Emekli Albay’ın Oğlu Dövüldü, Kimse Görmedi. Ve Foça’nın Timsahları Uyandı!

.
.
.

Foça’nın Timsahları: Onurun Geri Alındığı Gece

Foça’nın nemli ve iyot kokulu gecesi her zamanki gibi gençliğin enerjisiyle doluydu. Bir yanda hızla büyüyen turizm kasabasının parlak neon ışıkları, diğer yanda eski sokak lambaları altında yaşayan mütevazı hayatlar… Ve bu tezatların tam ortasında, Türkiye’nin en stratejik körfezlerinden birini koruyan 101. Amfibi Deniz Piyade Tugayı’nın, halk arasındaki adıyla Timsahlar’ın varlığı, Foça’ya ağır ve oturaklı bir kimlik katıyordu.

İsmet Paşa Mahallesi’nde, salaş meyhanelerin arasında eski bir tabela dikkat çekiyordu: “Eski Kurt’un Yeri”. Ahmet Kara’nın işlettiği bu meyhane, yalnızca bir meyhane değil, aynı zamanda genç deniz piyadelerinin sığındığı bir limandı. Ahmet Kara, 25 yıl boyunca Türk Silahlı Kuvvetleri’nde görev yapmış, Güneydoğu’da sınır ötesi operasyonlarda bulunmuş, Ege’nin hırçın sularında görev yapmış bir emekli albaydı. Üniformasını çıkardıktan sonra, asker kardeşlerinden uzak kalmayı reddetmiş ve bu meyhaneyi açmıştı. Genç deniz piyadelerine uyguladığı “kardeş hesabı” sayesinde, burası onların hem karnını doyurduğu hem de sıkıntılarını unuttuğu bir yuva haline gelmişti.

Ahmet Kara’nın gurur kaynağı ise oğlu Murat’tı. Harp Okulu’ndan yeni mezun olan Murat, babasının izinden giderek SAT Komutanlığı’na katılmıştı. Ahmet Usta, oğlunun bu seçimi karşısında dışarıdan sert bir şekilde, “Deli misin oğlum?” dese de içinde gurur gözyaşlarını tutmuştu. Oğlunun, onun koruduğu denizleri ve adaları koruyacak olması, hem en büyük endişesi hem de en büyük gururuydu.

Ama Foça’nın huzurlu atmosferi, o gece bozulacaktı.

Tehditler Başlıyor

Bir cuma akşamı, Ahmet Usta’nın meyhanesi her zamanki gibi neşeli bir kalabalıkla doluydu. Genç askerler, yemin töreninden sonra aileleriyle birlikte kutlama yapıyordu. Ahmet Usta, mutfakta en iyi yemeklerini hazırlıyor, askerlerin anne ve babalarına sıcak bir ev sahibi gibi davranıyordu.

Ancak bu huzurlu ortam, kapının sert bir tekmeyle açılmasıyla bozuldu. İçeri, kolları dövmelerle kaplı, kabadayı görünümlü bir grup adam girdi. Grubun lideri, boynunda kalın bir altın zincir taşıyan Cihangir Mirzaoğlu, namıdiğer Mirza, Foça’da yeni palazlanmış bir mafya örgütünün lideriydi. Esnafı haraca bağlayan, tehdit ve şiddetle büyüyen bu çete, şimdi Ahmet Usta’nın dükkanına göz dikmişti.

Mirza, alaycı bir şekilde konuşarak Ahmet Usta’ya yaklaştı:
“Ahmet Amca, bu salaş meyhaneni satman için sana devletin vereceği paranın iki katını teklif ettim. Ama sen inat ediyorsun. Buraya otel yapılacak. Bu döküntü burada sırıtıyor. Anlaştık mı?”

Ahmet Usta, elindeki satırı tezgâha sertçe vurdu ve Mirza’ya döndü. Gözlerinde, yıllarca düşmanla yüzleşmiş bir askerin keskin bakışı vardı.
“Dükkanımdan defol Mirza. Yeğenlerimin keyfini kaçırma.”

Mirza, alaycı bir kahkaha attı. “Bu son şansın, moruk. Yoksa pişman olursun.”

Mirza ve adamları, tehditler savurarak dükkandan ayrıldılar. Ama Ahmet Usta, bunun bir son değil, bir başlangıç olduğunu biliyordu. Mirza’nın bakışları, avını gözüne kestirmiş bir yılanın bakışları gibiydi. Ahmet Usta, bu adamların sadece dükkânını değil, aynı zamanda sık sık buraya gelen genç askerleri de hedef alacağından emindi.

Emekli Albay'ın Oğlu Dövüldü, Kimse Görmedi. Ve Foça'nın Timsahları Uyandı!  - YouTube

Karanlık Sokaklar

Mirza’nın tehditleri kısa sürede gerçek olmaya başladı. Ahmet Usta’nın dükkanı tuhaf bir şekilde sessizleşmişti. Asker müşterileri artık gelmiyordu. Biraz soruşturduktan sonra, Mirza’nın adamlarının kışlaya dönen yollarda nöbet tuttuğunu ve dükkana giden askerleri açıkça tehdit ettiğini öğrendi. Hatta bazı genç askerler, sebepsiz yere taciz edilmiş ve dövülmüştü.

Ahmet Usta’nın oğlu Murat, bu durum karşısında endişeliydi. Hafta sonu izninde babasına, “Baba, bu adamlar tekin değil. Dükkanı sat gitsin. Sana zarar vermelerinden korkuyorum,” dedi. Ama Ahmet Usta kararlıydı:
“Ben bu dükkanı askerlerim için açtım. Birkaç serseri yüzünden onurumu satmam.”

Ama olaylar, Ahmet Usta’nın kontrolünden çıkmak üzereydi.

Saldırı ve Sessizlik

Bir cuma gecesi, Ahmet Usta’nın dükkânında, acemi erler aileleriyle birlikte yemek yiyordu. Ahmet Usta, genç askerlerin gururla parlayan yüzlerini gördüğünde içi sevinçle dolmuştu. Ancak bu sıcak atmosfer, Mirza ve çetesinin içeri dalmasıyla bozuldu. Sarhoş ve kışkırtıcı bir şekilde içeri girdiler. Mirza, masalara yürüdü ve genç askerlerden birinin yüzüne patlıcan salatasını fırlattı. Sonra da alaycı bir şekilde, “Asker misiniz, yoksa köpek mi?” diyerek hakaret etmeye başladı.

Genç askerlerden biri dayanamayıp itiraz ettiğinde, Mirza’nın yumruğu yüzüne indi. Olay bir anda kargaşaya dönüştü. Ahmet Usta, mutfaktan fırlayıp Mirza’ya saldırdı. Ama Mirza’nın adamları, Ahmet Usta’yı ve genç askerleri acımasızca dövdüler. Tam o sırada, dükkana izinden dönen Teymen Murat Kara ve iki subay arkadaşı girdi. Ancak Mirza’nın adamları sayıca üstündü. Murat ve arkadaşları, Mirza’nın adamları tarafından yere yıkıldı. Mirza, acımasız bir kahkahayla adamlarına işaret verdi:
“Bu gecelik bu kadar. Hadi gidelim.”

Timsahlar Uyanıyor

Bu olaydan sonra Mirza, kendisini korumak için yalanlar ve rüşvetle bir savunma ağı kurdu. Ancak Ahmet Usta, bu olayın cezasız kalmasına izin vermemeye kararlıydı. Oğlunun kanlı üniformasını eline alıp, Foça’daki 101. Amfibi Deniz Piyade Tugayı’nın komutanı Tuğgeneral Hakan Gürkan’ın makamına gitti.

Ahmet Usta, gözyaşlarını tutamayarak bağırdı:
“Komutanım, bu vatanı korumak için üniforma giyen evlatlarımız sokak serserileri tarafından dövülüyor. Siz bu duruma nasıl sessiz kalabilirsiniz?”

Tuğgeneral Gürkan, eski silah arkadaşı Ahmet Usta’ya derin bir üzüntüyle baktı.
“Ahmet Albayım, özür dilerim. Askerlerimi koruyamadım. Ama bu durumu değiştireceğim. Timsahların onurunu kimse ayaklar altına alamaz.”

Operasyon: Sancağı Geri Almak

Tuğgeneral Gürkan, SAT Grup Komutanı Binbaşı Kenan Çelik’e bir emir verdi. “Sancağı geri alacağız. Ama sivil zayiat olmayacak. Gereksiz şiddet yasak. Bu bir intikam değil, düzeni sağlama operasyonu olacak.”

O gece, SAT timinin en seçkin 20 üyesi, Mirza’nın karargahı olan eğlence kompleksine operasyon düzenledi. Sessiz ve ölümcül bir şekilde hareket eden komandolar, Mirza’nın adamlarını etkisiz hale getirdi. Mirza, Binbaşı Çelik tarafından yakalandı ve yere serildi. Operasyonun sonunda, Mirza’nın ofisinde rüşvet defterleri ve yasa dışı belgeler bulundu. Komandolar, olay yerinde sadece bir deniz piyadesi üniforması bıraktı. Üniformanın üzerinde kırmızı iplikle işlenmiş bir isimlik vardı: Murat Kara.

Adaletin Yankısı

Bu operasyon, ülke genelinde büyük yankı uyandırdı. Mirza ve çetesi tutuklandı. Ancak Tuğgeneral Gürkan, yetkisini kötüye kullanmakla suçlanarak askeri mahkemeye çıkarıldı. Mahkeme sürecinde, Ahmet Usta ve SAT timi, Gürkan’ı savunmak için tanıklık etti. Halk, Gürkan’ın arkasında birleşti. “Bir timsah, silah arkadaşını asla yalnız bırakmaz,” diyerek Gürkan’a destek oldular.

Sonunda mahkeme, Gürkan’ın suçlu olduğunu kabul etti, ancak cezasını erteledi. Gürkan, yıldızlarını kaybetmişti ama halkın gözünde bir kahraman olmuştu.

Yeni Bir Başlangıç

Foça’nın karanlık günleri sona ermişti. Mirza ve çetesi hapse atılmış, Foça’nın sokakları yeniden huzura kavuşmuştu. Ahmet Usta’nın meyhanesi, artık gazilerin ve deniz piyadelerinin buluşma noktası haline gelmişti. Duvarlarda, Gürkan ve askerlerin onurunu koruma hikayesini anlatan fotoğraflar ve notlar yer alıyordu.

Bir akşam, Hakan Gürkan, Ahmet Usta’nın meyhanesine geldi. İki eski silah arkadaşı, bir masada oturup geçmişi yad ettiler. Gürkan, gülümseyerek, “Artık omuzlarımda yıldızlar yok. Ama daha geniş bir ormanda, daha fazla insana yol göstermem gerekiyor,” dedi.

Ahmet Usta, gülümseyerek cevap verdi:
“Sen her zaman bizim Bozkurt Paşamız olacaksın.”

O gece, meyhaneye genç bir acemi er girdi. Duvarlardaki fotoğraflara hayranlıkla baktı. Ahmet Usta, gülümseyerek ona seslendi:
“Hoş geldin asker. Acıktın mı? Gel, sana özel bir Adana yapacağım. Benden olsun.”

Foça’nın timsahları, onurlarını geri almıştı. Ve bu hikaye, yeni bir neslin ilham kaynağı olmaya devam edecekti.