EVLENDİKTEN SADECE 30 DAKİKA SONRA HAYATLARINI KAYBETTİLER – SEBEBİNE İNANAMAYACAKSINIZ!
.
.
Gelinliğin Altındaki Sır
İstanbul’un Fatih semtinin dar taş döşeli sokaklarında, hayat her zamanki gibi akıyordu. Simitçilerin sesleri, çay bahçelerinden yükselen kahkahalar, uzaktan gelen ezan sesiyle karışan kilise çanları… Tipik bir İstanbul sabahıydı. Ancak, Güneşli Sokak’taki küçük mavi kapılı apartmanda o sabah farklı bir telaş vardı. Asuman Yılmaz, siyahi tenli, kederli gözleriyle aynada kendisine bakıyordu. Basit, dantelli bir gelinlik içinde ellerindeki kına izleri hala tazeydi. Boynundaki altın kolye, anneannesinden kalan tek miras, ışıl ışıl parlıyordu. On yıl önce bir yangında kaybettiği eşinden sonra ilk kez bu kadar umutlu hissediyordu.
Yanında, kapı eşiğinde duran kızı Zeynep vardı. On dokuz yaşında, gözlerinde bir gariplik, bir uzaklık… Annesinin mutluluğuna sevinmesi gerekirken bakışlarında soğuk bir gölge dolaşıyordu. Asuman, saçını arkadan toplamak ister misin diye sordu. “Öyle bırakalım anne,” dedi Zeynep, sesi titreyerek. “Erdem Bey öyle seviyor.” Nasıl görünüyorum? Zeynep cevap vermedi, sadece zoraki bir gülümseme kondurdu dudaklarına. Dışarıdan gelen davul zurna sesleri duyuluyordu. Mahalle, bu düğünü kutlamak için hazırlanıyordu.
Apartmanın girişine park eden itfaiye aracının sesi bu sessizliği bozdu. Erdem Kahraman, Fatih itfaiyesinin en saygıdeğer çavuşlarından biri, ceketinin düğmelerini iliklemiş, merdivenlerden çıkıyordu. Güçlü, geniş omuzlu, kırlaşmış, güven veren bir adamdı. Elinde Asuman için özenle seçilmiş beyaz güller vardı. “Geldin mi?” dedi Zeynep kapıyı açarken. Sesindeki soğukluk Erdem’in dikkatinden kaçmadı ama yine de gülümsemeyi tercih etti. “Annen hazır mı?” diye sordu. “Hazır ama ben hala bunun neden bu kadar aceleye getirildiğini anlamış değilim.” Erdem’in yüz ifadesi bir an için değişti, gözlerindeki parıltı söndü ama hemen toparlandı. “Bazen hayat bize ikinci şanslar verir, Zeynep. Bu şansları kaçırmamak gerekir.”

Sokaktan gelen bir ses dikkatlerini dağıttı. Yaşlı bir kadın ellerini iki yana açmış bağırıyordu: “Allah mübarek etsin! Ne güzel olmuş damat bey, Asuman kızım çık artık, herkes bekliyor!” Bu Hatice Teyze, mahallenin en yaşlı ve en çok konuşan kadınıydı. Erdem gülerek pencereye yöneldi ve seslendi: “Geliyoruz Hatice teyze, sakin ol.”
Apartmandan çıkışlarını mahalle alkışlarla karşıladı. Esnaf, Erdem’in itfaiyeci arkadaşları, birkaç meraklı turist… Herkeste bir heyecan, bir mutluluk vardı. Ama Zeynep annesinin birkaç adım gerisinden gelirken yüzünde o garip ifadeyi taşımaya devam ediyordu.
Fatih Belediyesi’nin nikah salonuna giderken küçük bir konvoy oluşturdular. Aracı önde, arkasında Erdem’in kırmızı şahini, sonra da mahalle sakinlerini taşıyan minibüsler… İstanbul’un dar sokaklarından geçerken herkes onları görmek için pencerelerden sarkıyordu. Nikah merasimi kısa ve samimiydi. Belediye başkanı bizzat gelmiş, Erdem’in yıllardır semte verdiği hizmetlerden bahsetmişti. “Bu adam yangınların kahramanı, nice canları kurtardı. Şimdi kendi kalbini de sevgiyle, merhametle doldurma vakti,” dedi.
Asuman ve Erdem “Evet” derken salon alkışlarla inledi. Ama dikkatli bir göz, Zeynep’in köşede kollarını göğsünde kavuşturmuş, ağlamasını zor tuttuğunu fark edebilirdi. Aynı dikkatli göz, Erdem’in iç cebinden düşmek üzere olan bir mektubu da görebilirdi.
Düğün yemekleri ikram edildi, çocuklar koşuştu, yaşlılar anılarını paylaştı, müzik herkesi sarıp sarmaladı. Asuman yıllardır ilk defa bu kadar çok gülmüştü. Ama yine de bu mutluluğun üzerinde tuhaf bir gölge vardı. Hatice Teyze bir ara Zeynep’in yanına oturdu. “Kızım, annen mutlu. Sen de mutlu olmalısın onun için.” Zeynep gözlerini uzaktaki annesinden ayırmadan cevapladı: “Her şey çok hızlı oldu teyze, aylar önce tanıştılar, nasıl bu kadar eminler?” Hatice Teyze kırışık elini genç kızın omzuna koydu. “Bazen aşk bir ömür sürer, bazen de bir an içinde doğar.”
Güneş batmaya başlarken Erdem ve Asuman misafirlerle vedalaşmaya başladılar. Balayı için Kapadokya’ya gideceklerdi. Erdem’in yıllardır hayal ettiği bir yolculuk… Kırmızı Şahine bindiklerinde arkalarında bir dizi araba kornalarla onları uğurladı. Zeynep annesine sıkıca sarıldı, “Dikkatli ol anne,” dedi sesi titreyerek. Neden bu kelimeleri seçtiğini kendisi de bilmiyordu. İçgüdüsel bir uyarıydı belki de.
Erdem direksiyona geçerken Zeynep’e baktı; bir an gözlerinde bir özür, bir yakarış vardı sanki. Sonra arabanın motorunu çalıştırdı ve yavaşça uzaklaştılar.
İki saat sonra Bolu Dağı’nın virajlı yollarında telefon çaldı. Zeynep, tanımadığı bir numaradan gelen bu aramayla irkildi. Telefonu açtığında jandarmanın soğuk, resmi sesi kulaklarında çınladı: “Zeynep Hanım mı? Anneniz Asuman Yılmaz ve yeni eşi Erdem Kahraman’ın aracı Bolu Dağı’nda bir virajda kontrolden çıkmış, maalesef ikisi de olay yerinde hayatını kaybetmiş.”
Zeynep’in dünyası durdu. Telefon elinden düştü, dizlerinin üzerine çöktü, çığlığı tüm mahalleyi ayağa kaldırdı. Komşular koştu, sorular soruldu. Ama hiçbir cevap bu acıyı hafifletmedi. Olay yerine ilk ulaşanlar Bolu itfaiyesinden ekiplerdi. Kırmızı Şahin bir uçurumun kenarında ters dönmüş halde duruyordu. İtfaiyeciler araçtan çıkardıkları cesetleri siyah torbalara yerleştirirken, Erdem’in cebinden bir zarf düştü. Üzerinde tek bir isim yazıyordu: Zeynep.
O gece İstanbul’da insanlar pencerelerinde mumlar yaktı. Düğün sevinci yerini derin bir yasa bırakmıştı. Zeynep, annesinin evinde onun yatağında oturmuş, boş gözlerle duvara bakıyordu. Elinde Erdem’in mektubu… Açmaya cesaret edemediği ama elinden bırakamadığı bir mektup…
Gelinliğin Ardındaki Mektup
Zeynep, günlerce mektubu açmaya cesaret edemedi. Sonunda, bir gece, odasında yalnızken zarfı açtı. Erdem’in düzgün, okunaklı el yazısı gözlerinin önünde belirdi.
“Sevgili Zeynep,
Eğer bu mektubu okuyorsan ben artık hayatta değilim demektir. Sana ve annen Asuman’a bir gerçeği itiraf etmem gerekiyor. 10 yıl önce, Fatih’te büyük bir yangın çıktığında, senin baban Mehmet Yılmaz’ın öldüğü o gece, ben oradaydım. O binada, babanı bulmuştum ama korktum. Binadan çıkmam emredildi, ben de çıktım. O an, hayatım boyunca taşıyacağım bir suçluluk yükünü sırtıma aldım. Anneni yıllar sonra tanıdım, ona aşık oldum. Onunla evlenmek istedim, belki affedilirim diye umut ettim. Ama gerçeklerden kaçamadım. Sana bırakacağım her şey, evimin anahtarı, birikimlerim, sadece bir kefaret… Beni affedebilir misin, bilmiyorum. Ama bilmeni isterim ki anneni gerçekten sevdim.”
Zeynep, mektubu okurken gözyaşları yanaklarından süzüldü. Erdem’in itirafı, annesinin ve babasının hikayesini tamamlıyordu. Annesi, belki de bilerek, belki de bilmeden, katiliyle evlenmişti. Ama bir insanı affetmek, geçmişle yüzleşmek bazen en zor olanıydı.
Zeynep, günlerce kendini sorguladı. Erdem’in geçmişi, annesinin seçimleri, babasının ölümü… Hepsi bir araya geldiğinde karmaşık bir tablo ortaya çıkıyordu. Sonunda, bir sabah, annesinin mezarına gitti. Beyaz güller bıraktı. “Anne,” dedi fısıltıyla, “Artık her şeyi biliyorum. Seni affediyorum. Erdem’i de… Çünkü hayat bazen affetmekle başlar.”
O günden sonra Zeynep, kendi hikayesini yazmaya başladı. Geçmişin acılarını, sırlarını, affetmenin gücünü… Çünkü bazen bir gelinliğin altında, bir mektubun satır aralarında, bir çocuğun sessiz gözyaşlarında saklı olan gerçek, en büyük başlangıçtır.
Son
News
फोन के फटने से हुआ बहुत बड़ा हादसा/ S.P साहब भी चौंक गए/
फोन के फटने से हुआ बहुत बड़ा हादसा/ S.P साहब भी चौंक गए/ . . यह कहानी एक साधारण से…
पालतू बिल्ली की वजह से पूरे परिवार के साथ हुआ बहुत बड़ा हादसा/
पालतू बिल्ली की वजह से पूरे परिवार के साथ हुआ बहुत बड़ा हादसा/ . . एक बेजुबान का प्रेम और…
साध्वी प्रेम बाईसा का गुरु संग वी*डियो वा*यरल होने के 6 महीने बाद मरने की असली सच्चाई!
साध्वी प्रेम बाईसा का गुरु संग वी*डियो वा*यरल होने के 6 महीने बाद मरने की असली सच्चाई! . . यह…
ANG MALUNGKOT NA SINAPIT NINA BENNYLYN AT JELLICA BURKE SA UK [Tagalog Crime Story]
ANG MALUNGKOT NA SINAPIT NINA BENNYLYN AT JELLICA BURKE SA UK [Tagalog Crime Story] . . Part 1: Ang Pagbabago…
‘Lola, Aalis na Tayo. NGAYON NA!’ Sabi Niya Matapos Makita ang Aming Silong—Akala Ko’y…
‘Lola, Aalis na Tayo. NGAYON NA!’ Sabi Niya Matapos Makita ang Aming Silong—Akala Ko’y… . . Part 1: “Ang Pagbabalik…
Ibinenta ng Aking Anak ang Minamahal na Sasakyan ng Aking Yumaong Asawa Para sa Paris Trip Nila. Ha.
Ibinenta ng Aking Anak ang Minamahal na Sasakyan ng Aking Yumaong Asawa Para sa Paris Trip Nila. Ha. . ….
End of content
No more pages to load






