2003’te Konya’da Elif Kaya kayboldu… 3 yıl sonra bulunan bir nesne her şeyi değiştir

.

.

Sessizliğin Bedeli: Elif Kaya’nın 27 Mektubu

1. Bölüm – Kayıp Bir Kadının Sessizliği

2003 yılının soğuk bir kış sabahı, Konya’nın uzak bir köyünde Elif Kaya son kez evinden çıktı. Elleri titriyordu, gözlerinde derin bir korku vardı. Kocası beş yıl önce bir trafik kazasında ölmüş, Elif yalnız kalmıştı. Çocukları yoktu, akrabaları uzak. Yalnızlık son üç yıldır en iyi tanıdığı duyguydu.

O sabah pencerenin önünde durdu, meyve bahçesine, tepelerin sessizliğine baktı. Sonra masanın başına oturdu, 27. mektubunu yazdı. Zarfın üzerine isim yazamadı. Sadece bir satır:
“Eğer bana bir şey olursa onun anlattığı versiyona izin vermeyin.”

Elif’in dudakları titriyordu. Ağlayamıyordu. Çünkü artık ağlamaya bile hakkı yokmuş gibi hissediyordu. Ağır ağır başına yün atkısını sardı, eski montunu giydi, lastik çizmelerini ayağına geçirdi. Dışarı çıkarken kar ince bir tabaka gibi toprağı örtüyordu. Rüzgar elindeki mektubu göğsüne çarptı, sanki “gitme” diyordu. Ama Elif gitmek zorundaydı.

Köyün yolunda ilerlerken bir çift gözün kendisini izlediğini hissetti. Yolun kenarında park etmiş siyah bir polis arabası vardı. Farları kapalı, içinde bir erkek silueti. Hareketsizce Elif’e bakıyordu. Elif’in kalbi hızla atmaya başladı. Mektubu daha da sıkı tuttu, adımları hızlandı. Terminale vardığında nefes nefese kalmıştı.

İçeri girip bir zarf istedi. Tezgahtaki kadın ona bakmadan zarfı uzattı. Elif titreyen elleriyle bozuk paraları saydı, bir tanesi yere düştü. Eğilip aldı, utançla tezgaha koydu. Kenara çekilip metal koltuklardan birine oturdu. Mektubu zarfa koymaya çalıştı ama elleri titriyordu. Bir kere daha denedi, olmadı. Sonra yüzü buruştu, sessizce ağlamaya başladı. Tezgahtaki kadın “İyi misiniz hanım?” diye sordu. Elif başını salladı, “İyiyim, teşekkür ederim,” dedi ama sesi kırılmıştı.

Ayağa kalktı, sendeliyordu. Bir elini duvara koydu, dengeyi bulmaya çalıştı. Zarfı metal koltuğun üstüne bıraktı, sanki birinin bulmasını istiyordu. Binanın yan duvarına doğru yürüdü, arka tarafta siyah polis arabası yine oradaydı. Motor çalışıyordu. Arabanın kapısı açıldı. Elif’in yüzü bembeyaz oldu. Geri adım atmak istedi ama bacakları tutmadı. Ağzı açık, sesi çıkmıyordu. “Hayır” der gibi başını salladı ama kimse duymadı.

O gün Elif Kaya yeryüzünden silindi. Resmi kayıtlara göre “gönüllü kaybolma” olarak geçti. Ama gerçek çok daha karanlıktı.

2. Bölüm – Kayıp Bildirimi ve Sessizlik

Üç gün boyunca Elif’ten haber alınamadı. Evi bomboş, kapısı açık, içeride her şey yerli yerindeydi. Çaydanlık ocakta, masada yarım kalmış bir yazı, kalem kağıdın üstünde. Sanki Elif birden kalkmış, dışarı çıkmış ve bir daha geri dönmemişti.

Köylüler fısıldaşmaya başladı: “Zaten hep garipti, kocası öldükten sonra kendini eve kapattı.” Kimisi “Belki kaçtı, belki bir erkek vardı hayatında,” dedi. Ama kimse gerçekten endişelenmedi. Çünkü Elif Kaya onlar için zaten görünmez biriydi. Yalnız bir kadın, kimsesiz. Köyde böyle insanlar kaybolduğunda kimse fazla soru sormazdı.

Üçüncü günün akşamı Konya Emniyet Müdürlüğü’ne resmi başvuru yapıldı. Kayıp kişi bildirimi. Dosyaya Elif’in soluk, eski bir kimlik fotoğrafı eklendi. Gözlerinde hayat vardı ama şimdi o gözler nerede, kimse bilmiyordu. Dosyayı alan polis memuru hızlıca inceledi, bir yana koydu:
“Büyük ihtimalle kendi isteğiyle gitmiştir. Duygusal olarak dengesiz insanlar bazen ani kararlar alır, sonra geri dönerler.”

Ama bir kişi bu karara itiraz etti. Polis memuru Ali Demirer. Köyde herkesin güvendiği, saygı duyduğu bir adam. Düzenli, disiplinli, iki çocuk babası. Ama Ali’nin içinde kimsenin görmediği karanlık bir yanı vardı. Kayıp bildirimini duyar duymaz Elif’in evine gitmeye karar verdi.

Evde her şeyi inceledi. Masada numaralandırılmış mektuplar vardı: 1’den 26’ya kadar. Zarfı açmadı ama 27. mektup yoktu. Kaşları çatıldı. Sonra kapıdan genç bir adam girdi: Murat, Elif’in yeğeni. “Ne yapıyorsunuz burada?” dedi Murat. Ali profesyonelce gülümsedi, “Görevim gereği inceleme yapıyorum, bir ipucu bulmaya çalışıyorum.” Murat mektuplara baktı, “Okudunuz mu?” dedi. Ali başını salladı, “Hayır, izinsiz okumak yasak.”

Murat, Elif’in her sabah taşıdığı radyosunu sordu. Ali “Görmedim” dedi. Ama Murat biliyordu: Elif o radyoyu asla evden çıkarmazdı. Şimdi yoktu. O andan itibaren Murat’ın içinde bir şüphe büyümeye başladı.

3. Bölüm – Kayıp Radyonun Peşinde

Aylar geçti. Elif Kaya’nın ismi unutuldu. Köyde hayat devam ediyordu. Ama Murat unutmadı. Her hafta sonu teyzesinin evine gidiyor, eşyalarına dokunuyor, fotoğraflarına bakıyor, saatlerce öylece oturuyordu. “Neredesin teyze?” diye fısıldıyordu karanlığa.

Bir sabah Murat terminale gitti, kayıp eşya bürosuna uğradı. Raflarda eski şemsiyeler, çantalar, kitaplar, zarflar vardı. Bir zarfı açtığında lavanta kokusu duydu. Teyzesinin kokusu. İçinden bir kağıt çıktı:
“Eğer bana bir şey olursa onun anlattığı versiyona izin vermeyin.”

O satır Murat’ın dünyasını altüst etti. Kimin versiyonu? Ne oldu teyzesine? Zarfı cebine koydu, terminalden çıktı. Bu mektubu polise götürmeli miydi? Ama Ali Demirer’e mi vereceklerdi? O adam zaten hiçbir şey yapmamıştı. Belki de yapmak istememişti. Murat karar verdi: Mektubu polise vermeyecek, kendisi araştıracaktı.

Akşam kapısının önünde yaşlı bir kadın buldu: Ayfer Teyze. İçeri girdi, elleri titriyordu. “O sabah polis arabası meyve bahçesine giden yola döndü,” dedi. Murat “Hangi polis?” diye sordu. Ayfer Teyze başını eğdi, “Ali Demirer,” diye fısıldadı. “Ama ismimi söyleme. O güçlü bir adam. Sen araştır, sen bul. Ben sadece bilmeni istedim.”

4. Bölüm – Sessiz Tanıklar

Murat geceleri uyuyamıyordu. Teyzesinin mektubunu tekrar tekrar okuyor, “Onun anlattığı versiyona izin vermeyin,” diyordu. Kimin versiyonu? Ali’nin mi? Sabah olduğunda Murat karar verdi: Delil bulacak, gerçeği ortaya çıkaracaktı.

2005 sonbaharı geldiğinde Elif Kaya unutulmuştu. Ama Murat unutmadı. Her gece notlarını gözden geçiriyor, eksik parçayı bulmaya çalışıyordu. Bir sabah teyzesinin evine gitti, mutfağın köşesindeki eski dolabı açtı. Yemek kitapları arasında bir not buldu: Erkek el yazısı,
“Bana bir daha yazma. Bunu ölmüş halde bırak. Benim için de senin için de daha iyi olur.”

Kimin yazısıydı bu? Elif neden saklamıştı? Murat, Elif’in telefon faturalarını araştırdı. 2003’ün son aylarında çok sayıda arama vardı, hepsi Konya merkezdeki bir ankesörlü telefondan. Emniyet Müdürlüğü’nün hemen yakınında. Birisi Elif’i aylarca o telefondan arıyordu. Kim ve neden?

O akşam Murat, Ali’nin evine gitti. Karısı Zehra Hanım kapıyı açtı. Ali evde değildi. Murat ona sordu: “2003 Aralık ayında eşiniz Elif’in evine gitti mi?” Zehra dondu, elleri titredi, “Bilmiyorum,” dedi. Murat yalvardı, “Lütfen, gerçeği öğrenmek istiyorum.” Zehra gözyaşlarıyla kapıyı kapattı.

Gece yarısı Murat’ın kapısına bir not bırakıldı:
“Bahçeye bir adam gelirdi. Her ay bir şeyler bırakırdı. Onu tanıyordum ama asla konuşmadık. Belki o biliyordur.”
İmza yoktu ama Murat yazıyı tanıdı: Zehra’nın el yazısı.

5. Bölüm – Gizli Anahtar ve Emekli Hakim

Ertesi sabah Murat teyzesinin evine gitti. Bahçenin girişindeki eski taşın altında bir plastik torba buldu. İçinde eski bir anahtar ve bir fotoğraf vardı. Fotoğrafta Elif daha genç, yanında yaşlı, resmi kıyafetli bir adam: Kemal Aksu. Murat köyde Kemal Aksu’yu sordu. Bakkal “Emekli hakim,” dedi. “Saygın bir adam, yalnız yaşıyor.”

Murat adresi aldı, Kemal Aksu’nun evine gitti. Kapıyı yaşlı adam açtı. Murat “Elif Kaya’yı tanıyor musunuz?” dedi. Kemal’in gözlerinde derin bir acı belirdi, “Tanıyordum ama onu kurtaramadım,” dedi.

6. Bölüm – Samanlıkta Bir Sır

2006’nın ilk aylarında Elif’in evi satışa çıkarıldı. Yeni mal sahibi tamirat için işçi gönderdi. Samanlık yıllarca bakımsız kalmıştı. Hasan Usta ve iki genç işçi kirişleri sökerken metal bir ses duydular. İçinden küçük, eski bir radyo çıktı. Üzerinde “Elifka” yazıyordu.

Hasan Usta radyoyu Murat’a götürdü. Murat radyoyu görünce dondu. Elif’in her gün taşıdığı radyo. İçinde bir kaset vardı. Murat kaseti bir ses teknisyenine götürdü. Salih Bey kaseti dinledi, cızırtıdan sonra Elif’in sesi duyuldu:

“Lütfen, bana dokunma, yapma bunu. Ben sadece huzur istiyorum. Neden bırakmıyorsun beni?”
Sonra bir erkek sesi: “Ne yaptığını biliyorsun. Eğer ağzını açarsan ne olacağını da biliyorsun.”
Murat o sesi tanıdı: Ali Demirer.

Kasetin sonunda başka bir erkek sesi vardı: “Elif, eğer bunu dinliyorsan özür dilerim. Seni koruyamadım. Çok korkaktım. Ama bil ki her gün seni düşündüm. Eğer başka biri bunu buluyorsa lütfen gerçeği ortaya çıkar.”

7. Bölüm – Gerçeğin Ortaya Çıkışı

Murat kasetin kopyalarını yaptırdı. Ali Demirer’in evinin önünde onu bekledi. “Elif’in radyosu bulundu. İçinde bir kaset vardı. Senin sesin var orada. Her şey kayıtlı,” dedi. Ali’nin yüzü bembeyaz oldu. Tabancasına gitti ama çekemedi. Murat, “Kaset doğru ellere ulaşacak. Ya bu gece itiraf edersin ya da yarın herkes öğrenir,” dedi.

Ertesi sabah Salih Bey kaseti temizledi, daha net bir kayıt elde etti. Elif’in sesi: “Lütfen Ali, bırak beni.”
Ali’nin sesi: “Mektupları yok ettim. Hiçbirini gönderemedin. Artık seni kurtaracak kimse yok.”
Kasetin sonunda yaşlı bir adamın sesi: “Elif, beni affet. Mektuplarını aldım ama cevap veremedim. Çünkü Ali beni tehdit etti. Kariyerimi, ailemi mahvedeceğini söyledi. Ben korkaktım. Ama bilmelisin ki her mektubunu okudum. Seni kurtarmak için bir plan yapıyordum. O sabah seni almaya gelecektim. Ama geç kaldım. Eğer bu kayıt bir gün bulunursa bilsinler ki suçlu sadece Ali değil. Ben de suçluyum, çünkü sessiz kaldım.”

Murat Kemal Aksu’nun evine gitti, yaşlı adam ölmüştü. Elinde bir mektup vardı:
“Elif Kaya’nın ölümünde dolaylı sorumlu olduğumu itiraf ediyorum. Onu koruyamadım. Korkakça davrandım. Lütfen Elif’i onurlu bir şekilde gömün ve Ali Demirer’i adalete teslim edin.”

.

8. Bölüm – Adaletin Gecikmiş Zaferi

Polis ekipleri Kemal’in mektubunu ve kaseti aldı. Ali Demirer tutuklandı. Polis, Ali’nin tarif ettiği yerde Elif Kaya’nın bedenini buldu. Kimliği yanında bulunan kolyeden doğrulandı.

Otopsi raporu: Kafatasında kırık, savunma yaralanmaları, boğulma izleri. Ali “Kaza oldu” dedi ama savcı inanmadı. Elif’in kollarında derin morluklar, boynunda baskı izleri vardı. Murat savcıya yalvardı: “Teyzemin hakkını verin. O sadece huzur isteyen bir kadındı.”

Zehra Hanım, Ali’nin karısı, her şeyi bildiğini itiraf etti. “Ali bana da şiddet uyguluyordu. Korkuyordum, susuyordum. Çünkü başka ne yapabilirdim ki?” Murat ona acıdı ama affetmedi: “Susarak siz de suç ortağı oldunuz.”

Mahkeme süreci başladı. Ali Demirer ağırlaştırılmış müebbet hapis cezasına çarptırıldı. Kadın cinayeti, görev suistimali, delil karartma. Karar okunduğunda alkışlar yükseldi. Ama Murat alkışlamadı. Çünkü bu zafer acıyı gidermiyordu. Elif geri gelmiyordu.

9. Bölüm – Elif’in Hikayesinin Sonu

Murat Elif’in cenazesini kaldırdı. Köy mezarlığında güzel bir yere defnedildi. Mezar taşına yazıldı:
“Elif Kaya. 1968-2003. Huzur içinde yat.”

Cenaze namazına çok insan geldi. Artık Elif’in hikayesini biliyorlar, utanıyorlardı. Nasıl sessiz kaldıklarına, nasıl yargıladıklarına, nasıl umursamadıklarına utanıyorlardı.

Mezarın başında Murat konuştu:
“Artık huzurdasın teyze. Artık seni kimse rahatsız etmeyecek. Adaletin yerini buldu.”

Mezarın yanında küçük bir zarf buldu. İçinde Kemal Aksu’nun son mektubu:
“Sevgili Elif, affını diliyorum. Seninle birlikte gömmek istediğim tek şey bu vicdan azabım. Huzur içinde uyu. Ve bil ki mektuplarını hep sakladım.”

10. Bölüm – Sessizliğin Dersleri

Elif’in mezarı köyün en çok ziyaret edilen yeri oldu. İnsanlar çiçek bırakıyor, dua ediyor. Elif’in hikayesi Türkiye’nin her yerinde anlatılıyor. Okullarda, televizyonda, gazetelerde “Sessizlik öldürür” sloganı bir hareket haline geldi.

Murat teyzesinin evini müze yaptı. İçeride Elif’in eşyaları, fotoğrafları ve 27 mektubu sergileniyor. Her ziyaretçi deftere bir not bırakıyor:
“Elif Hanım, huzur içinde yat. Senin acın bizim dersimiz oldu. Artık sessiz kalmayacağız.”

Bir akşam Murat mezarı ziyaret etti. Güneş batıyordu, gökyüzü turuncuya dönüşmüştü. Mezarın başına oturdu, konuştu:
“Teyze, artık adaletin yerini buldu. Ali hapiste. Kemal Bey huzur buldu. Ve senin hikayenle belki başka eliflerin hayatını kurtaracağız. Umarım şimdi huzurlusundur, umarım artık korkmuyorsundur.”

Rüzgar hafifçe esti, sanki Elif cevap veriyormuş gibi. Murat ayağa kalktı, son kez mezara baktı ve gitti. Arkasında küçük beyaz bir zarf bıraktı.
“Sevgili teyze, sen hiç yalnız değildin. Her zaman seninleydim ve her zaman seninle olacağım. Huzur içinde uyu.”

Elif Kaya’nın hikayesi bitti ama bıraktığı dersler sonsuza dek yaşayacak.
Sessizlik sadece bir seçim değil, aynı zamanda bir suçtur. Kaç kere bir komşumuzun acısını gördük ama görmezden geldik? Kaç kere birinin yardım çağrısını duyduk ama duymadık? Eğer Elif’in yerinde olsaydınız 27 mektup yazmaya devam eder miydiniz? Eğer Murat’ın yerinde olsaydınız herkesin “unut” dediği bir gerçeği aramaya devam eder miydiniz?
Ve eğer Kemal Bey’in yerinde olsaydınız korku yüzünden mi susardınız yoksa doğru olanı mı yapardınız?

Bu hikaye gösterdi ki adalet bazen gecikebilir ama asla kaybolmaz. Elif üç yıl toprak altında kaldı ama gerçek sonunda güneşe çıktı. Çünkü bir kişi pes etmedi, bir kişi sevdiklerinin anısına sahip çıktı.
Ve bu hepimize bir şey öğretiyor:
Asla sessiz kalmayın. Asla görmezden gelmeyin. Çünkü yarın yardıma ihtiyacı olan kişi siz olabilirsiniz. Ya da sevdiğiniz biri.

Elif’in sesi susturuldu ama hikayesi milyonlara ulaştı.
Sizin sesiniz duyuluyor mu?