Bu Köy Düğünü Fotoğrafındaki Gelin, Gerdek Gecesi Herkesi Katletti
.
.
.
Köy Düğünü Fotoğrafındaki Gelin, Gerdek Gecesi Herkesi Katletti
Giriş: O tozlu ve karanlık köşe
İstanbul’un arka sokaklarındaki o eski, harabe sahaf dükkânının içi, zamanın dışında bir yerde duruyordu. Dışarıda şehrin karmaşık ve kaotik gürültüsü yankılanırken, içeride sanki 1900’lerin başında takılı kalmış gibi bir atmosfer vardı. Tozlu kitaplar, eski mektuplar ve yıpranmış fotoğraflar arasında, 28 yaşındaki Can, elindeki eski kutuyu dikkatle açıyordu.
Elinde tuttuğu kutu, kimsesizlerin mirasçıları tarafından satılan eşyalarla doluydu. Sararmış vesikalıklar, askerlik hatıraları ve soluk bayram kartpostallarıyla doluydu. O gün, Anadolu’da kaybolmuş düğün ritüellerine dair bir görsel arşiv toplamaya çalışıyordu. Ama o kutudan çıkan fotoğraf, onu bambaşka bir dünyaya götürecekti.
Büyüteçle yaklaştığında, kartpostal büyüklüğünde, kenarları tırtıklı, siyah-beyaz bir kareydi. İlk bakışta, tipik bir Anadolu köy düğünü gibi görünüyordu. Arka planda kerpiç evler, damlarda toplanmış meraklı çocuklar ve ön planda davulun tokmağını havaya kaldırmış bir davulcu vardı. Halay çeken erkeklerin silüetleri hareketin coşkusunu dondurmuştu.
Ancak, fotoğrafın odağında, tahta bir sandalyeye yan yana oturtulmuş gelin ve damat vardı. Damat, kos bıyıklı, kasketli, omuzlarına attığı ceketiyle kendinden emin ve mağrur bir ifadeyle objektife gülümsüyordu. Bir zafer kazanmış komutan edası vardı. Ama, gözleri gelinin gözlerine kaydığında, Can’ın içi ürperdi.
Gelin, bembeyaz duvağın altında sanki heykel gibi hareketsiz duruyordu. Elleri kucağında, parmakları birbirine kenetlenmişti. O kadar sıkmıştı ki, siyah-beyaz fotoğrafta bile boğumlarının beyazladığı belli oluyordu. Ama en korkutucu olan, yüzüydü. Gülmüyordu. Utangaç bir tebessüm ya da hüzünlü bir veda ifadesi de değildi bu. Gözleri, o kocaman, kömür karası gözleri, doğrudan değil, sanki fotoğrafı çeken kişinin arkasında duran görünmez bir dehşete kilitlenmişti.
Bebekleri o kadar büyüktü ki, gözünün beyazı neredeyse görünmüyordu. Dudakları hafifçe aralanmış, sanki bir çığlık ya da bir duyguyu yutmuş gibi görünüyordu. Etrafındaki neşeli kalabalığın, havaya kalkmış kolların ve çalınan zurnanın ortasında, o gelin adeta ceset gibi donuk ve yalnız duruyordu.
Can, fotoğrafı ışığa tuttu. Arkasını çevirdiğinde, kurşun kalemle aceleyle yazılmış silik bir not gördü: “1965, Karlova Köyü düğünü.” O gece, bu fotoğrafı yüksek çözünürlüklü tarayıcıyla bilgisayarına aktardı. Ekranda görüntüyü büyüttükçe, içindeki huzursuzluk daha da arttı. Pikseller belirginleştikçe, gelinin ifadesindeki korku daha net görünüyordu. Ama, onun gözleri sadece korku değildi; bir tür kabulleniş, hatta deliliğin sınırında gezinen bir trans hali vardı.
Can, o gece uyuyamadı. O bakışlar, odanın karanlığında onu izliyor gibiydi. Bu sadece mutsuz bir evlilik fotoğrafı olamazdı. O karede, o anın dondurulduğu saniyede yaklaşmakta olan bir felaketin kokusu vardı. Ertesi hafta, kendini Doğu Anadolu’nun yüksek dağlarına tırmanan bir otobüste buldu.

Köye Varış ve araştırma
Karlova’ya vardığında, onu gri gökyüzü ve tezek kokusu karşıladı. Köyün sessizliği, sanki geçmişin karanlık gölgeleriyle doluydu. Köy kahvesine girdiğinde, içerideki uğultu bıçak gibi kesildi. Yabancıydı, şehirliydi ve elinde eski bir fotoğraf vardı.
Kahveciye çay söyledikten sonra, cebinden fotoğrafın bir kopyasını çıkardı ve meraklı yaşlılara gösterdi. “Bu fotoğrafı araştırıyorum,” dedi. “1965 yılında çekilmiş. Burası Karlova, değil mi?”
O an, en yakındaki yaşlı adamın eli titredi ve çay bardağındaki kaşık şıngırdayarak tabağa düştü. Kahvehanede ağır bir sessizlik çöktü. Okey taşlarının sesi durdu, bastonlu yaşlı bir adam, sanki şeytanı görmüş gibi, “Tövbe estağfurullah,” diyerek yüzünü çevirdi.
“Yeğenim,” dedi kahveci, “bu resmi nereden buldun? Kaldır şunu. Uğursuzdur o.”
Can ısrar etti: “Neden uğursuz olsun? Kim bu insanlar?”
Cevap vermedi kahveci, ama masanın ucunda oturan, yüzü derin çizgilerle dolu, kataraktlı yaşlı bir adam fısıldadı: “İbrahim ile Ayşe’nin düğünü… O gün, davullar insan için değil, Azrail için çaldı.”
Gizli gerçekler ve köy efsanesi
Can, araştırmasını derinleştirdikçe, köyde anlatılan basit bir efsanenin ötesinde bir gerçeğin olduğunu fark etti. 1965 Ekim ayına ait, sararmış bir yerel gazete buldu. Manşette büyük harflerle yazıyordu: “Gerdek Gecesi Katliamı: Gelin Cinnet Getirdi.”
Haberin detayları, onu dehşete düşürdü. Düğün gecesi, zengin Hamo Ağa’nın oğlu İbrahim’le, fakir bir köy kızına, Ayşe’ye evlenmişlerdi. Ama gece, tam da kutlamaların en canlı olduğu anda, her şey korkutucu bir şekilde değişti.
İbrahim, 16 yerinden bıçaklanmıştı. Ama dehşet burada bitmiyordu. Gelin, kanlı gece eldiviği ve kasap bıçağıyla, odadan çıkıp yan odada uyuyan kayın pederini, kayınvalidesini ve 12 yaşındaki kız kardeşini boğazlamıştı. En sonunda, kendi boğazını kesmişti.
Gazete, olayı kınamış ve cinayetleri, sadece kıskançlık ve akıl tutulması olarak açıklamıştı. Ama, köyde fısıltıyla anlatılan başka bir gerçek vardı: büyü.
Büyü ve lanetli ev
Can, köydeki söylentilere göre, bu olayın temelinde büyü olduğunu fark etti. O gece, evin kalıntılarına gitmek istedi. Köylüler ise korkuyordu; oraya gitmek cesaret isterdi. Yıkık, kararmış ve lanetli ev, köyün en ucundaki kara bir anıt gibi duruyordu.
Oraya giderken, köyün delisi olduğu söylenen bir adam Can’ın koluna yapıştı. Ağzında diş kalmamış, dişleri dökülmüş, salaları akan bu adam, Can’ın gözlerinin içine bakarak hırladı: “Fatma’nın bohçası. Sabun eridi, İbrahim bitti. Ayşe’nin içine cin girdi.”
Bu isim, Can’ın not defterine en önemli ipucu olarak kaydoldu. Araştırması derinleştikçe, hikayenin eksik parçaları yavaş yavaş ortaya çıkmaya başladı.
İbrahim, evlenmeden önce Fatma adında bir kıza gönül eğlendirmiş ve onu hamile bırakmıştı. Ama, ailesinin zoruyla, Fatma’yı köyden kovmuştu. Fatma, karnındaki gayrimeşru bebeğiyle köyden uzaklaşmış ve kimse onu bir daha görmemişti.
Söz konusu büyü, domuz yağı, mezar toprağı ve çaldığı mendille yapılmıştı. Sabun eridiğinde, büyü yapan kişi de eriyip gidecekti. Ama, Fatma’nın öfkesi büyüyle birleşmiş ve, en yakınında olan kişi olan Ayşe’ye ulaşmıştı.
Sonuç ve kıyamet
Can, bu bilgiler ışığında, 1965’in o korkutucu gününü zihninde canlandırmaya başladı. Fotoğraftaki o donuk bakış, artık ona çok daha anlamlı geliyordu. Düğün günü, hava ağır ve kasvetliydi. Köy meydanında pişen etler, bulgur pilavı ve davul sesleri, bir yandan da o korkutucu gerçeği saklıyordu.
Gelin, Ayşe, o gece, ruhu ve bedeniyle tamamen değişmişti. Gözleri simsiyah olmuş, göz bebeği yoktu sanki. Gülümsüyordu, ama bu gülüşü, ölümsüz bir lanetti. O gece, kuyunun başında, Ayşe’nin gözleri, o donuk bakışlar, ve o korkutucu ifadesi, Can’ın zihninde sonsuza dek yer etti.
Son ve yeniden başlayan kabus
O gece, köyde korku ve sessizlik hüküm sürdü. Can, otel odasında, o korkutucu anıları düşünürken, telefon çaldı. Arayan, köydeki eski bir tanıdıktı: Hacı Osman.
Hacı Osman, o gece yaşananları anlatmaya başladı. Kapı komşusu, o gece, İbrahim’in evinde neler olduğunu görmüştü. Anlattıkları, Can’ı dehşete düşürdü. O gece, köyde bir şeyler olmuştu. Bir şeyler, belki de doğaüstü güçler, ya da intikamın kendisiydi.
Kapanış: Gerçek ve hayaletler
Can, gece boyunca, o korkutucu olayların ve büyünün izini sürdü. Fotoğraftaki o bakış, artık onun en büyük kabusu olmuştu. O, bir gün bu lanetli sırları çözebilecek miydi? Yoksa, köyün ve o gece yaşananların gölgesi, onun hayatını sonsuza dek karartacak mıydı?
SON
İşte, bu hikaye, gizemleri, korkuları ve karanlık sırlarıyla, insan ruhunun en derin ve karanlık köşelerine ışık tutuyor. Bazen, geçmişin gölgeleri, en korkutucu gerçekleri saklar, ve o gerçekler, insanın ruhunu derinden sarar.
News
GÜRÜLTÜ YAPMAYIN DEDİ TEMİZLİKÇİ KADIN… VE MİLYONER NE OLDUĞUNU GÖRÜNCE DONDU KALDI
GÜRÜLTÜ YAPMAYIN DEDİ TEMİZLİKÇİ KADIN… VE MİLYONER NE OLDUĞUNU GÖRÜNCE DONDU KALDI . . . Başlangıç: Zeynep Kaya, Kenan Özdemir’in…
Annesinin Yerine Geçen Fakir Kız Mafya Babasını Şaşırttı — Adamın Verdiği Tepki Herkesi Şok Etti
Annesinin Yerine Geçen Fakir Kız Mafya Babasını Şaşırttı — Adamın Verdiği Tepki Herkesi Şok Etti . . . İzleri Takip…
Bir Yabancının Otobüs Parasını Öder — Onun Mafya Babası Olduğunu Bilmiyordu. Sonrası Şoke Etti
Bir Yabancının Otobüs Parasını Öder — Onun Mafya Babası Olduğunu Bilmiyordu. Sonrası Şoke Etti . . . Yanlış Numaraya Mesaj…
“Kaburgalarımı Kırdı”—Yanlış Numaraya Mesaj Attı—Mafya Babası Yanıtladı: “Geliyorum”
“Kaburgalarımı Kırdı”—Yanlış Numaraya Mesaj Attı—Mafya Babası Yanıtladı: “Geliyorum” . . . Yanlış Numaraya Mesaj Attı—Mafya Babası Yanıtladı: “Geliyorum” Evelyn Vans…
Tutsak Komando – Modern Teknoloji – Beyniyle Orduları Yenen Kadının Doğuşu
Tutsak Komando – Modern Teknoloji – Beyniyle Orduları Yenen Kadının Doğuşu . . Tutsak Komando – Modern Teknoloji – Beyniyle…
💔 DÜK HAFIZASINI KAYBETMİŞTİ, O KURTARILDIĞINDA O KIZ HAMİLEYDİ — AMA ANILARI GERİ GELİNCE…
💔 DÜK HAFIZASINI KAYBETMİŞTİ, O KURTARILDIĞINDA O KIZ HAMİLEYDİ — AMA ANILARI GERİ GELİNCE… . . Başlangıç Ormanların derinliklerinde, geceyi…
End of content
No more pages to load






