıktı

.

KIRIK YÜZEYLER

Yağmur, şehrin üzerine ağır ağır iniyordu. Camın dış yüzeyinde biriken damlalar, aşağı doğru süzülürken birbirine karışıyor, tıpkı içeride biriken duygular gibi şekilsizleşiyordu.

Elif, mutfak masasının başında oturmuş telefonuna bakıyordu. Ekran karanlıktı ama yansımasında kendi yüzünü görüyordu. Yorgun. Solgun. Uzun zamandır ağlamaktan şişmiş gözlerle.

Salonun diğer ucunda Arda ayakta duruyordu. Elleri cebinde, omuzları gergin.

“Böyle devam edemeyiz,” dedi sonunda.

Bu cümle, odanın içinde haftalardır dolaşıyordu zaten. Söylenmemiş, ama herkes tarafından bilinen bir cümleydi.

Elif başını kaldırmadı. “Devam etmeye çalışan kim?”

Arda derin bir nefes aldı. “Her şey bir mücadeleye dönüştü. Konuşmalarımız bile.”

“Çünkü sen artık burada değilsin,” dedi Elif sakin ama keskin bir sesle. “Bedenin burada olabilir ama sen yoksun.”

Bu doğruydu. Arda son bir yıldır başka bir hayatın eşiğinde yaşıyordu. Yeni iş, yeni çevre, sürekli seyahatler… Başta heyecan vericiydi. Sonra uzaklaştırıcı.

Elif bir grafik tasarımcıydı. Evden çalışıyordu. Onun dünyası daha sabitti. Daha içe dönüktü. Beklemekle geçen akşamlar, ertelenen planlar, yarım kalan cümleler…

“Bu evde kendimi misafir gibi hissediyorum,” dedi Arda.

Elif gülümsedi. Acı bir gülümseme. “Ben de ev sahibi değilim zaten.”

Sessizlik.

Yağmurun sesi.

Saatin tik takları.

Arda valizini kapının yanına getirdi. Bu sahne daha önce zihinde defalarca prova edilmişti ama gerçeği daha ağırdı.

“Bir süre ayrı kalmak ikimize de iyi gelecek.”

Elif ayağa kalkmadı. Gitmesini engellemedi. Sadece sordu:

“Geri dönecek misin?”

Arda cevap vermedi.

Kapı kapandı.

Ev bir anda büyüdü. Duvarlar uzaklaştı. Boşluk genişledi.

Elif ilk başta ağlamadı. Sadece oturdu. Dakikalar geçti. Telefonuna baktı. Mesaj yoktu.

Saatler sonra koltukta uyuyakaldı.

Gece yarısı telefon titreşti.

Bilinmeyen bir numara.

Ekrana baktı. Mesaj tek cümleydi:

“Onu kaybetmek istemiyorsan yarın saat 14:00’te Kuzey Parkı’na gel.”

Kalbi hızlandı.

Bu bir şaka mıydı?

Numarayı aradı. Kapalıydı.

Sabahı zor etti.

Saat 13:45’te parkın girişindeydi.

Kuzey Parkı, şehrin en sakin yerlerinden biriydi. Uzun yürüyüş yolları, eski ağaçlar, göletin etrafında uçuşan ördekler… Normalde huzurlu bir yerdi. O gün ise her gölge tehdit gibi görünüyordu.

Banklardan birinde siyah montlu bir adam oturuyordu. Yüzü sakallı, gözleri dikkatliydi.

Elif yaklaşınca ayağa kalktı.

“Mesajı sen mi attın?”

Adam başını salladı. “Evet.”

“Elimde polis var,” dedi Elif blöf yaparak.

Adam hafifçe gülümsedi. “Yok. Kimseye söylemedin.”

Bu da doğruydu.

“Ne istiyorsun?”

Adam cebinden bir zarf çıkardı.

“Arda’nın dün gece nereye gittiğini biliyor musun?”

Elif’in boğazı kurudu. “Ne demek bu?”

“Bu, onun sana anlatmadığı şey.”

.
.

Zarfı uzattı.

Elif açtı.

İçinde fotoğraflar vardı.

Arda bir kafede. Karşısında bir kadın. Samimi. Yakın.

Elif’in midesi düğümlendi.

“Bu… ne zaman?”

“Üç aydır görüşüyorlar.”

Dünya bir an için sesini kaybetti.

“Benden ne istiyorsun?” diye fısıldadı.

Adam gözlerini kısmıştı. “Gerçeği bilmeni.”

“Karşılığında?”

“Hiçbir şey.”

Elif fotoğraflara tekrar baktı. Kadın gençti. Zarifti. Gülümsüyordu.

“Sen kimsin?” dedi Elif.

Adam kısa bir duraksamadan sonra cevap verdi.

“Mert.”

“Sadece Mert mi?”

“Şimdilik.”

“Bunu neden yapıyorsun?”

Mert’in bakışları sertleşti. “Çünkü o kadın benim kız kardeşim.”

Elif dondu kaldı.

“Ve Arda evli olduğunu saklıyor.”

Parkın üzerindeki gökyüzü daha da ağırlaştı.

Elif’in zihninde parçalar birleşmeye başladı. Geç gelen mesajlar. Cevapsız aramalar. Sürekli “toplantıdayım” demeler.

“Onu seviyor mu?” diye sordu Elif istemsizce.

Mert omuz silkti. “Bilmiyorum. Ama kardeşim ciddi düşünüyor.”

Elif bankın kenarına oturdu. Dizleri titriyordu.

“Bu fotoğrafları neden bana verdin? Ona değil?”

“Çünkü kandırılan iki kişi var. Gerçeği ilk öğrenmesi gereken sendin.”

Elif uzun süre konuşamadı.

Sonunda başını kaldırdı. “Kız kardeşin biliyor mu?”

“Hayır.”

“Bilecek.”

Mert dikkatle baktı. “Ne yapacaksın?”

Elif ayağa kalktı.

“Yüzleşeceğim.”

“Öfkeyle hareket etme.”

Elif’in gözleri ilk kez sertleşti.

“Öfke değil,” dedi. “Onur.”

O an Mert, karşısındaki kadının sandığından daha güçlü olduğunu fark etti.

Elif eve döndü.

Arda’nın dolabının kapağını açtı.

Boşluk.

Çekmecede bir saat kutusu vardı. İçinde küçük bir kağıt.

“Biraz zamana ihtiyacım var.”

Elif kağıdı buruşturdu.

Telefonunu aldı.

Arda’yı aradı.

Bu kez açtı.

“Konuşmamız gerekiyor.”

Ses tonu değişmişti.

“Yarın,” dedi Arda.

“Hayır. Şimdi.”

Sessizlik.

“Tamam.”

Elif adres verdi.

O akşam her şey değişecekti.

Ya bir evlilik tamamen bitecek…

Ya da gerçek ilk kez ortaya çıkacaktı.

Ve Elif artık hiçbir şeyden kaçmayacaktı.