Yaşlı astsubay herkesin önünde dövüldü – Ama uyanan devlet sırrı NATO’yu susturdu

.
.
.

Yaşlı Astsubay Herkesin Önünde Dövüldü – Ama Uyanan Devlet Sırrı NATO’yu Susturdu

I. BÖLÜM: ARNAVUTLUK DAĞLARINDA BİR GÖLGE

Arnavutluk’un acımasız dağlarında, NATO’nun müşterek tatbikatı devam ediyordu. Kışın en sert günlerinden biriydi; güneş, zirvelerin ardında kaybolmaya yüz tutmuş, vadilere tekinsiz gölgeler düşmüştü. Rüzgar, donmuş kayalarda bir fısıltı gibi yankılanıyordu. İngiliz Kraliyet Deniz Komandoları ile Türk birliğinden karma bir tim, lojistik destek ve keşif için zorlu bir rotada ilerliyordu.

Tim’in sonunda, yüzündeki derin çizgilerle adeta dağların bir parçası gibi görünen bir adam vardı: Astsubay Kıdemli Başçavuş Alparslan. Omuzları yaşanmışlıkla çökmüş, gözleri uzak ve sakindi. Yılların yorgunluğunu taşıyan bir dağ gibi, sessizce yürüyordu.

Birden İngiliz Çavuş Davies, elindeki askeri tableti yere fırlattı. “Bizi ölüme terk ettin!” diye kükredi. Sesi kayalara çarpıp geri döndü. İngiliz komandoları, bu yaşlı Türk askeriyle dalga geçmekten keyif alıyorlardı.

Davies, “Hepsi senin yüzünden! Bize kasten yanlış yol gösterdin!” diye bağırdı. Yanındaki Johnson hemen atıldı: “Bu adam bizden nefret ediyor, kesin!”

Alparslan, tüm suçlamalara ve hakaretlere rağmen sessizliğini korudu. Sadece gözlerini kırptı. Davies, bu kayıtsızlık karşısında daha da öfkelendi. Arkadaşlarının “Vur şuna!” nidalarıyla cesaretlenerek, demir gibi yumruğunu Alparslan’ın yüzüne indirdi.

Yumruk, yaşlı adamın elmacık kemiğine isabet etti. Alparslan iki adım geriye sendeledi, dudağından kan sızdı. İngilizler kahkahalarla güldüler. Ama Alparslan’ın gözlerinde ne acı ne öfke vardı. Sadece ince, buz gibi bir tebessüm belirmişti.

Davies, zaferinden memnun, arkadaşlarına dönüp “Gördünüz mü? Ona haddini bildirdim!” derken, birkaç dakika sonra ansızın yere yığıldı. Burnundan oluk oluk kan akıyor, elini göğsüne bastırarak acı içinde kıvranıyordu. İngilizler panik içinde sağlık ekibi çağırdı. Davies sedyeyle götürülürken, Alparslan sessizce ortadan kayboldu.

Yaşlı astsubay herkesin önünde dövüldü – Ama uyanan devlet sırrı NATO'yu  susturdu - YouTube

II. BÖLÜM: DEDİKODULAR VE İLK SIRLAR

Kamp, kısa sürede bu olayla çalkalandı. İngiliz askerleri, “O yaşlı adam bir şey yaptı! Gizli bir silahı olmalı!” diye fısıldaşıyorlardı. Johnson, “Bir tür zehirli yüzük, ya da Asya dövüş sanatı!” diye abartılı hikayeler anlatıyordu. Kendi adamlarının kolayca devrilebileceğini kabul etmek istemiyorlardı.

Diğer ülkelerden askerler ise Alparslan’a farklı bir gözle bakmaya başladılar. Bulgarlar ve Romenler, “O gerçek bir bilge. Gücünü rakibine karşı kullandı,” diyordu. Alparslan, bir anda herkesin gözünde bir efsaneye dönüşmüştü.

Albay Harrison, İngiliz komutan, olayı soruşturmaya karar verdi. Alparslan’ı karşısına aldı: “Ne yaptınız?” diye sordu. Alparslan, “Hiçbir şey yapmadım komutanım. Sadece yerimde durdum,” dedi.

Harrison bu cevaba inanmadı. “Geçici olarak tüm görevlerden men edildiniz!” dedi. Alparslan selam verdi ve sessizce ayrıldı.

III. BÖLÜM: SESSİZLİĞİN ARDINDAKİ HATIRALAR

Alparslan, kampın kenarındaki küçük odasında yalnız kaldı. Baş ağrısı, eski bir dost gibi yine gelmişti. Ranzanın kenarına oturup şakaklarını ovuşturdu. Birden, hafızasında antiseptik kokulu bir hastane koridoru canlandı. Bir kadın sesi, “Alparslan!” diye haykırıyordu. Kanlı bir el, kendi elini tutmaya çalışıyordu.

Bir başka anı: Beyaz bir laboratuvar önlüğüyle, karmaşık fizik formülleriyle dolu bir tahtanın önünde, yüksek rütbeli subaylara kinetik enerji ve elastik çarpışmalar anlatıyordu. Sonra bir patlama, cam kırıkları, bilinç kaybı…

O gün, bir gaz sızıntısı sonucu olduğu söylenen bir patlamada ağır kafa travması geçirmiş, hafızasının bir kısmını kaybetmişti. Türkiye’nin önde gelen askeri fizik mühendislerinden biri, bir anda lojistik birimin sessiz bir astsubayına dönüşmüştü.

Yumruk, kafasında bir kilidi açmıştı. Yıllardır kilitli kalan anılar, birer birer su yüzüne çıkıyordu. Patlama gerçekten bir kaza mıydı? Yoksa sabotaj mı?

IV. BÖLÜM: SORUŞTURMA VE MASKELERİN DÜŞÜŞÜ

Alparslan’ın geçmişi, genç teğmen Kaan’ın da ilgisini çekmişti. Kaan, Türkiye’ye gizlice bir dosya talebi gönderdi. Gelen dosyada, “Proje Boran, malzeme, kinetik” gibi karartılmış notlar dışında bir şey yoktu.

Kaan, Alparslan’ın odasına gitti. “Komutanım, dosyanızda Proje Boran, kinetik gibi kelimeler gördüm. Gerçek nedir?” diye sordu.

Alparslan bir süre sessiz kaldı. Sonra, “Gerçek tehlikelidir, Teğmen,” dedi. Ama hafızası daha da netleşiyordu. Proje Boran, kinetik enerjiyi emip yansıtabilen bir polimer malzeme geliştirmekti. Son testte, meslektaşı Metin’in aceleci davranışı yüzünden, patlama olmuş, Alparslan hayatta kalmış ama bedeni ve zihni değişmişti.

V. BÖLÜM: NATO’DA BÜYÜK YÜZLEŞME

İngiliz baskısı artınca, resmi bir soruşturma kurulu toplandı. Johnson, “O yaşlı adamın elinde parlak bir şey gördüm, gizli bir silah kullandı!” diye yemin etti. Alparslan, “Parlak bir nesne gördünüz mü? Rengi, şekli?” diye sordu. Johnson, “Gümüş rengiydi, yassıydı…” dedi ama kendi yalanına takıldı.

Kaan, tıbbi raporu ortaya koydu: “Davies’in eli, sanki beton bir duvara vurmuş gibi kırılmış. Hiçbir kesik yok.” Doktor da, “Dışarıdan bir silah müdahalesi yok,” dedi.

Harrison öfkelendi. “Ne yaptınız?” diye son kez sordu. Alparslan, “Ben hiçbir şey yapmadım, ben sadece duvardım,” dedi.

O anda, toplantı odasının kapısı açıldı. Türk heyetinden Albay Demir içeri girdi. Elinde kırmızı mühürlü bir dosya vardı. “Assubay Alparslan olarak bildiğiniz kişi, aslında Dr. Alparslan Kaya’dır. Proje Boran’ın baş mühendisidir. Bir patlama sonucu fiziksel yapısı değişmiş, vücudu darbelere karşı olağanüstü direnç kazanmıştır. O gün, Davies’in yumruğu bir duvara çarpmış gibi geri yansımıştır.”

Oda buz kesti. Harrison, “Bu bir saçmalık!” diye bağırdı. Ama Demir, elindeki teknik çizimi masaya koydu. “Sizin kaybolmanıza neden olan cihazın frekans modülatöründe bir hata var. Alparslan bunu sadece sesiyle teşhis etti.”

Gerçek, en sonunda inkar edilemez şekilde ortaya çıkmıştı. Alparslan bir devlet sırrıydı; NATO’nun bile üstünde bir gizlilik perdesiyle korunuyordu.

VI. BÖLÜM: GERÇEK GÜCÜN SESSİZLİĞİ

Odayı sessizlik kapladı. İngilizler, suçlayacak kimse bulamıyordu. Harrison, yenilgiyi kabul etti. Alparslan, sessizce ayağa kalktı ve odadan çıktı. Diğer milletlerden askerler, ona saygı duruşunda bulundu.

Dışarıda, Arnavutluk dağlarının temiz havası ciğerlerine doldu. Her şey ister fizik, ister hayat olsun, kendi kurallarına göre işlerdi. Kazanan ise, o kuralları en iyi anlayandı.

O günden sonra, Alparslan’ın hikayesi NATO’nun karanlık arşivlerinde bir devlet sırrı olarak kaldı. Ama kampın her köşesinde, “Yaşlı astsubay”ın sessizliği ve zekâsı, gerçek gücün ne olduğunu bilenlerin hafızasında sonsuza dek yankılandı.

SON