17 YIL ÇALIŞTIКTAN SONRA İŞE YARAMAZ BİR ARAZİ ALIYOR… TOPRAKTA TUHAF BİR ŞEY DUYANA KADAR
.
.
.
17 Yıl Çalıştıktan Sonra İşe Yaramaz Bir Arazi Aldı… Toprakta Tuhaf Bir Şey Duyana Kadar
1. Bölüm: Hayatın Yokuşu
Ayşe Yılmaz, Konya’nın kenar mahallelerinden birinde, sabahın köründe uyanıp Demir İnşaat’ın ofislerini temizlemek için yola koyulurdu. 17 yıl boyunca, sigortasız ve düşük ücretle çalışmış, patronunun “bir gün seni sigortalı yapacağım” vaadine inanmıştı. Her gün, sabah 4’te kalkıp, elinde paspas, titrek elleriyle yerleri silmişti.
Mehmet Demir, pahalı takım elbisesiyle ona küçümseyerek bakarken, “Ayşe Hanım, siz minnettar olmalısınız. Bu arsa sizin bu yıllarda aldığınız tüm maaştan daha değerli,” demişti. Ayşe, elindeki tapu belgelerine bakarken, “Ama Mehmet Bey, ben bu toprakla ne yapacağım?” diye sormuştu. Belki de Konya’nın eteklerinde, taşlık ve kurak bir yerdi. Orada ot bile bitmezdi.
Mehmet Bey omuz silkmişti. “Sigortasız çalıştınız. Emeklilik yok. Bu arsa sizin hak ettiğinizden fazlası bile,” diye eklemişti. Ayşe’nin göğsüne bir yumruk gibi oturan bu sözler, yıllarca umutla beklediği sigorta kaydının hiç yapılmadığını ona hatırlattı. “Siz bana kayıt altına alacağınıza söz vermiştiniz,” dediğinde ise Mehmet Bey, “Yanlış anlamışsınız,” diye kestirip attı.
Ayşe, ofisten titrek bacaklarla ayrıldı. Elindeki kağıtlar hayatının hükmüydü. 68 yaşında işsiz, değersiz bir arsaya sahipti. Eve dönerken güneş yüzünü yakıyordu. Selçuklu Mahallesi’nde kiralık küçük bir evde, yaşlı ev sahibi Fatma Hanım’a ayda 200 lira ödüyordu.
Kapıda onu oğlu Ahmet karşıladı. Ahmet, İzmir’den üç saat araba kullanarak gelmişti. “Anne, olanları öğrendim,” dedi onu sıkıca sararak. Ayşe belgeleri gösterdi. Ahmet, muhasebe mezunu olduğu için sözleşmeleri dikkatlice inceledi. “Anne, hukuken bunun hiçbir değeri yok. Sana işçilik yükümlülüklerinden kurtulmak için kimsenin istemediği bir arsayı vermiş,” dedi. “Onu dava etmeliyiz.” Ayşe, “Dava para ister oğlum. Avukat da lazım,” dedi. Ahmet, “Bir yolunu buluruz,” diyerek annesine destek oldu.
O gece Ayşe zar zor uyuyabildi. Mehmet Demir’in sözlerine güvenerek yıllarını boşa harcadığını düşünüp durdu. Her zaman erken gelmiş, her şeyi özenle temizlemiş, tek bir gün bile işe gelmemezlik etmemişti. Ve sonunda bir çöp gibi atılmıştı.

2. Bölüm: Bozkırın Sessizliği
Ertesi sabah, miras kalan arsayı bizzat görmeye karar verdi. Konya merkezinden 15 kilometre uzaktaki bölgeye iki otobüs ve bir minibüsle gitti. Gördüğü manzara tam da hayal ettiği gibiydi: Kurak, taş dolu, tek bir ağaç bile yoktu. “Aman Allah’ım, burası Allah’ın unuttuğu bir yer,” diye mırıldandı.
Arsa yaklaşık 1000 metrekareydi, toprak bir yol ile sınırlıydı. Ne elektrik, ne şebeke suyu vardı. Çevredeki cılız bitki örtüsünde zayıf keçiler otluyordu. Ayşe arazide dolaşırken ne yapabileceğini düşündü. Belki basit bir ev yapıp birkaç tavuk besleyebilirdi ama su olmadan imkansızdı. Belki de birine satabilirdi. Ama böyle bir yeri kim alırdı ki?
Tam o sırada, topraktan garip bir ses duydu. Sürekli, neredeyse fark edilmeyen bir fısıltı gibiydi. Durdu, dikkat kesildi. Ses, arazinin arka tarafındaki büyük taşların yığıldığı bölgeden geliyordu. Ayşe, çömelerek kulağını yere yaklaştırdı. Toprağın altında bir şey hareket ediyordu. “Ne tuhaf,” diye mırıldandı. Ayağa kalkıp eteğindeki tozu silkeledi.
Eve dönerken bu gizem onun merakını iyice uyandırmıştı. Akşam yemeğinde Ahmet’e arazide duyduğu tuhaf gürültüyü anlattı. Ahmet, “Kırık bir boru falandır,” dedi önemsemeden. Ama Ayşe, “Farklıydı oğlum. Siz bu konuda fazla endişeleniyorsunuz. Asıl önemli olana, işçi haklarına odaklanalım,” dedi.
3. Bölüm: Hukukun Kapısını Çalmak
Ahmet, davada yardımcı olabilecek bir iş avukatının iletişim bilgisini bulmuştu. Avukat Kemal Özdemir’in şehir merkezinde küçük bir bürosu vardı ve mütevazı kesimin hakları için mücadele etmesiyle tanınıyordu.
Ertesi gün anne ve oğlu avukatın bürosuna gittiler. Kemal Bey, “Sizin durumunuzdaki davalar yaygın,” dedi. Ayşe’nin elindeki birkaç belgeyi incelerken, “İşverenler işçilerin iyi niyetinden faydalanıyor.” Ayşe, yıllar içinde bazı maaş bordrolarını saklamıştı. “Harika. Bu çok yardımcı olacak. İş ilişkisinin tanınması ve doğan tüm hakların talep edildiği bir iş davası açalım,” dedi Kemal Bey.
Hukuki süreç yavaş ilerlerken Ayşe arazisini daha sık ziyaret etmeye başladı. O yerde, gizemli gürültünün ötesinde onu meraklandıran bir şey vardı. Belki de işe yaramaz görünse bile nihayet bir toprak parçasına sahip olma hissiydi.
4. Bölüm: Komşunun Hikayesi
Bir gün, arazisinden yaklaşık 200 metre uzakta kerpiç bir evde yaşayan komşusu Hasan Dede ile karşılaştı. 73 yaşındaki yaşlı adam, keçilerini izliyordu. “Oradaki arazinin yeni sahibi siz misiniz?” diye sordu. Ayşe, “Evet Hasan Dede, Ayşe Yılmaz, tanıştığıma memnun oldum,” dedi.
Hasan Dede, “O arazinin ilginç bir hikayesi var,” dedi. Ayşe merakla yaklaştı. “Ne hikayesiymiş Hasan Dede?”
“15 yıl kadar önce şehirden bir grup tuhaf şeyler yapmaya gelirdi. Moloz dolu kamyonlar getirip hepsini oraya dökerlerdi. İnsanlar şikayet etti ama resmi belgeleri vardı. 2 yıl boyunca yaptılar, sonra bir daha gelmediler.”
Ayşe’nin merakı daha da arttı. Duyduğu gürültünün gömülü molozlarla ilgisi olabilir miydi? Kendi başına araştırmaya karar verdi. İkinci el bir alet dükkanından eski bir kürek aldı ve arazisine döndü. Sesin geldiği bölgede, taş yığının yakınında kazmaya başladı. Toprak taş gibi sertti, güneş acımasızca yakıyordu. Ama Ayşe’nin hayatı boyunca biriken acıdan gelen bir kararlılığı vardı.
Birkaç saat kazdıktan sonra küreği sert bir şeye çarptı. Etrafını kazıp toprağın yaklaşık yarım metre altına gömülü beton parçaları keşfetti. Ne kadar kazarsa o kadar moloz buluyordu. “Hasan Dede haklıymış,” diye mırıldandı.
O kazdıkça gürültü daha da güçleniyordu. Sanki gömülü molozların arasından yol açmaya çalışan bir şey vardı.
5. Bölüm: Toprağın Sırrı
Ayşe, bu keşfi Ahmet’e anlattığında o endişelendi. “Anne, bu arazi takıntısını bırak. O sert toprağı kazarken kendini yaralayacaksın.”
“Oğlum, aşağıda önemli bir şey olduğuna eminim. Her kazdığımda ses daha da güçleniyor.”
Ahmet, “Sizinle iki kez oraya gittim. Hiçbir şey duymadım,” dedi. Nedense Ayşe’nin açıkça duyduğu gürültüyü duyamıyordu. Bu, Ayşe’yi daha da yalnız ve anlaşılmamış hissettirdi.
Doktor Kemal birkaç gün sonra dava hakkında haberlerle aradı. “Ayşe Hanım, Demir İnşaat hakkında bazı ilginç bilgiler edindim. İşçi sorunları geçmişleri var. Bu davamızı güçlendiriyor. Ama bir ila üç yıl sürebilir.”
Ayşe, adaletin yerini bulduğunu görmeye yetecek kadar yaşayıp yaşamayacağını sorgulamaya başladı. Bu arada arazideki kazılarına devam ediyordu. Oldukça fazla miktarda molozu çıkarmıştı ve beton parçaları, kırık tuğlalar yığın oluşturmaya başlamıştı.
Her şeyi değiştirecek keşfi bir perşembe sabahı yaptı. Taşlardan biraz daha uzakta yeni bir alanda kazı yaparken küreği yerde bir deliğe girdi. Aniden az miktarda berrak su fışkırdı. Ayşe birkaç saniye donup kaldı. Gördüğüne inanamadı. Kurak toprağından fışkıran temiz su!
Diz çökerek suya dokundu. Su buz gibiydi ve tadı saf, daha önce tattığı hiçbir şeye benzemiyordu. Haftalardır duyduğu gürültü nihayet anlam kazanmıştı. Toprağın altında akan, oraya dökülen molozların arasından çıkmaya çalışan suyun sesiydi.
6. Bölüm: Mucize Pınar
Ayşe, keşfini Hasan Dede’ye koşarak anlattı. “Hasan Dede, su! Arazimde su var!” Komşusu onun rahatsızlandığını sanarak evden çıktı. “Sakin olun Ayşe Hanım. Ne suyu?” “Gel, görün!”
İkisi birlikte olay yerine koştular. Hasan Dede, kazdığı delikten fışkıran suyu görünce şaşkınlıktan ağzı açık kaldı. “Ayşe Hanım, burası Allah’ın bir lütfu. 15 yıldır burada su sıkıntısı çekiyoruz. Kuyularımız kurudu. Bu su gerçekten iyi mi?” Rengine ve kokusuna bakılırsa mükemmel görünüyordu. “Ama emin olmak için bir test yaptırmanız daha iyi olur.”
Ayşe hemen Ahmet’i aradı. O da suyun numunelerini toplamak için geldi. “Anne, burada su olduğunu nasıl bildin?” “Gürültüydü oğlum. Molozların arasından çıkmaya çalışan suyun sesiydi.”
Ahmet, annesinin sezgisine hayran kaldı. Numuneleri İzmir’de analiz ettirdi. Sonuçlar bir hafta sonra geldi ve daha da büyük bir sürpriz getirdi. Su sadece içmeye uygun değildi, magnezyum ve sağlığa faydalı diğer elementler açısından zengin, ilginç bir mineral bileşimine sahipti.
“Anne, burası çok para edebilir,” dedi Ahmet. “Kaliteli maden suyu milyonluk bir iştir.”
Ayşe, “Bu para meselesi değil, oğlum, adalet meselesi,” dedi. Bu keşif zenginlikle ilgili değildi. Kader tarafından düzeltilen bir haksızlıkla ilgiliydi.
7. Bölüm: Tehditler ve Direniş
Suyun keşfinden bir hafta sonra Ayşe beklenmedik bir ziyaretçi aldı. Pazartesi sabahı arazisine takım elbiseli iki adam geldi. Birisi Demir İnşaat’ın avukatıydı. “Bu arazinin tapu belgelerinde bir düzensizlik var. Sizin kazı yaptığınız kısım size verilen parselin içinde değil.”
Ayşe öfkeyle, “Bu yalan!” diye haykırdı. “Hanımefendi, bunu dostane bir şekilde çözmek istiyoruz. Müvekkilim arazinin iadesi için 5.000 lira teklif ediyor.” Ayşe, “Ben o namert adama hiçbir şey satmayacağım,” dedi.
Avukat, “Yargıya taşınırsa çözülmesi yıllar alabilir. Sizin yaşınızda mahkemelerde uğraşacak durumda mısınız?” dedi. Ayşe, “Buradan gidebilirsiniz. Hiçbir şey satmayacağım,” diye yanıtladı.
Ayşe olanları anlatmak için Avukat Kemal’i aradı. “Bu apaçık bir gözdağı girişimi. Değerli bir şey keşfettiğinizi biliyorlar ve arazinizi geri almak istiyorlar. Belgeleriniz geçerli. Yaptıkları şey psikolojik baskı.”
Ayşe, hayatına normal şekilde devam etti ama endişe onu rahat bırakmıyordu. Gözetlendiğini fark etti, arazideyken yabancı arabalar geçiyordu. Psikolojik baskı işe yarıyordu. Uyumakta zorlanmaya başladı.
Ahmet, annesinin durumunu fark etti ve ona birkaç gün Konya’da kalmaya karar verdi. “Anne, bu su keşfini herkese duyurmamız lazım. Ne kadar çok kişi bilirse size karşı bir şey yapamazlar.”
8. Bölüm: Toplumsal Dönüşüm
Ahmet yerel radyo ve gazete ile bir röportaj ayarladı. Haber şu başlıkla çıktı: “17 yıllık sömürünün ardından temizlikçi kadın ödeme olarak aldığı arazide pınar keşfetti.” Hikaye bölgedeki birçok okuyucuyu ve dinleyiciyi duygulandırdı.
Ancak yankılanma beklenmedik sonuçlar da getirdi. Bir sabah Ayşe Hanım, pınarın suyu karartıp güçlü bir koku bırakan bir tür yağ veya kimyasalla kirletildiğini gördü. “Aman Tanrım, bunu kim yaptı?” diye ağladı. Hasan Dede, “Bu kötü niyetli insanların işi,” dedi.
Ayşe, sabotajı polise bildirdi. Ancak Konya polisinin yaşlı bir kadın ile güçlü bir iş adamı arasındaki kavgadan daha acil işleri vardı.
Takip eden haftalar Ayşe Hanım’ın hayatındaki en zorlarıydı. Pınarın kirlenmesi bir dizi taciz ve sabotajın sadece başlangıcıydı. Önce zihinsel sorunları olduğu söylentileri yayıldı. Sonra daha doğrudan gözdağları geldi. Yalnız olduğu zamanlarda arazide kamu kurumlarından rutin kontroller yapıyormuş gibi davranan adamlar belirdi.
Fatma Hanım, “Ayşe, ay sonuna kadar evi boşaltmanı istiyorum,” dedi. Ayşe, bunun yalan olduğunu biliyordu. Bu, her şeyden vazgeçip şehri terk etmesi için bir baskıydı. “Beni böyle aniden dışarı atamazsınız. Haklarım var.” dedi.
9. Bölüm: Direnişin Evi
Ayşe, umutsuz bir adım attı. “Ben arazide yaşayacağım,” dedi oğluna. Ahmet, “Anne, aklını mı kaçırdın? Orada bir ev bile yok,” dedi. “Hasan Dede ile kerpiçten küçük bir ev yapacağım. Bana yardım edeceğini söyledi.”
Ahmet, annesinin kararından vazgeçmeyeceğini biliyordu. Ona destek olmaya karar verdi. İki hafta içinde Ayşe’nin arazisinde basit ama sağlam bir ev hazırdı. Ahmet elektrik için güneş panelleri kurdu.
Ayşe, şehirde bildiği hayatı geride bırakıp izole bir bölgede yaşamaya başladı. Ama uzun zamandır hissetmediği bir özgürlük de hissediyordu.
10. Bölüm: Doğanın İyileşmesi
Kirletilmiş olan pınar birkaç hafta sonra doğal olarak temizlenmeye başladı. Su sanki toprak kendisine yapılan saldırılardan iyileşiyormuş gibi yeniden berrak akmaya başladı.
Tam o zaman beklenmedik bir yardım ortaya çıktı. Üniversiteden emekli bir jeolog olan Doktor Orhan Tunç, gazetede olayı okumuş ve bilgisini ücretsiz sunmaya karar vermişti.
“Ayşe Hanım, izin verirseniz arazinizde bazı çalışmalar yapmak istiyorum,” dedi. Hidrojeolojik çalışmalar sonucu, Ayşe’nin basit bir pınara değil, yapay olarak bloke edilmiş önemli bir akifere sahip olduğu ortaya çıktı.
“Buraya dökülen molozlar tesadüf değil. Birileri yeraltı suyunun varlığından haberdardı ve onun doğal yolla yüzeye çıkmasını engellemek istedi,” dedi Doktor Orhan.
11. Bölüm: Adaletin Peşinde
Doktor Orhan, olası bir yargı sürecinde delil olarak kullanılabilecek teknik rapor hazırladı. Ayşe bir başka tehditkar ziyaret aldı. Bu sefer su kaynaklarının kullanımına ilişkin düzensizlikler hakkında bilgi verdiklerini söyleyen adamlar geldi.
Ayşe, avukatını aradı. “Bu bir gözdağı. Sizin elinizdeki belgeler geçerli. Yaptıkları şey psikolojik baskı.”
Ayşe, su kaynaklarının kullanım hakları hakkında araştırma yapmaya başladı. Araştırması sırasında bölgenin tam da molozun döküldüğü dönemde hidrolojik bir çalışmaya konu olduğunu öğrendi. O noktada artezyen kuyusu açmak için potansiyel olduğu tespit edilmişti.
Mehmet Demir ve şirketi kamu sektöründeki bağlantıları aracılığıyla hidrolojik çalışmaya erişebiliyor, su kaynaklarının tam olarak nerede olduğunu biliyor ve onları saklamak için plan kuruyordu.
12. Bölüm: Topluluğun Gücü
Ayşe’nin inatçılığı, tüm suyu ortaya çıkardı. Soruşturmalar devam ederken arazideki yaşam Ayşe için beklenmedik keşifler getirdi. Pınar suyu laboratuvarca test edildi, premium maden suyu olduğu ortaya çıktı.
Ayşe, “Bu su ihtiyacı olanlar için kullanılmalı, sadece parası olanlar için değil,” dedi. Mucizevi suyun ünü yayılmaya başladı. İnsanlar arazisinden fışkıran sudan birkaç litre almak için geliyordu.
Ayşe, Pınar’ın etrafına çit çekmek ve ziyaret saatleri belirlemek zorunda kaldı. Çözüm, su kaynaklarının yönetimi için bir topluluk derneği kurmak oldu. Derneğin ilk kararı, her aileye günde 50 litreye kadar suyu ücretsiz vermekti.
13. Bölüm: Adaletin Zaferi
Derneğin çalışmaları kısa sürede sivil toplum kuruluşlarının dikkatini çekti. Proje yerel basında yankı uyandırdı. Mehmet Demir, hukuki saldırıya geçti. Arazinin bağış değil, ödünç verildiğini iddia ederek dava açtı.
Ayşe’nin elindeki belgeler bağış olduğunu kanıtlıyordu. Hukuk mücadelesi aylarda şiddetlendi. Tehditler yeniden başladı. Ancak bu kez topluluk organize ve tetikteydi.
Dönüm noktası, savcılığın yaptığı soruşturmaların su kaynaklarının gizlenmesine dair düzeni kanıtlayan belgeleri ortaya çıkarmasıyla geldi. Mehmet Demir ve suç ortakları çevre suçları, yolsuzluk ve işçi sömürüsü suçlarından yargılandı.
Mahkeme, Ayşe’nin tanıklığıyla, Demir İnşaat’ı iflasa sürükledi. Mehmet Demir 8 yıl kapalı cezaevine mahkum edildi. Sömürülen işçi kadınlara 3 milyon lira tazminat ödemeye mahkum edildi.
14. Bölüm: Yeni Bir Hayat
Ayşe, tazminat parasıyla savunmasız ev işçisi kadınlara destek fonu kurdu. Fon ücretsiz hukuki yardım ve mesleki eğitim kursları sunuyordu.
Pınar, artık bölgenin çevresel mirası olarak yasayla korunan bir alan olmuştu. Etrafında ekolojik yürüyüş parkurları ve çevre eğitimi alanı olan bir park yapıldı.
Ayşe, sürdürülebilirlik ve sosyal adalet konusunda bir referans haline geldi. Üniversitelerde konuşmalar yaptı, insan hakları ve çevre örgütlerinden ödüller aldı. Ama onu en çok duygulandıran, ülkenin dört bir yanından gelen çalışan kadınların kendi sömürü hikayelerini anlatan mektuplarıydı.
15. Bölüm: Bilgelik ve Miras
Ayşe, topluluğun lideri oldu. Her sabah pınarın berrak suyunu izlemek için erkenden kalkardı. “Nimetler bazen sorun kılığında gelir. Cesaretle kazıp gerçeği bulmak gerekir,” derdi.
Pınar, bilimsel araştırmalar için bir laboratuvara dönüştü. Ayşe’nin bilgeliği, bölgeyi ziyaret eden psikologları ve terapistleri etkiliyordu. “Ben 68 yaşında başardıysam siz de başarırsınız. Adalet için mücadele etmek için asla geç değildir,” derdi.
Ayşe’nin hikayesi, topluluk yönetimi için ulusal ve uluslararası bir model haline geldi. Yıllar içinde onlarca ülkeden insanlar onun ilkelerini kendi topluluklarında uygulamaya başladı.
16. Bölüm: Sonsuz Yolculuk
Ayşe, yaşlanmasına rağmen aktif kalmaya devam etti. “Bir amacınız olduğu sürece yaşlanmazsınız,” derdi. Sağlığı kırılganlaştığında bile, topluluğun gençlerini işlerin devamı için hazırladı.
Onun liderlik metodolojisi, örnek olarak öğretmek ve insanlara güvenmekti. “Liderlik kitaplarda öğretilmez. Yaparak gösterilir,” derdi.
Ayşe’nin mirası, nesiller boyu sürecek bir toplumsal hareketin temeli oldu. Pınar, bölgenin ekolojik ve sosyal kalkınmasının kalbi olarak akmaya devam etti.
17. Bölüm: Gerçek Zenginlik
Ayşe, hayatının sonunda, “Ben zaten zenginim. Sağlığım, ailem, dostlarım ve doğru olanı yapmanın huzuru var. Bundan büyük zenginlik mi olur?” derdi.
Onun hikayesi, sıradan bir insanın doğru olan için mücadele ettiğinde olağanüstü bir fark yaratabileceğini kanıtladı. Toprağın altındaki bir ses, bir kadının azmiyle milyonları etkileyen bir mucizeye dönüştü.
SON
News
Inang Heneral – Nagpanggap na Auditor – Nang Matuklasan ang Talaarawan ng Patay
Inang Heneral – Nagpanggap na Auditor – Nang Matuklasan ang Talaarawan ng Patay . . . Inang Heneral – Nagpanggap…
Akala simpleng dalaga‼️ Nanginginig sa takot ang mga pulis nang malamang isa pala siyang Intel
Akala simpleng dalaga‼️ Nanginginig sa takot ang mga pulis nang malamang isa pala siyang Intel . . . Akala Simpleng…
VIRAL‼️ Nanginginig ang Kurakot na Pulis, Tiniketan Pala ay Isang MARINIR na Pinakakinakatakutan
VIRAL‼️ Nanginginig ang Kurakot na Pulis, Tiniketan Pala ay Isang MARINIR na Pinakakinakatakutan . . . VIRAL‼️ Nanginginig ang Kurakot…
Walang Gustong Mag-alaga sa Paralysadong Bilyonarya—Hanggang Dumating ang Isang Mahirap na Delivery
Walang Gustong Mag-alaga sa Paralysadong Bilyonarya—Hanggang Dumating ang Isang Mahirap na Delivery . . . Walang Gustong Mag-alaga sa Paralysadong…
Muntik Nang Mailibing! Basurero ang Nakakita ng Katotohanan sa Libing ng Bilyonaryo
Muntik Nang Mailibing! Basurero ang Nakakita ng Katotohanan sa Libing ng Bilyonaryo . . . Muntik Nang Mailibing! Basurero ang…
GRABE! ANG SINAPIT ng MAG-INA sa mga SUSPEK. SINO ANG TUNAY na GUMAWA sa MAG-INANG Mollenido
GRABE! ANG SINAPIT ng MAG-INA sa mga SUSPEK. SINO ANG TUNAY na GUMAWA sa MAG-INANG Mollenido . . . GRABE!…
End of content
No more pages to load





