Sivil Kadın Binbaşının Kibri Kışlayı Sarsınca Tek Telefonla Gerçek Kimliği Açığa Çıktı!

.
.
.

Hikâyenin Uzatılmış Devamı

Gazetecinin sorduğu soru salonda birkaç saniyelik bir sessizlik yarattı.

“Çevrenizde de insanları dış görünüşlerine bakarak yargılayan kişiler var mı?”

Aylin Savaşçı mikrofonun önünde birkaç saniye durdu. Gözlerini yavaşça salonun içinde dolaştırdı. Onu izleyen yüzlerce insan vardı. Gazeteciler, subaylar, genç askerler, kameramanlar…

Sonunda konuştu.

“İnsanlar çoğu zaman gördükleriyle hüküm verirler.”

Sesi sakindi ama içindeki ağırlık hissediliyordu.

“Bir insanın kıyafetine, konuşma tarzına ya da mesleğine bakarak onun gücünü ölçmeye çalışırlar. Ama gerçek güç çoğu zaman görünmezdir.”

Salonda çıt çıkmıyordu.

“Benim hikâyem bunun en basit örneklerinden sadece biridir.”

Kameralar birbiri ardına flaş patlatıyordu.

Aylin Hanım sözlerine devam etti.

“Bir gün bir kışlada bir binbaşı bana hakaret etti. Çünkü beni sıradan bir kadın sandı. Ama mesele benim kim olduğum değildi.”

Bir gazeteci hemen araya girdi.

“Peki mesele neydi?”

Aylin Hanım cevap verdi.

“Gücün yanlış kullanılması.”

Salondaki bazı subaylar başlarını hafifçe eğdi.

“Bir askerin görevi kendisinden zayıf olanı ezmek değildir. Onu korumaktır.”


O sırada…

Kırıkkale’deki Şahinbey Kışlası’nda denetimler devam ediyordu.

Savunma Bakanlığı Teftiş Kurulu ekipleri bütün odaları inceliyordu.

Dolaplar açılıyor, bilgisayarlar kontrol ediliyor, dosyalar tek tek inceleniyordu.

Bir müfettiş bağırdı.

“Buraya bakın!”

Masadaki klasörü açtı.

İçinde onlarca belge vardı.

İhale evrakları.

Banka transferleri.

Sahte imzalar.

Başmüfettiş Elif Tekin belgeleri eline aldı.

Gözleri karardı.

“Bu sadece mobbing değil…”

Yanındaki görevli sordu.

“Ne demek istiyorsunuz?”

Elif Hanım belgeleri kapattı.

“Bu kışlada büyük bir yolsuzluk ağı var.”


Aynı saatlerde

Binbaşı Volkan Karaman sorgu odasında oturuyordu.

Yüzü solgundu.

Gözlerinin altı morarmıştı.

Masada iki askeri savcı oturuyordu.

Savcılardan biri dosyayı açtı.

“Binbaşı Karaman.”

Volkan başını kaldırdı.

“Evet.”

Savcı sert bir sesle konuştu.

“Rüşvet, zimmete para geçirme, görevi kötüye kullanma ve askeri personele şiddet.”

Volkan’ın dudakları titredi.

“Ben…”

Savcı sözünü kesti.

“Savunmanızı mahkemede yaparsınız.”

O anda kapı açıldı.

Bir asker içeri girdi.

“Yeni belgeler geldi komutanım.”

Savcı dosyaya baktı.

Sonra Volkan’a döndü.

“Görünüşe göre durum sizin düşündüğünüzden daha ciddi.”

Volkan başını ellerinin arasına aldı.

Hayatı birkaç saat içinde tamamen yıkılmıştı.


İstanbul – Gece

Aylin Hanım evine dönmüştü.

Salon karanlıktı.

Sadece pencerenin önündeki şehir ışıkları içeri vuruyordu.

İstanbul gece boyunca yaşıyordu.

Aylin Hanım yavaşça koltuğa oturdu.

Bir kadeh şarap doldurdu.

Düşünüyordu.

20 yıl boyunca görev yaptığı operasyonlar…

Kaybettiği arkadaşlar…

Ve şimdi…

Başlayan yeni savaş.

Ama bu sefer düşman başka bir yerdeydi.

Kendi sisteminin içindeydi.

Tam o sırada telefon çaldı.

Ekranda bir isim yazıyordu.

Metin Demir.

Aylin Hanım telefonu açtı.

“Metin?”

Karşıdan yorgun bir ses geldi.

“Kıdemlim…”

“Bir gelişme mi var?”

Metin Paşa derin bir nefes aldı.

“Bu olay düşündüğümüzden çok daha büyük.”

Aylin Hanım sessiz kaldı.

“Ne buldunuz?”

Metin Paşa cevap verdi.

“Volkan Karaman yalnız değil.”

Aylin Hanım’ın gözleri daraldı.

“Devam et.”

Metin Paşa konuştu.

“Kara kuvvetleri içinde bazı üst düzey isimlerin de adı geçiyor.”

Salon bir anda daha da sessizleşti.

“Kimler?”

Metin Paşa birkaç saniye sustu.

Sonra söyledi.

“Henüz emin değiliz.”

“Ama…”

“Bu bir zincir.”

Aylin Hanım pencereden dışarı baktı.

Şehrin ışıkları titriyordu.

Sonra yavaşça konuştu.

“Demek oyun daha yeni başlıyor.”

Metin Paşa kısa bir cevap verdi.

“Evet kıdemlim.”

“Ve bu sefer çok daha büyük olacak.”


Aylin Hanım telefonu kapattı.

Kadehini masaya bıraktı.

Derin bir nefes aldı.

Sonra kendi kendine fısıldadı.

“Bu iş burada bitmeyecek.”


Şehir uyuyordu.

Ama bazı savaşlar geceleri başlar.

Ve Aylin Savaşçı o savaşın ortasında duruyordu.