Havalimanında Bir Türk Kadını Aşağılayan Kadın Görevli, Yakında Affını Dileyeceğini Bilmiyordu

.

ADALETİN GÜCÜ: Ayşe Sancaktar’ın Hikayesi

İstanbul Havalimanı’nın kalabalık koridorlarında, Ayşe Sancaktar sessizce ilerliyordu. Elinde Kayseri’ye gidecek uçağın bileti, aklında ailesiyle geçireceği huzurlu günlerin hayali… Uzun yıllardır Amerika’da yaşayan, orada hukuk doktorası yapmış ve federal yargıç olmuş bir Türk kadınıydı. Her yıl Türkiye’ye döner, yaşlı annesi ve babasını ziyaret ederdi.

O gün, sıradan bir gün gibi başlamıştı. Güvenlik kontrolü için sırada beklerken annesiyle telefonda konuşuyordu. “Ayşem, nerdesin?” diye sormuştu annesi. “Havalimanındayım anneciğim, birazdan uçağa bineceğim,” demişti Ayşe, gülümseyerek.

Ama o gülümseme, güvenlik kontrolündeki bir görevlinin bakışıyla silindi. Kenan Çelik, 50’li yaşlarında, eski asker görünümlü bir güvenlik amiri, Ayşe’nin valizini açmasını istedi. “Lütfen valizinizi açın,” dedi sert bir sesle. Ayşe, nazikçe açtı. İçinde giysiler, makyaj malzemeleri, hijyen ürünleri ve aileye hediyeler vardı. Çelik, bir kutu baklavayı şüpheli buldu, kutuyu açtı, Osmanlıca yazıları sorguladı. Ayşe açıklamaya çalıştı ama görevli dinlemiyordu.

Yanına Sema Yalçın adlı bir kadın görevli ve genç Emre Aydın geldi. Sema alaycı bir tavırla, “Bu kadın az önce telefonda Türkçe konuşuyordu. Tarayıcı da tepki verdi. Onu daha dikkatli kontrol etmeliyiz,” dedi. Ayşe, ABD federal yargıcı olduğunu gösteren kimliğini sundu. Çelik kimliği alıp inceledi, sonra alaycı bir şekilde eline fırlattı: “Bir Türk kadını Amerika’da yargıç mı? Hiç duymadım. Dalga mı geçiyorsun?”

Ayşe, öfkesini bastırdı. “Bu kimliği kontrol ederseniz gerçekten federal bir yargıç olduğumu anlarsınız,” dedi. Ama Çelik, “Siz Türkler bu işte ustasınız,” diyerek kimliği yere düşürdü. Sema, “Özel bir odada arama yapılması gerekiyor,” dedi, sesi alaycıydı. Ayşe, “Bunun için yasal bir dayanak var mı?” diye sordu. Çelik, “Burada kanun benim,” dedi. Yetki istismarı, ayrımcılık, kibir…

Ayşe, uçağı kaçırmamak için sakince özel odaya geçti. Küçük, penceresiz, boğucu bir oda… Çelik, Sema ve Emre etrafında bir suçlu gibi sorguya başladı. Valizindeki her şeyi çıkardılar, vücudunu el tarayıcıyla incelediler. O gün adetliydi, hijyenik ped kullanıyordu. Sema, “Bu ne? Kontrol etmemiz lazım,” dedi. Ayşe, “Bu açıkça cinsel tacizdir,” dedi. Ama görevli, “Biz yasal bir arama yapıyoruz,” diyerek onu susturdu.

Ayşe, ailesini düşünerek, utanç ve öfke içinde aramaya razı oldu. Yirmi dakika boyunca hayatının en aşağılayıcı anlarını yaşadı. Arama bittikten sonra Sema, “Bir dahaki sefere Amerika’da kendi garip Türkçenizle değil İngilizce konuşun,” dedi. Ayşe, eşyalarını toplarken, “Bunun için pişman olacaksınız,” dedi sessizce. Çelik güldü: “Pişman mı olacağız? Sıradan bir Türk kadını ne yapabilir ki?”

Ayşe, uçağa binip Kayseri’ye vardığında ailesinin sıcak karşılamasıyla biraz olsun sakinleşti. Ama yaşadığı aşağılanma aklından çıkmadı. Bir hafta boyunca çocukluğunun geçtiği yerleri gezdi, ailesiyle vakit geçirdi. Sonra Amerika’ya döndü, mahkemeye geri döndü.

Bir sabah katibi ona yeni bir dava getirdi: “Havalimanı güvenlik görevlileri tarafından yetki istismarı ve ırkçı ayrımcılık konulu bir toplu dava.” Davacıların çoğu İstanbul Havalimanı güvenlik görevlilerini yetki istismarı, ırkçı ayrımcılık ve cinsel tacizle suçluyordu. Sanıklar Kenan Çelik, Sema Yalçın ve Emre Aydın’dı. Ayşe, dosyayı titreyen ellerle açtı. O aşağılanmayı yaşatan Çelik’in ta kendisiydi.

Duruşma günü geldi. Mahkeme salonu insan doluydu. Davacı sıralarında mağdurlar ve aileleri oturuyordu. Sanık sandalyesinde Çelik, Sema ve Emre vardı. Ayşe yargıç cübbesiyle salona girdi. Kimse onu tanımamıştı. Dava açıldı, avukat Ahmet Çetiner açılış konuşmasını yaptı. Tanıklar bir bir dinlendi: Yaşlı Fatma Karahan, öğrenci Arda Kılıç, iş adamı Murat Öztürk, ihbarda bulunan görevli Serkan Doğan…

Her biri, Çelik ve ekibinin yıllarca kasıtlı olarak doğulu görünümlü yolcuları ve etnik azınlık temsilcilerini taciz ettiğini anlattı. Güvenlik kameralarındaki görüntüler, aşağılayıcı aramalar, cinsel taciz, ayrımcılık… Salondaki hava ağırlaştı. Sanıkların sorgusu başladı. Çelik, “Biz her zaman prosedürlere uygun hareket ettik,” dedi. Sema savunmacıydı. Emre ise, “Yanlıştı,” diyerek mağdurlardan özür diledi.

Sonunda avukat Çetiner bir video gösterdi. 8 Ekim’de doğulu görünümlü bir kadın özel odaya sürükleniyor, aşağılanıyor. Videodaki kadın Ayşe’ydi. Salonda sessizlik oldu. Ayşe ayağa kalktı: “Bayanlar ve baylar, videodaki mağdur benim. Ayşe Sancaktar, 45 yaşında, bu mahkemenin federal yargıcı olarak görev yapıyorum. Sanık Kenan Çelik bana ‘Bir Türk kadını yargıç mı? Beni güldürme,’ dedi. Sema Yalçın aşağılayıcı aramadan geçirdi. Emre Aydın ise sadece izledi. Bunu kişisel intikam için söylemiyorum. Adil bir yargılamada tüm vatandaşların onurunu korumak içindir.”

Çelik, “Sayın yargıcım, affedin. Gerçekten yargıç olduğunuzu bilmiyordum,” dedi. Ayşe, “Önemli olan benim kim olduğum değil. Önemli olan tüm vatandaşlara eşit davranmanız gerektiğidir,” dedi. Sema ağlamaya başladı, Ayşe kararlılıkla, “Benden değil, mağdurlardan ve son 6 yıldır zarar gören herkesten özür dileyin,” dedi.

Karar açıklandı. Kenan Çelik 10 yıl hapis ve 10 milyon TL para cezasına çarptırıldı. Sema Yalçın 2 yıl hapis ve 5 milyon TL ceza aldı. Emre Aydın, işbirliği yaptığı ve pişmanlık gösterdiği için ertelenmiş hapis cezası ve denetim süresi aldı. Üçü de kamu hizmetinden sonsuza dek men edildi.

Mahkeme salonunda alkışlar yükseldi. Mağdurlar ağlıyor, adaletin yerini bulduğunu hissediyordu. Ayşe, “Umarım bugünkü karar tüm kamu görevlileri için bir uyarı olur. İktidar vatandaşları ezmek için değil, onları korumak için verilir. Adalet her zaman kazanır,” dedi.

Ertesi gün İstanbul Havalimanı’nda her şey değişmişti. Görevliler nazik, prosedürler adil… Ayşe, Amerika’ya döndüğünde hayatına devam etti. Fakat artık işinin daha derin bir anlamı vardı. Ayrımcılık davalarını her ele aldığında Fatma teyzenin gözyaşlarını, Arda’nın öfkesini, Murat’ın aşağılanmasını ve kendi yaşadığı utancı hatırlıyordu.

Bir yıl sonra Emre Aydın’dan bir mektup aldı: “Bana ikinci bir şans verdiğiniz için teşekkür ederim. Şimdi bir insan hakları kuruluşunda çalışıyorum. Geçmişteki hataları telafi etmeye çalışıyorum.” Ayşe düşündü: Gerçek adalet, sadece cezalandırmak değil, aynı zamanda düzeltme şansı vermektir.

Ayşe Sancaktar’ın hikayesi, adaletin ışığına inanan herkese bir mesajdır: Ne kadar güçlü olursa olsun önyargılar, adaletin karşısında güçsüzdür. Adalet asla ölmez. Her zaman kazanır.

Adaletin Gücü