ZENGİN TEKERLEKLE SANDALYEYE OTURMAMAK İÇİN SÜRÜNÜYORDU… TA Kİ DİLENCİ ONU İYİLEŞTİRENE KADAR
.
.
Sürünmekten Hayata: Mehmet ve Emre’nin Umut Hikayesi
1. İnat ve Utanç
Mehmet Bey, 72 yaşında emekli bir iş adamıydı. Bir zamanlar gücün, paranın ve prestijin simgesiydi. Şimdi ise, İstanbul’un kalabalık bir meydanında, ağırlığını desteklerken arkasından boş bir tekerlekli sandalyeyi çekiyordu. Onun için bu sandalye, hayatının sonu, itibarının çöküşü demekti. O sandalyeye oturmamak, yerde sürünmeyi tercih etmek demekti.
Bir gün, tam da nefes nefese kaldığı bir anda, yanında bir gölge hissetti. Başını kaldırdığında, 12 yaşlarında, yalın ayak, sade giysiler içinde bir çocuk gördü. Gözlerinde merak ve içten bir endişe vardı.
“Yaralı mısınız?” diye sordu çocuk, adamın yanına çömelerek.
Mehmet, sürünmeyi bıraktı ve çocuğa sinirli bir şekilde baktı. “Defol git buradan çocuk. Acımana ihtiyacım yok,” diye homurdandı. Yüzündeki mahcubiyet sakalına rağmen okunuyordu.
Çocuk ise acıma değil, anlayış gösteriyordu. “Dedemde de aynı sorun vardı. Hastalandıktan sonra düzgün yürüyemiyordu. Ama biz bir yolunu bulduk,” dedi.
Mehmet, çocuğun sesindeki samimiyeti fark etti. Ne doktorların küçümseyen tonu, ne de tanıdıklarının sahte merhameti vardı. “Ne yolu?” diye sordu, merakını gizleyemeden.
“Bazı egzersizler yapardı. Tekerlekli sandalyeye her zaman ihtiyacı olmazdı, sadece çok yorulduğunda. Ama başlangıçta o da sizin gibi sinirli olurdu.”
“Ben sinirli değilim,” dedi Mehmet, ama sesi kendini ele veriyordu. “Ve ben senin deden gibi değilim. O lanet sandalyeye ihtiyacım yok.”
Çocuk başını yana eğdi, yaşına göre şaşırtıcı bir olgunlukla Mehmet’i süzdü. “O zaman neden ayağa kalkmıyorsunuz?”
Bu basit ve doğrudan soru Mehmet’i yumruk gibi vurdu. Bir çocuğa, sandalyeye oturmanın utancının, yerde sürünmenin acısından daha büyük olduğunu nasıl anlatırdı? İki yıl önce eşi Ayşe’yi kaybettiğinden beri hayatındaki her şey anlamını yitirmişti.
“Karışık,” diye mırıldandı sonunda.
“Dedem de öyle derdi,” dedi çocuk, ayağa kalkıp Mehmet’e elini uzattı. “Sandalyeye oturmanıza yardım edeyim mi? Kimseye söylemeyeceğime söz veriyorum.”
Mehmet çocuğun eline baktı. Tırnakları kirli, parmaklarında küçük kesikler vardı. Ama bu basit davranış, Mehmet’i derinden etkiledi. “Hayır,” dedi, ama sesi daha yumuşaktı. “Henüz değil.”
Çocuk gücenmeden elini indirdi. “Tamam, ama sizinle burada kalabilir miyim? Aceleniz yok.”
Mehmet, çocuğun okulda olması gerektiğini düşündü ama sormadı. “Neden ders çalışmıyorsun?” diye sordu.
“Sabahları çalışıyorum. Öğleden sonra işteyim, ışıklarda şeker satıyorum. Ama bugün işler yavaş.”
Mehmet’in göğsünde bir sıkışma hissetti. O da çocukken ailesine yardım etmek için çalışmak zorunda kalmıştı. Fark, o zamanlar hayatın düzeleceğine dair hâlâ umudu olmasıydı. Şimdi ise sadece yokuş aşağı gittiğini hissediyordu.
“Ailen?” diye sordu.
“Sadece büyükannem var. Annemle babam ben küçükken gittiler.” Çocuğun bu kelimeyi söylerkenki tavrı, Mehmet’e bunun bir yolculuk olmadığını anlamasını sağladı.
“Üzgünüm,” dedi Mehmet ve gerçekten öyle hissediyordu.
“Sorun değil. Büyükannem bana iyi bakıyor. Ben de ona bakıyorum.”
Bir süre sessiz kaldılar. Güneş yakıcıydı, Mehmet’in bacakları uyuşmuştu. “Emre!” dedi sonunda. “Bu sandalye gerçekten gerekli mi?”
Emre, tekerlekli sandalyeye, sonra Mehmet’in bacaklarına baktı. “Ayaklarınızı oynatabiliyor musunuz?”
Mehmet zorlanarak sağ ayak parmaklarını hafifçe oynatabildi. “Biraz,” dedi.
“O zaman dedem gibi değilsiniz. O felçten sonra hiçbir şeyini kıpırdatamıyordu ama yine de egzersizle iyileşti.”
“Doktorlar zaten egzersizle doldurdu beni. Hiçbiri işe yaramadı.”
“Ama gerçekten yaptınız mı?” diye sordu Emre.
Mehmet cevap vermek için ağzını açtı ama durdu. Gerçek şu ki, ilk seanslardan sonra vazgeçmişti. Bir sakat gibi muamele görmek, başkalarına bağımlı olmak fazla aşağılayıcıydı.
“Devam edemedim,” diye itiraf etti.
“Neden?”
“Çünkü… kendimi güçsüz hissediyordum. İşe yaramaz.”
Emre, “Dedem kendini güçsüz hissetmenin normal olduğunu söylerdi ama işe yaramaz olmanın bir seçim olduğunu,” dedi.
Bu sözler Mehmet’e bir vahiy gibi çarptı. Çocuğa yeni bir dikkatle baktı.
“Deden bilge biriymiş.”
“Evet, öyleydi. Önce kafamızın güçlenmesi gerektiğini, sonra vücudun onu takip edeceğini söylerdi.”
Mehmet’in içinde uzun zamandır hissetmediği bir umut kıvılcımı yandı. “Emre, bana deden yaptığı egzersizleri gösterebilir misin?”
Çocuğun yüzündeki gülümseme fırtınadan sonra çıkan güneş gibiydi.
“Tabii ki Mehmet Bey. Ne zaman isterseniz.”
“Adımı nereden biliyorsun?”
“Köşede gazete satan Hasan Amca’ya sordum. Her gün buraya geldiğinizi söyledi.”
Mehmet, yerel bir ilgi odağı olduğunu fark etti. “Ama şimdi sandalyeye çıkmama yardım eder misin? Bacaklarımı hissetmemeye başlıyorum.”
Emre hemen yardım etti. Mehmet bu defa itiraz etmedi. Belki de uzun bir yolculuğun ilk adımıydı bu.
“Yarın geliyorum, tamam mı?” dedi Emre.
“Neden?” diye sordu Mehmet.
“Çünkü sizi seviyorum ve herkes ikinci bir şansı hak eder.”
O gece Mehmet, iki yıldır ilk kez kaygı ilacı almadan uyudu.

2. Rutin ve Umut
Ertesi sabah Emre, Mehmet’ten önce meydandaydı. Bir şişe su ve küçük bir karton parçası getirmişti.
“Bu ne için?” diye sordu Mehmet.
“Egzersiz yaparken dizlerinizi incitmemeniz için,” dedi Emre.
Mehmet, uzun zamandır kimsenin onun iyiliğini bu kadar düşündüğünü hatırlamıyordu.
Emre mukavvayı yere serdi. “Önce ne yapabildiğinizi görelim,” dedi. Mehmet sandalyeden kalktı, mukavvanın üzerine yerleşti. Sağ bacağını hafifçe kaldırabildi, solunu ise biraz.
“Aferin! Dedem sizin az önce yaptığınızı yapabilmek için üç ay uğraştı.”
Bu karşılaştırma Mehmet’e yeni bir enerji verdi. Sonraki yarım saat boyunca Emre, Mehmet’e basit egzersizler yaptırdı. Çocuğun sabrı, küçük ilerlemeleri büyük başarı gibi kutlaması her şeyi katlanılır kılıyordu.
“Bunu neden yapıyorsun?” diye sordu Mehmet.
“Dedem hastalandığında birçok insan bize yardım etti. Şimdi sıra bende. Birine yardım etmem gerekiyor.”
“Ama sen daha bir çocuksun.”
“Büyükannem der ki, kalp hazır olduğunda yaşın önemi yoktur.”
Sonraki günlerde bir rutin oturdu. Emre her gün öğleden sonra Taksim Meydanı’na geliyor, mukavva ve su şişesiyle birlikte Mehmet’e egzersiz yaptırıyordu. Sohbetlerinde Emre’nin büyükannesi Hatice Teyze ile yaşadığını, babası ve annesi küçükken öldüğünden beri büyükannesinin ona baktığını öğrendi. Çocuk yemek yapmayı bile öğrenmişti.
Mehmet de kendi hayatını anlattı. Eşi Ayşe’nin ölümünden sonra kendini bırakmış, hayata küsmüştü. Emre’nin “Birine ihtiyacınız olduğunu görünce iyileşmek istersiniz,” sözü Mehmet’in içine işledi.
3. Arkadaşlık ve Mücadele
Bir gün Mehmet, Emre’nin iki büyük çocuk tarafından sıkıştırıldığını gördü. “Parayı geri ver!” diye bağırıyorlardı. Mehmet tekerlekli sandalyede olabildiğince gürültü yaparak yaklaştı.
“Arkadaşımla bir sorununuz mu var?” dedi otoriter bir sesle.
Çocuklar şaşırdı. Mehmet sandalyeden destek alarak ayağa kalktı. “Bu çocuk benim arkadaşım ve benim yanımda kimse ona gözdağı veremez.”
Çocuklar geri çekildi. Emre, “Gerçekten arkadaş mıyız?” diye sordu.
“Tabii ki öyleyiz,” dedi Mehmet.
O günden sonra egzersizler daha neşeli geçti. Mehmet, Emre’yi koruyabilmek için de iyileşmek istediğini fark etti.
O gece Mehmet, aylar sonra ilk kez kızı Zeynep’i aradı. Zeynep ortopedi doktoruydu. “Baba, fizik tedaviye dönmeye ne dersin?” dedi. Mehmet, “Ben zaten egzersiz yapıyorum. Cumartesi seni kahvaltıya bekliyorum,” dedi.
Cumartesi sabahı Zeynep geldiğinde babasını yürürken görünce şaşkınlığını gizleyemedi. Mehmet, “Sana bir arkadaşımı tanıştırmak istiyorum,” dedi.
Emre, temiz ve özenliydi. Kahvaltıda Zeynep, Emre’ye kibarca sorular sordu. Sonra babasına, “Bu çocuk kim?” diye sordu.
“Benim arkadaşım. Bana egzersizlerde yardım ediyor.”
“Baba, o daha çocuk…”
“İki yıldır ilk defa yürüyorum. Bu çocuk pahalı doktorların başaramadığını başardı.”
Zeynep, Emre’ye tıbbi sorular sordu. Emre çoğunu doğru yanıtladı. “Bu işe doğal bir yeteneğin var,” dedi Zeynep.
Emre gittikten sonra Zeynep, “Baba, senden özür dilerim. O çocuk özel biri,” dedi.
Mehmet, “O benim hayatımı kurtardı. Annen öldüğünde ben de yaşamayı bırakmıştım. Emre bana uğruna mücadele etmeye değer şeyler olduğunu hatırlattı.”
4. Hayaller ve Yeni Başlangıçlar
Bir gün Mehmet, Emre’ye, “Fen bilimleri dersi almak ister misin?” diye sordu. Zeynep haftada iki gün Emre’ye temel fen bilgisi ve anatomi öğretmeye başladı. Emre bilgiyi sünger gibi çekiyordu. Mehmet de giderek daha iyi yürüyordu.
Bir gün Emre, “Mehmet Bey, siz neden zengin oldunuz?” diye sordu.
“Çok çalıştım, biriktirdim. Başlangıçta güvende olmak için, sonra kendimle bir yarışa döndü.”
“Şimdi?”
“Şimdi sahip olduklarımı senin gibi insanlara yardım etmek için kullanmak istiyorum.”
“Peki herkese yardım ederseniz fakir mi olursunuz?”
Mehmet güldü. “Hayır Emre, birkaç ömre yetecek kadar param var. Onunla ne yapacağımı bilmiyordum. Şimdi öğreniyorum.”
O gece Mehmet, finans yöneticisine bir vakıf kurmak istediğini söyledi. Ayşe Vakfı, eşi anısına, tıp ve sağlık bilimleri okumak isteyen yoksul çocuklara burs vermeye başladı. Emre ilk bursiyer oldu.
5. Toplumsal Dalgalar
Mehmet’in zengin mahallesinde, fakir bir çocukla arkadaşlığı dedikodu oldu. Eski iş ortağı Ahmet, “Bu senin itibarını lekeliyor,” dedi.
Mehmet, “Bu çocuk beni kurtardı. Mantıklı ol. İnsanlar konuşur. Çık git evimden,” dedi.
Emre’ye, “Beni iyi dinle. Sen son yıllarda hayatımda olan en güzel şeysin. Kimsenin seni aksine inandırmasına izin verme,” dedi.
Ama Emre, bu olaydan etkilendi. Okul müdürü Hatice Teyze’yi aradı. Emre, olan biteni anlattı. Hatice Teyze, “Garip bir şey olmadığına emin misin?” dedi. Emre, “Eminim.”
Ertesi gün Hatice Teyze, meydanda Mehmet’le tanıştı. “Torunum olağanüstü bir çocuk. O bana benim ona verdiğimden daha fazla yardım ediyor,” dedi.
Mehmet, “Onun yeteneğini geliştirmek büyük bir kayıp olurdu. O bana hayatta neyin önemli olduğunu hatırlattı,” dedi.
Hatice Teyze, arkadaşlığa onay verdi.
6. Büyük Hayaller
Mehmet, Emre’ye, “Üniversite sınavına girmeye ne dersin?” dedi. Emre korkuyordu. “Başaramamaktan, sizi hayal kırıklığına uğratmaktan…”
Mehmet, “Denemezsen neler yapabileceğini asla bilemezsin. Denememenin pişmanlığı, başarısız olma korkusundan daha kötüdür,” dedi.
Emre, iki yıl çalışmaya karar verdi. Zeynep dersleri artırdı. Mehmet özel öğretmenler tuttu. Emre, iki yıl sonra sınava girdi ve biyoloji bilimleri bölümünü birincilikle kazandı.
Ayşe Vakfı büyüdü, yüzlerce genç destek aldı. Mehmet’in hayatı anlam kazandı.
7. Miras ve Umut
Emre tıp fakültesine geçti. Mehmet ve Emre, “Hayat Meydanları” adlı bir sosyal program başlattı. Yaşlılara egzersiz öğreten gönüllü ekipler kuruldu. Proje hızla yayıldı.
Mehmet, “Gerçek zenginlik, kurduğumuz ilişkilerde,” dedi.
Emre, “Bana yaşın önemli olmadığını, yeniden başlamak için asla geç olmadığını ve en iyi dostlukların en beklenmedik yerlerden geldiğini öğrettiniz,” dedi.
Yıllar geçti. Emre geriatri uzmanı oldu. Zeynep vakfa tam zamanlı geçti. Mehmet, başkanlığı Emre’ye devretti. Tüm Türkiye’de, hatta yurtdışında programlar uygulandı.
Bir gün, İzmir’den bir mektup geldi. 12 yaşındaki Aylin, dedesine yardım ettiğini, ilhamı onların hikayesinden aldığını yazıyordu.
Emre, “Bizim hikayemiz yeni nesillerde çoğalıyor,” dedi. Nesillerarası Köprüler programı başlatıldı.
Mehmet, fotoğrafçılığa döndü. Programların etkisini belgeledi. Yeni Başlangıçlar kitabı ve fotoğraf albümü yayınlandı.
15 yıl sonra, Ayşe Vakfı uluslararası bir ağ haline geldi. En büyük başarılarının, sıradan insanların olağanüstü değişimler yaratabileceğini göstermek olduğuna inandılar.
8. Sonsöz
Mehmet ve Emre, bir gün Taksim Meydanı’nda, hikayelerinin başlattığı değişimin ortasında yürüdüler. Mehmet, “Her şeyi yeniden yaşasaydım, seni daha erken arardım,” dedi.
Emre, “O zaman yardım edecek kadar büyük olmazdım,” diye güldü.
Belki de her şey tam zamanında olmuştu.
Mehmet’in son günlerinde, Emre’ye, “Gerçek ölümsüzlük, sonsuza kadar yaşayacak bir şey yaratmaktır. Bunu birlikte başardık,” dedi.
Ve hikayeleri, küçük bir iyiliğin, gerçek bir dostluğun ve ikinci bir şansın binlerce hayatı değiştirebileceğini kanıtladı.
SON
.
News
Doktorlar mafya babasının kısır olduğunu söyledi—bir garson ondan hamile olduğunu söyleyene kadar.
Doktorlar mafya babasının kısır olduğunu söyledi—bir garson ondan hamile olduğunu söyleyene kadar. . . . Chicago’nun karanlık ve acımasız yeraltı…
Tarihin En Acımasız Emri: 15.000 Esir Askeri Kör Edip Geri Gönderdi
Tarihin En Acımasız Emri: 15.000 Esir Askeri Kör Edip Geri Gönderdi . . . Karanlığın Yürüyüşü: Bir İmparatorun Soğuk Zaferi…
Köle Kadından Doğan Beyaz Çocuklar, Koca Bir Plantasyonu Nasıl Çökertti?
Köle Kadından Doğan Beyaz Çocuklar, Koca Bir Plantasyonu Nasıl Çökertti? . Köle Kadından Doğan Beyaz Çocuklar: Blackwood’un Çöküşü Güneyin yaz…
Bilim İnsanlarını Şaşkına Çeviren Çocuk: Elias’ın Vakası
Bilim İnsanlarını Şaşkına Çeviren Çocuk: Elias’ın Vakası . . . Bilim İnsanlarını Şaşkına Çeviren Çocuk: Elias’ın Vakası 1972 yılının dondurucu…
1997’de Sarıçöl’de Kaybolan Selim Karabey – 16 Yıl Sonra Bulunan Mataranın Sakladığı Gizemler
1997’de Sarıçöl’de Kaybolan Selim Karabey – 16 Yıl Sonra Bulunan Mataranın Sakladığı Gizemler . . . 1997’DE SARIÇÖL’DE KAYBOLAN SELİM…
Sıradan Bir Tokat, 20 Yıllık Sırrı Ortaya Çıkardı: O Adam Geri Döndü!
Sıradan Bir Tokat, 20 Yıllık Sırrı Ortaya Çıkardı: O Adam Geri Döndü! . . . Sıradan Bir Tokat, 20 Yıllık…
End of content
No more pages to load






