Bu Türkler Denizde Ne Yapacak?” Dedi ve 12 Dakika Sonra ŞOK OLDU! 🌊 İtalyan Komutan Özür Diledi
.
.
Akdeniz’in Sessiz Kahramanları
2022 yılının Eylül ayında, Antalya açıklarında Akdeniz’in maviliği üzerinde, NATO’nun düzenlediği uluslararası deniz kurtarma yarışması için on beş ülkenin en seçkin su altı ekipleri toplanmıştı. Her biri kendi ülkesinin gururu, en iyi dalgıçları, en gelişmiş ekipmanlarıyla gelmişti. İtalyan komutan Luca Ferretti, kürsüde kibirli bir gülümsemeyle konuşurken, salonda hafif bir kıkırdama dolaşıyordu. “Akdeniz bizim evimizdir,” diyordu. “Denizcilik konusunda bin yıllık bir geçmişe sahibiz. Bu yarışma gerçek deniz gücünü test eder. Bazı ülkeler için bu yarışma biraz zorlu olabilir ama katılmaları bile cesaret ister.”
Bakışları Türk ekibine çevrildiğinde, dudaklarında alaycı bir gülümseme belirdi. Türk SAT komandoları, yüzbaşı Mert Deniz’in liderliğinde beş kişilik sade bir ekiple oradaydı. Ekipmanları diğer ülkelere göre daha mütevazıydı. Ama gözlerinde sonsuz bir kararlılık vardı. Mert Deniz, sessizce dinliyordu. Yanındaki Ege fısıldadı: “Komutanım, bu adam bizi küçümsüyor.” Mert sakince cevap verdi: “Bırak küçümsesin. Deniz gerçeği gösterecek.”
Yarışmanın kuralları basitti: 40 metre derinlikte su altında 150 kiloluk bir kazaazede mankeni bulacak, ona ilk müdahaleyi yapacak, yüzeye çıkaracak ve teknedeki sağlık ekibine teslim edecektiniz. Dünya rekoru 18 dakika 42 saniyeydi ve bu rekoru 5 yıl önce İtalyan özel kurtarma ekibi kırmıştı. O günden beri kimse bu süreyi geçememişti.
Yarışma günü geldiğinde hava mükemmeldi. Akdeniz sakin, gökyüzü masmaviydi. Kıyıda yüzlerce askeri yetkili ve izleyici toplanmıştı. Tribünlerde bayraklar dalgalanıyordu. İlk sırada İtalyan ekibi vardı. Komutan Ferretti ekibini cesaretlendirdi: “Beyler, bu bizim denizimiz. Rekorumuzu kimse kıramaz. Hadi gösterelim.” İtalyanlar suya atladı. Dört dalgıç mükemmel senkronizasyonla su altına indi. Mankeni hızla buldular, ilk müdahaleyi uyguladılar, yüzeye çıkardılar. Süre: 19 dakika 15 saniye. Rekorun üzerinde ama yine de çok iyi. Tribünler alkışladı. Ferretti gururla güldü.

Sonra sıra Fransız ekibine geldi. Onlar da etkileyiciydi: 20 dakika 8 saniye. Amerikan ekibi: 19 dakika 52 saniye. İngilizler: 21 dakika 3 saniye. Yunanlar: 22 dakika 30 saniye. Herkes iyi performans gösteriyordu ama kimse İtalyanları geçemiyordu. Ferretti arkadaşlarıyla şampanya içerek kutlama yapıyordu. Zaferi garantilemiş gibi görünüyordu.
Sıra Türk ekibine geldiğinde tribünlerde hafif bir sessizlik oldu. İtalyan komutan şampanya kadehini bıraktı, merakla izlemeye başladı. Mert Deniz ekibine döndü, hiçbir ateşli konuşma yapmadı. Sadece “Deniz bizimdir. Hadi gösterelim,” dedi. Beş adam suya atladı.
İlk fark hemen belli oldu. Türk ekibi diğerlerinden farklı bir formasyonda iniyordu. Diğer ekipler yan yana inerken Türkler V formasyonundaydı. Bu, su direncini azaltıyor ve hızı artırıyordu. İzleyenler ekranlarda bunu fark etmeye başladı. Bir deniz uzmanı yorum yaptı: “Türk ekibi hidrodinamik bir formasyon kullanıyor. Çok akıllıca.”
40 metreye ulaştıklarında Türk ekibi mankeni buldu. Ama burada da farklı bir şey yaptılar. Diğer ekipler hep dört kişi birden müdahale ederken Türkler işi böldü. İki kişi ilk müdahaleyi yaparken diğer üçü yüzeye çıkış rotasını hazırladı. Zaman kaybı sıfır. İtalyan komutan ekrana eğildi, kaşları çatılmıştı. “Bu ne hız böyle?” diye fısıldadı.
Türk ekibi mankeni yüzeye çıkarmaya başladı. Burada da farklı bir teknik kullandılar. Diğer ekipler mankeni sırtlarında taşırken Türkler mankeni aralarına alarak taşıma yükünü beş kişiye böldüler. Hem daha hızlı hem de daha az yorucu bir yöntemdi. Yüzeye yaklaştıklarında Amerikalı bir gözlemci şaşkınlıkla söylendi: “Bunlar su direncini neredeyse sıfırlamış gibiler.”
Yüzeye çıktıklarında teknedeki sağlık ekibi hazırdı. Ama Türk ekibi diğerlerinden farklı bir şey daha yaptı. Mankeni teknedeki ekibe aktarma değil, teslim yöntemiyle verdiler. Yani tekneye çıkarırken bile zaman kaybetmediler. Kronometre durdu. Hakem ekrana baktı, gözleri büyüdü, iki kez kontrol etti, üç kez inanamıyordu. Mikrofona uzandı ama sesi titriyordu: “Türkiye SAT komandoları, 12 dakika 8 saniye!”
Bir anlık sessizlik oldu. Sonra tribünler patladı. Alkış tufanı, çığlıklar, şaşkınlık… İtalyan komutan dondu kaldı, şampanya kadehi elinden düştü, kırıldı. Fransız komutan ayağa fırladı, Amerikalı ekip lideri kafasını iki eliyle tuttu. 12 dakika 8 saniye, dünya rekorunun 6 dakika altında. İmkansız denilen bir süre…
Komutan Ferretti şok içinde ekrana bakıyordu. “Bu nasıl mümkün olabilir?” diye fısıldadı. Mert Deniz ve ekibi tekneden çıktığında hiçbirinin yüzünde kibir yoktu. Sadece sakin bir tatmin… Görevlerini yapmışlardı. Ama etrafları kısa sürede diğer ülke komutanlarıyla doldu. Herkes aynı soruyu soruyordu: “Bunu nasıl yaptınız?” Mert Deniz alçak gönüllülükle cevap verdi: “Efendim, biz denizi iyi tanırız. Akdeniz’de doğduk, Akdeniz’de büyüdük. Biz denizle savaşmayız, denizle dans ederiz.”
Amerikalı komutan sordu: “Ama tekniğiniz, formasyonunuz… Nasıl geliştirdiniz bunları?” Mert gülümsedi: “Biz sadece temellere odaklandık. Hidrodinamik, enerji tasarrufu, ekip senkronizasyonu… Yüzyıllardır denizde olan bir milletin çocuklarıyız. Deniz bizim için sadece bir görev alanı değil, bir yuvadır.”
İtalyan komutan Ferretti yavaş adımlarla yaklaştı. Yüzü kıpkırmızıydı ama bu sefer öfkeden değil, utançtan. Mert’in önünde durdu, derin bir nefes aldı. “Yüzbaşı Deniz… Ben…” sesi titredi, “sizden özür dilemek istiyorum. Basın toplantısında sizi küçümsedim, tecrübenizi sorguladım. Bu kariyerimin en büyük hatasıydı. Bugün gördüğüm performans hayatımda gördüğüm en etkileyici deniz operasyonuydu. Siz sadece bir rekor kırmadınız, bana 30 yıllık deneyimimde öğrendiğim her şeyin ötesinde bir ders verdiniz.”
Mert elini uzattı. “Komutan, özür gerekmez. Deniz herkese ders verir. Biz sadece öğrencisiyiz.” İki komutan tokalaştı. Tribünler ayakta alkışladı.
O gün akşam, organizasyon komitesi Türk ekibini özel bir toplantıya çağırdı. Salonda 15 ülkenin komutanı vardı. Hepsi aynı şeyi istiyordu: Türk tekniklerini öğrenmek. Mert Deniz kürsüye çıktı. “Beyler, bizim yaptığımız şey sihir değil, bilimdir. İlk olarak hidrodinamik formasyon kullandık. V şeklinde inmek su direncini yüzde 40 azaltır. Bu hem hızı artırır hem de oksijen tasarrufu sağlar. İkincisi iş bölümü. Dört kişi aynı işi yaparken, beş kişi farklı işleri yapabilir. Bu toplam süreyi yarıya indirir. Üçüncüsü, taşıma tekniği. Ağırlığı paylaştırmak bireysel yorgunluğu azaltır ve kolektif hızı artırır. Ama bunu koordine etmek çok zor. Biz SAT komandoları bu koordinasyonu yıllarca çalıştık. Çünkü gerçek operasyonlarda hayatlar buna bağlı.”
Toplantıdan sonra komutan Ferretti Mert’in yanına geldi. Elinde bir dosya vardı. “Yüzbaşı, ben bir teklifte bulunmak istiyorum. İtalya sizin eğitim metotlarınızı öğrenmek istiyor. Ortak bir eğitim programı yapabilir miyiz?” Mert düşündü, sonra cevap verdi: “Komutan, biz bu bilgiyi gizlemeyiz. Deniz hepimizindir. Kurtarma teknikleri insanlık içindir. Evet, ortak eğitim yapalım.”
Üç ay sonra Türkiye’nin Foça sahillerinde ilk uluslararası SAT eğitim programı başladı. İtalya, Fransa, Amerika, İngiltere, İspanya’dan gelen dalgıçlar Türk komandolardan eğitim alıyordu. Komutan Ferretti ilk gün eğitim alanında Mert’e şunu söyledi: “Yüzbaşı, ben 30 yıl denizde çalıştım ama sizden öğrendiklerim o 30 yıldan daha değerli.” Mert alçak gönüllülükle cevap verdi: “Komutan, öğretmen denizdir. Biz sadece tercümanız.”
Bir yıl sonra NATO İtalya’da yeni bir yarışma düzenledi. Bu sefer rekor 11 dakika 45 saniyeydi. Kıran ekip, Türk ortak eğitim programından mezun olmuş bir İtalyan ekibiydi. Komutan Ferretti ödül töreninde şunları söyledi: “Bu başarı sadece bizim değil. Bu Türk SAT komandolarının cömert bilgi paylaşımının eseridir. Onlar bize sadece teknik öğretmedi, alçak gönüllülük, saygı ve öğrenme açlığı öğretti.”
Mert Deniz arka sırada sessizce gülümsedi. İki yıl sonra Mert binbaşı rütbesine terfi etti. Uluslararası SAT Eğitim programının direktörü olarak atandı. Artık onun görevi dünyanın dört bir yanından gelen dalgıçlara eğitim vermekti ve her yeni dönem başladığında ilk derste hep aynı hikayeyi anlatırdı:
“Bir zamanlar Akdeniz’de bir yarışma vardı ve bir İtalyan komutan bizi küçümsedi. Ama biz ona kızmadık. Çünkü küçümseme cehaletten doğar ve cehalet eğitimle yenilir. O gün 12 dakikada sadece bir rekor kırmadık. Bir ön yargıyı da kırdık ve bugün o komutan en iyi dostlarımızdan biri.”
Komutan Ferretti emekli olduktan sonra Türkiye’ye taşındı. Foça’da deniz kenarında küçük bir ev aldı ve sık sık Mert’i ziyaret ederdi. Bir gün denize bakarlarken Ferretti sordu: “Binbaşı, o gün nasıl bu kadar sakin kalabildin? Basın toplantısında seni küçümsediğimde hiç sinirlenmemiş gibi görünüyordun.” Mert gülümsedi: “Komutan, benim babam da bir SAT komandosuydu. Bana hep şunu söylerdi. Deniz gürültüye değil, sessizliğe cevap verir. Küçümseyenler bağırır ama gerçek güç sessizce hareket eder.”
Ferretti başını salladı. “Bilge bir adamdı. Tıpkı oğlu gibi.” O gün batımında iki emekli komutan denize bakarak oturdu. Birisi İtalyan, diğeri Türk. Ama ikisi de artık kardeşti. Çünkü deniz onları birleştirmişti.
O günden sonra her yıl Eylül ayında Akdeniz’de Mert Deniz Dostluk ve Kurtarma Kupası düzenlenir. Ama artık bu bir yarışma değil, bir kardeşlik buluşmasıdır. Çünkü gerçek zafer rekoru kırmak değildir. Gerçek zafer kalpleri kazanmaktır.
Son
News
फोन के फटने से हुआ बहुत बड़ा हादसा/ S.P साहब भी चौंक गए/
फोन के फटने से हुआ बहुत बड़ा हादसा/ S.P साहब भी चौंक गए/ . . यह कहानी एक साधारण से…
पालतू बिल्ली की वजह से पूरे परिवार के साथ हुआ बहुत बड़ा हादसा/
पालतू बिल्ली की वजह से पूरे परिवार के साथ हुआ बहुत बड़ा हादसा/ . . एक बेजुबान का प्रेम और…
साध्वी प्रेम बाईसा का गुरु संग वी*डियो वा*यरल होने के 6 महीने बाद मरने की असली सच्चाई!
साध्वी प्रेम बाईसा का गुरु संग वी*डियो वा*यरल होने के 6 महीने बाद मरने की असली सच्चाई! . . यह…
ANG MALUNGKOT NA SINAPIT NINA BENNYLYN AT JELLICA BURKE SA UK [Tagalog Crime Story]
ANG MALUNGKOT NA SINAPIT NINA BENNYLYN AT JELLICA BURKE SA UK [Tagalog Crime Story] . . Part 1: Ang Pagbabago…
‘Lola, Aalis na Tayo. NGAYON NA!’ Sabi Niya Matapos Makita ang Aming Silong—Akala Ko’y…
‘Lola, Aalis na Tayo. NGAYON NA!’ Sabi Niya Matapos Makita ang Aming Silong—Akala Ko’y… . . Part 1: “Ang Pagbabalik…
Ibinenta ng Aking Anak ang Minamahal na Sasakyan ng Aking Yumaong Asawa Para sa Paris Trip Nila. Ha.
Ibinenta ng Aking Anak ang Minamahal na Sasakyan ng Aking Yumaong Asawa Para sa Paris Trip Nila. Ha. . ….
End of content
No more pages to load






