6 YAŞINDAKİ BİR ÇOCUK, ÖLÜ KARDEŞİNE SON KEZ SARILMAK İSTEDİ… VE HASTANEDE HERKES DONUP KALDI!

.
.

Bir Çocuğun Umudu: Gaziantep’te Bir Gece

Gaziantep’in kenar mahallelerinden birinde, kasım ayının soğuk bir gecesinde, devlet hastanesinin loş koridorlarında zaman adeta donmuştu. Altı yaşındaki Emir, annesi Ayşe’nin yanında, elinde küçük bir çay bardağıyla oturuyordu. Gözleri bir an olsun doğumhanenin kapısından ayrılmıyordu. Annesinin acı dolu inlemeleri koridorun sessizliğinde yankılanırken, Emir’in kalbi korku ve endişeyle doluydu.

Ayşe, iki yıl önce bir iş kazasında eşini kaybetmiş, hayat mücadelesini tek başına vermeye çalışan güçlü bir kadındı. Şimdi ise ikinci oğlunu dünyaya getirmek için hastanede, anestezi eksikliği nedeniyle acısını içine atarak dişlerini sıkarak doğuruyordu. “Allah’ım yardım et,” diye fısıldadı Ayşe, terden sırılsıklam olmuş saçlarını geriye iterek. “Yusuf’um, dayanmalısın…”

Emir, annesinin son çığlığını duyunca elindeki bardağı düşürdü. Çay halıya yayılırken hemşirelerden biri ona sert bir bakış attı. Küçük çocuk özür dileyecekti ki doğumhanenin kapısı açıldı ve bir hemşire hızla dışarı çıktı. Yüzü bembeyazdı, gözleri yerdeydi. “Doktor! Acil!” diye seslendi telaşla. Emir, kötü bir şeylerin olacağını hissetti. Annesi ona her zaman hislerine güven derdi. Şimdi ise içindeki ses fırtına öncesi sessizlik gibi onu uyarıyordu.

Saatler sonra Ayşe bitkin düşmüş, gözleri tavana dikilmiş yatarken Emir sessizce içeri girdi. Babası yanında olsaydı her şey daha kolay olurdu belki. Ramazan’da birlikte yedikleri son iftarı hatırladı bir an. Babası onu kucağına almış, “İşte benim aslan oğlum,” demişti.

A 6-YEAR-OLD CHILD WANTED TO HUGGLE HIS DEAD BROTHER FOR THE LAST TIME...  AND EVERYONE IN THE HOS... - YouTube

Emir yatağa yaklaşarak fısıldadı: “Anne…” Ayşe’nin gözleri boş bakıyordu. Sanki ruhu çekilmiş gibiydi. O sırada doktor ve iki hemşire içeri girdiler. Doktorun elinde açık mavi bir hastane bezine sarılmış küçük bir bohça vardı. Bebeğin yüzü kısmen örtülmüştü. “Başınız sağ olsun Ayşe Hanım,” dedi doktor, sesi duygusuz ve uzaktı. “Yusuf bebek doğum sırasında çok zorlandı. Elimizden geleni yaptık ama maalesef kurtaramadık.”

Ayşe’nin dudaklarından tek bir ses çıkmadı. Gözyaşları bile akmadı. Acı o kadar büyüktü ki vücudu nasıl tepki vereceğini bilemiyordu. Emir olanları tam olarak anlayamamıştı. Küçük kardeşi, daha önce konuştuğu, adını koyduğu, annesinin karnında hareket ederken elini üzerine koyup hissettiği kardeşi… “Şimdi o bohçanın içinde miydi?”

Bir şey sorabilir miyim?” dedi Emir, sesi neredeyse duyulmayacak kadar kısık. Hemşire başını eğerek baktı çocuğa. “Kardeşimi kucaklayabilir miyim? Sadece bir kere…” Odadaki herkes donup kaldı. Doktor ve hemşireler birbirlerine baktılar. Bu tür bir istek karşısında ne yapacaklarını bilememişlerdi. Protokol böyle bir durumu öngörmüyordu.

Sanmıyorum ki bu uygun,” diye başladı doktor ama Ayşe’nin bakışlarıyla karşılaşınca sustu. “Bırakın,” dedi Ayşe, sesi çatlak ve yabancıydı. “Bırakın oğlum kardeşine veda etsin.”

Hemşire isteksizce bohçayı indirdi ve Emir’in boyuna uygun olacak şekilde tuttu. Küçük çocuk yanına yaklaştı. Elini uzatıp kardeşinin yüzünü örten bezi hafifçe kenara çekti. Solgun, mavi dudaklı, gözleri kapalı bir bebek yüzü belirdi. Emir içgüdüsel olarak eğildi ve kardeşinin alnına bir öpücük kondurdu. Sonra kollarını uzatıp onu usulca kucakladı.

Odadaki sessizlik derindi. Sanki herkes nefesini tutmuştu. Birden Emir’in vücudu kaskatı kesildi. Gözleri fal taşı gibi açıldı. Annesine döndü ve fısıldadı: “Anne, o sıcak… O nefes alıyor…”

Ölümcül bir sessizlik odayı kapladı. Doktor hemen atılıp Emir’i uzaklaştırmaya çalıştı. Hemşire telaşla bebeğin yüzünü tekrar örttü. “Bu normal evladım,” dedi hemşire, sesi gergin ve tedirgin çıkıyordu. “Vücut bir süre daha sıcaklığını korur.” Ama Emir’in gözleri yalan söylemiyordu. Bu yetişkinlerin gizlemeye çalıştığı bir şeyi gören saf bir çocuğun bakışıydı.

Ayşe ruhunun derinliklerinde açıklayamadığı bir şey hissetti. İçindeki anne içgüdüsü ona fısıldıyordu: “Oğluna inan.” “Bebeğimi görmek istiyorum,” dedi Ayşe doğrulmaya çalışarak. Doktor önünü kesti. “Bence şu an dinlenmelisiniz. Duygusal şok içindesiniz.”

“Hayır!” diye haykırdı Ayşe, gözlerinden ilk kez yaşlar boşanarak. “Oğlum eğer bir şey hissettiyse ben de görmek istiyorum.” Hemşirelerden biri fısıldadı: “Doktor Bey, belki bir kontrol…” Ama doktor sert bir bakışla onu susturdu. “Üzgünüm, protokolümüz net. Bebek üç ayrı sağlık personeli tarafından ölü olarak onaylandı.”

Ayşe kararlıydı. “O zaman bebeğimi defnetmeyeceğim. Bebeğimi alıp gidiyorum.” Doktor şaşkınlıkla kafasını salladı. “Bu mümkün değil, Ayşe Hanım.”

Ayşe gözleri doktorunkilerle buluşarak, “Neden oğluma dokunmasına izin vermediniz? Neden bebeğimin yüzünü görmemi istemiyorsunuz?” diye sordu.

O gece hastanede bir yüzleşme başladı. Ayşe, bebeğini son bir kez görmek ve muayene ettirmek için direniyordu. Sabah olduğunda, Gaziantep’in üzerine ağır bir sis çökmüştü. Ayşe geceyi hastanede geçirmiş, gözleri şişmiş, ruhu paramparça olmuş haldeydi.

Resepsiyondaki memur Ayşe’ye soğuk bir bakış attı. “Başvurunuz işleme alındı Ayşe Hanım. Bebeğiniz için başınız sağ olsun. Defin belgelerini hazırlıyoruz.” “Teşekkür ederim ama… Bebeğimin vücudunu görmek istiyorum son bir kez ve bir şey daha. Yeni bir muayene istiyorum.”

Başhekimle görüşmek isteyen Ayşe, isteğini kabul ettirdi. “Bebeğiniz üç doktor tarafından incelendi. Kalp atışı yok, beyin aktivitesi yok. İnanın bana elimizden gelen her şeyi yaptık,” dedi başhekim. “Oğlum Emir kardeşinin nefes aldığını hissetti. Belki yanılıyordur. Belki ben de yanılıyorumdur ama bir anne olarak…”

Başhekim sandalyeden kalktı. “Size yardımcı olacağım. Morga inip bebeğinizle vedalaşabilirsiniz ama lütfen bu süreci uzatmayın.”

Ayşe, morgda bebeğini gördüğünde bir şey dikkatini çekti. Doğumda gördüğü o küçük çene çukuru yoktu. Hastane bilekliğinde başka bir isim yazıyordu: Hüseyin. “Bu benim bebeğim değil!” dedi Ayşe, nefesi kesilmiş halde. “Bu farklı bir bebek!”

Başhekim bir karışıklık olabileceğini söyledi. Ama Ayşe artık emin olmuştu. Oğlu Emir haklıydı. Bebeği değiştirildi. O gece hastanede bir suç işlenmişti. Ayşe, oğlunun masumiyeti ve kendi annelik sezgisiyle gerçeğin peşine düşmeye karar verdi.

Bir Annenin Mücadelesi: Gerçeğin Peşinde

Ayşe, hastaneden ayrıldığında kafası karmakarışıktı. Bir annenin içgüdüsü asla yanılmazdı. Oğlu Emir’in “nefes alıyor” dediği anı, morgda gördüğü yanlış bebek, bileklikteki farklı isim… Tüm bunlar bir araya gelince Ayşe’nin şüphesi korkuya dönüştü. O gece uyuyamadı. Emir’i yatağına yatırdıktan sonra, eski dostu Zeynep’i aradı.

Zeynep, şehrin merkezindeki bir eczanede çalışıyordu ve tıbbi konularda bilgiliydi. Ayşe, yaşadıklarını titreyen bir sesle anlattı. Zeynep, “Bu çok ciddi bir suçlama, ama sana yardım edeceğim,” dedi. Hastanede tanıdığı Mustafa sayesinde gece morga gizlice girdiler. Ayşe, bebeğin yüzünü bir kez daha gördü; çenesindeki gamze yoktu, bileklikte yine Hüseyin yazıyordu. Zeynep, cep telefonuyla fotoğraf çekti. “Bu delil,” dedi.

Ertesi gün, Ayşe ve Zeynep karakola gittiler. Polis, önce acılı bir anneye anlayış gösterdi. Ancak, delillerin yetersiz olduğunu, ultrason görüntülerinin kesin olmadığını söyledi. Ayşe umudunu kaybetmeye başlamıştı. Zeynep, “Kamera kayıtları incelenebilir mi?” diye sordu. Komiser, resmi bir soruşturma olmadan kayıtları alamayacaklarını belirtti. Ayşe gözyaşları içinde karakoldan ayrıldı.

Ama pes etmedi. Liseden arkadaşı Serkan, hastanenin güvenlik sistemlerinde çalışıyordu. Ayşe, ona ulaştı ve doğum katının kamera kayıtlarını içeren bir flash bellek aldı. Zeynep’le birlikte saatlerce video izlediler. Ve sonunda, sabaha karşı bir görüntü buldular: Başhekim, kollarında bir bebekle asansöre biniyor, arka kapıdan çıkıyordu. Bileklikte “Yusuf K.” yazıyordu. Aynı anda başka bir görevli, “Hüseyin T.” bileklikli bir bebeği morga götürüyordu.

Ayşe’nin nefesi kesildi. “Bebeğim değiştirildi!” dedi. Zeynep, “Bu videoyu sosyal medyaya yükleyeceğim. Bebeğini bulana kadar susmayacağım!” dedi. Ayşe, tehlikeli olabileceğini biliyordu ama başka seçeneği yoktu.

O gece, Ayşe ve Zeynep, hastanede başka bir doğum daha olduğunu öğrendiler. O bebek kalp yetmezliğiyle doğmuş, acil nakil için İstanbul’daki özel bir hastaneye gönderilmişti. Ayşe’nin bebeği ise sağlıklıydı. Zeynep, “Belki bebeğin hala yaşıyor,” dedi. Ayşe, Instagram’da ünlü bir iş insanı ve milletvekilinin eşinin doğum yaptığını, kalp nakliyle ilgili bir paylaşım yaptığını buldu. “Bu onlar!” dedi Ayşe.

Zeynep’in üniversiteden arkadaşı Leyla, İstanbul’daki hastanede hemşireydi. Ayşe’ye yardım etmeyi kabul etti. Ayşe, tüm parasını ve cesaretini toplayıp İstanbul’a gitti. Leyla, ona temizlikçi üniforması ayarladı ve gece gizlice yoğun bakım ünitesine soktu. Ayşe, küvözde yatan bebeğin çenesindeki gamzeyi gördü. Gözyaşları içinde fısıldadı: “Yusuf’um…”

Tam o sırada kapı açıldı, Leyla telaşla içeri girdi. Birileri geliyordu. Ayşe, son bir kez bebeğe baktı ve “Seni alacağım, söz veriyorum,” dedi.

Gerçeğin Ortaya Çıkışı ve Zafer

Ayşe, elindeki video kaydı ve fotoğraflarla sosyal medyada bir kampanya başlattı. “Bebeğim Gaziantep Devlet Hastanesi’nde doğdu, ölü dediler ama kamera kayıtları gerçeği gösteriyor. Bebeğim şimdi İstanbul’da zengin bir ailenin evinde!” Binlerce kişi hikayeyi paylaştı, gazeteciler ve televizyon kanalları ilgilendi.

Aydın ailesi, hastane ve doktorlar kamuoyu baskısıyla karşı karşıya kaldı. Ayşe’ye karşı dava açtılar, onu akıl sağlığıyla suçladılar. Ama Ayşe pes etmedi. Onu destekleyenler arttı. Hemşire Leyla, bir başka hemşire Nurten ve temizlikçi Gülten de tanıklık yaptı. Nurten, küvözdeki bebeğin bilekliğinde silinmeye çalışılmış “Yusuf” ismini gördüğünü söyledi.

Hastane skandalı ülke gündemine oturdu. Sağlık Bakanlığı soruşturma başlattı, başhekim ve iki doktor görevden alındı. Milletvekili Kemal Aydın istifa etti. Serap Aydın ise Ayşe’ye telefon açtı, “Yaptığımız şey affedilemez. Affetmek kolay değil, ama anlıyorum. Bir anne olarak çocuğunuz için her şeyi yapardınız,” dedi. Serap, her şeyi savcılığa anlatmaya karar verdi.

Ayşe, sonunda oğluna kavuştu. Gaziantep’te düzenlenen bir basın toplantısında, Emir mikrofonu aldı: “Kardeşim nefes alıyordu. Ona sarıldığımda hissettim. Bazen büyükler göremez ama çocuklar görür.” Salonda gözyaşları aktı.

Olaydan sonra Türkiye’de “Bebek Yusuf Yasası” olarak bilinen yeni bir düzenleme meclise sunuldu. Organ nakli ve bağış süreçlerinde şeffaflık, ebeveyn hakları ve etik ihlaller için daha sert cezalar getirildi.

Bir akşam, Ayşe ve Emir evlerinin balkonunda yıldızlara bakarken Yusuf huzurla uyuyordu. “Anne, kardeşim artık gerçekten uyuyor değil mi?” diye sordu Emir. “Evet canım,” dedi Ayşe. “Sabah uyandığında bizi görecek.” Emir, kardeşinin elini tuttu. “Onu koruyacağım anne, her zaman. Söz veriyorum.”

Ayşe çocuklarına sarıldı. Hayat ona acı bir ders vermişti ama aynı zamanda umudun, inancın ve gerçeğin gücünü de göstermişti. Çünkü bir çocuğun masumiyeti ve bir annenin kararlılığı en karanlık sırları bile aydınlığa çıkarabilirdi.

Son