“Sadece hemşire” dediler… Hasta gözünü açtı: “Yüzbaşım? Yaşıyor musun?”
.
.
Sadece Hemşire Dediler…
İstanbul’un üstüne gri ve ıslak bir akşam çökmüştü. Şehir, yorgunluğun ve unutulmuş hikâyelerin ağırlığıyla sessizce nefes alıyordu. Özel Aura Hastanesi’nin üçüncü katında, yoğun bakım ünitesinin dev camından dışarıyı izleyen hemşire Elif, aslında dışarıyı görmüyordu. Gözleri, camdaki silik yansımaya takılmıştı. Üzerindeki soluk mavi hemşire forması vücudunda bol duruyor, onu olduğundan daha cılız ve savunmasız gösteriyordu. Oysa o kumaşın altında çelik gibi sinirler ve bir zamanlar dağları dize getiren bir irade saklıydı.
Elif, saçlarını gösterişsiz bir topuzla ensesinde toplamıştı. Yüzünde ne bir süs ne de bir fazlalık vardı. Okyanus mavisi gözleri, camdaki yansımasında bile sönmüş bir yanardağın krateri gibi derin ve tekinsiz bakıyordu. Yaka kartında ucuz bir plastik üzerinde siyah harflerle “Hemşire Elif” yazıyordu. Kimse soyadını merak etmezdi. Kimse nereden geldiğini, akşamları o formayı çıkardığında kime dönüştüğünü sormazdı. O, hastanenin duvarları kadar orada olan ama asla görülmeyen bir nesneydi. Ve Elif bu görünmezliği bir lanet değil, bir zırh olarak giyiyordu. Çünkü görünür olmak hatırlanmak demekti; hatırlanmak ise onun için ölümden daha tehlikeliydi.
Bir gün, hastanenin koridorunda başhekim Doktor Selim’in baş asistanı Kerem’in sesiyle irkildi: “Hey, orada heykel gibi dikilme. 302 numaralı odanın altı temizlenecek. Hasta yakını şikayet etti.” Elif, başını camdan çevirdi. Kerem’in yüzüne baktı. Önceki hayatında bir teğmen bile ona böyle seslenmeye cüret edemezdi. Ama şimdi, o sadece Elif’ti. Vasat, sessiz, itaatkâr Elif.

Temizlik arabasına yöneldiğinde koridorun diğer ucundan gelen otoriter topuk seslerini duydu. Doktor Selim geliyordu. Hastanenin başhekimi, her daim ütülü beyaz önlüğü ve pahalı gözlükleriyle yürüyen bir kibir abidesiydi. Selim için tıp bir şifa sanatı değil, bir prestij sahnesiydi. Hastaları vaka, çalışanları piyon olarak görürdü. Koridorda hızla ilerlerken omzu Elif’in omzuna çarptı. Elif sendeledi, elindeki temizlik bezi yere düştü. Selim durmadı, özür dilemedi. Sadece hafifçe başını çevirip “Önüne baksana kadın,” diye azarladı. Yanındaki stajyerlere dönüp fısıldar gibi ama herkesin duyacağı bir sesle konuştu: “Görüyorsunuz değil mi? İşte bu yüzden referanssız personel almayın diyorum. Sadece bir hemşire. Vasat biri.”
O aşağılayıcı gülüşler Elif’in kulaklarında bir bomba gibi patladı. Sokaktan toplanmış… Elif yerdeki bezi almak için eğildi. Zihninde başka bir görüntü canlandı. Beş yıl öncesi; çamur, kan, barut. O gün üzerinde bu mavi forma yoktu. Parçalanmış bir kamuflaj, taktik yelek ve elinde piyade tüfeği vardı. O gün ona kimse vasat dememişti. O gün ona “komutanım” demişlerdi. “Bizi bırakma yüzbaşım,” diye yalvarmışlardı.
Elif doğruldu. Yüzünde en ufak bir öfke belirtisi yoktu. Sadece derin ve asil bir sükûnet vardı. Doktor Selim’e cevap vermedi. Ona bakmadı bile. Çünkü Selim gibiler gücü bağırarak gösterirlerdi; Elif gibiler ise gücü susarak saklarlardı.
O gece, hastanede bir hareketlilik başladı. Acil servise bir asker getirilmişti; emekli bir albay, suikast girişimi sonucu ağır yaralanmıştı. Elif’in kalbi tekledi. Adı Haldun’du. Beş yıl önce, o mağarada bacağına turnike yaptığında, “Git Gökçen, kendini kurtar,” demişti. Elif’in o zamanki adıyla Gökçen’in emrini çiğneyip ölüme atladığı adam, komutanı, babası gibi sevdiği ve öldüğünü sandığı için vicdan azabı çekmemesi adına “şehit oldu” yalanıyla kandırdığı adam…
Haldun hastaneye getirildiğinde Elif, koridorun en kuytu köşesinde bir oksijen tüpü arabasının arkasına sinmişti. Haldun yaşlanmıştı. Ama asıl değişim, o heybetli adamın şimdi solgun ve acıyla kıvranan bir et yığınına dönüşmesiydi. Göğsündeki sargılardan taze kan sızıyordu. Elif, sedyenin geçişinde tanıdık bir koku aldı: kan, barut, toprak ve tütün kolonyası. Haldun’un yıllardır değişmeyen savaşın ve huzurun o tuhaf karışımı olan kokusu, Elif’in midesine bir yumruk gibi indi.
Doktor Selim, Elif’e emir verdi: “Özel hemşireler gelene kadar odada birinin durması lazım. Ama tıbbi bir şey yapmayacaksın. Sadece pisliği temizle. Kanlı sargıları topla, yerleri sil. Adamın başında bekle ama sakın konuşma.” Elif, “Emredersiniz,” dedi. Dudaklarından dökülen kelime boğazını yaktı. Çünkü beş yıl önce Haldun ona “Emret Gökçen, planın ne?” diye sorardı. Şimdi ise o Haldun’un odasındaki kirli işleri yapacak bir hizmetçiydi.
Elif, VIIP odanın kapısına geldi. Eli titredi. İçerideki adam onun mezar taşıydı. Maskesini yüzüne iyice yerleştirdi ve içeri girdi. Oda loştu. Sadece tıbbi cihazların ritmik ışıkları ve baş ucundaki monitörün soluk mavisi odayı aydınlatıyordu. Haldun uyutulmuştu ya da şokun etkisiyle yarı baygındı. Elif, yerdeki kanlı gazlı bezleri toplamaya başladı. Eğildiğinde yüzü Haldun’un eline çok yaklaştı. O ele baktı. Nasır tutmuş, güneşten yanmış, tetiği çeken, “Aferin kızım,” diyen o el…
Elif gayri ihtiyari elini uzattı. Dokunmak istedi. “Ben buradayım komutanım. Gökçen burada,” demek istedi ama yapmadı. Elini havada çekti. O bir hayaletti ve hayaletler yaşayanlara dokunamazdı.
Bir süre sonra, Haldun inledi. Başını yastıkta sağa sola çevirdi. Sayıklıyordu. “Gökçen… sol kanadı tut…” Elif irkildi, geri çekildi. Haldun gözlerini açmadı ama zihni o eski savaş meydanındaydı. Elif nefesini tuttu. Eğer konuşursa, sesini tanıyabilirdi. Kapı aniden açıldı. Doktor Selim içeri girdi. Elif hızla toparlandı. Elindeki kanlı bezleri arkasına sakladı. Selim, Elif’in yatağa bu kadar yakın olmasından rahatsız oldu. “Ne yapıyorsun orada? Sana temizle dedim, hastanın tepesine dikil demedim. Çekil şuradan.”
O gece, Haldun’un durumu ağırlaştı. Monitör alarm verdi. Oksijen satürasyonu düştü, nabız hızlandı. Doktor Selim paniklemişti. “Entübe edemiyorum!” diye bağırdı. Elif, kapıdan bir gölge gibi süzüldü. Odadaki kaosu bir saniyede analiz etti. Beş yıl önceki savaş meydanında yaptığı gibi, gürültüyü zihninde filtreledi ve sadece soruna odaklandı. Sorun Selim’di. Selim laringoskopu yanlış açıyla tutuyordu.
Elif, temizlikçi kimliğini kapıda bıraktı. İçindeki yüzbaşı Gökçen komutayı devraldı. Yatağın diğer tarafına geçti. Elini Selim’in titreyen bileğine koydu. “Yanlış açıdasınız hocam,” dedi. Sesi monitörün sesini bastıracak kadar net ve buz gibiydi. “Bırakın.” Selim şaşkınlıkla başını kaldırdı. Elif, laringoskopu elinden aldı, hastanın çenesini geriye itti, ışığı doğru noktaya odakladı. Tüp dedi yanındaki stajyere. Elif tüpü tek hamlede trakeadan içeri kaydırdı. Göğüs kalktı, oksijen gitmeye başladı. Monitördeki ritim düzeldi. Satürasyon hızla yükseldi.
Odada sessizlik oldu. Herkes nefes aldı. Doktor Selim, yüzü kıpkırmızı, egosu yerle bir olmuş bir halde Elif’e bakıyordu. Bir temizlikçi, onun yapamadığını yapmış, hastayı kurtarmıştı. Utanç damarlarında öfkeye dönüştü. “Sen kim olduğunu sanıyorsun? Benim ameliyatıma nasıl müdahale edersin? Seni kovduracağım!” diye bağırdı. Tam o sırada yataktan boğuk bir ses duyuldu. “Dokunma!” dedi Haldun.
Oksijenin beynine gitmesiyle bilinci açılmıştı. Gözleri yarı aralıktı ama bakışları bulanık da olsa odaklanmaya çalışıyordu. Selim durdu. “Albayım, beni duyuyor musunuz? Ben doktor Selim.” Haldun Selim’e bakmadı bile. Gözleri, başı eğik, tekrar görünmez olmaya çalışan kadına kilitlenmişti. “Sen… yaklaş…” dedi Haldun. Elif olduğu yerde mıhlanmıştı. Yavaşça yatağa yaklaştı. Selim araya girmeye çalıştı. “Albayım, o sadece bir hemşire…” Haldun, “Çekil aradan züppe,” diye hırladı.
Elif’in eline uzandı. Elif’in elini nasırlı avuçlarının arasına aldı. Sonra başını kaldırdı ve Elif’in gözlerinin içine baktı. “Yüzbaşım…” dedi Haldun. Odadaki herkes nefesini tuttu. Elif başını iki yana salladı. “Ben hemşire Elif efendim…” dedi. Sesi titriyordu. “Beni karıştırdınız.” Haldun gülümsedi. “Yalan söyleme Gökçen. Sen düşmanı kandırabilirsin, Azrail’i kandırabilirsin, hatta kendini bile kandırabilirsin. Ama komutanını kandıramazsın.”
Sonra o soruyu sordu: “Yaşıyor musun kızım? Biz senin cenaze namazını kıldık. Sen bunca yıl neredeydin?” Elif’in dizlerinin bağı çözüldü. Yatağın kenarına çöktü. Yüzündeki taş maske çatladı, kırıldı ve döküldü. Artık saklanacak bir siper kalmamıştı. Gözyaşları yanaklarından süzüldü. “Öldüm sanıyordum komutanım,” dedi fısıldayarak. “Yaşamak bana ağır geldi.”
Odadaki sessizlik dışarıdaki fırtınadan daha ağırdı. Doktor Selim, az önce aşağıladığı kadına bakıyordu. Bu kadın, ülkenin en büyük kahramanlarından birinin yüzbaşım dediği, elini tuttuğu ve ağladığı biriydi. Selim, hayatında ilk defa unvanlarının ne kadar boş olduğunu hissetti. Statü piramidi tersine dönmüştü. Temizlikçi zirveye çıkmış, başhekim ise yerin dibine geçmişti.
Haldun Elif’in elini bırakmadı. “Hoş geldin Gökçen,” dedi. “Cehennemden hoş geldin.” Elif, gözyaşlarını sildi. “Ben sadece hemşire Elif’im,” dedi. “Gökçen o dağda öldü. Beni ölü bırakın. O törenleri, o manşetleri istemiyorum. Eğer beni seviyorsanız Gökçen’in o dağda şerefiyle uyumasına izin verin. Ben Elif olarak mutluyum.”
Haldun, Elif’in gözlerindeki kararlılığı gördü. Bir komutan ne zaman geri çekileceğini bilmeliydi. “Emir, anlaşıldı yüzbaşım,” dedi fısıltıyla. Gözünden bir damla yaş süzüldü.
Elif, kapıdan çıktı. Hastanenin otomatik kapıları iki yana açıldı. Dışarıda hafif bir yağmur çiseliyordu. İstanbul’un o kaotik, gürültülü akşam trafiği başlamıştı. Elif, yaka kartını cebine koydu. Kalabalığa karıştı. Kimse ona bakmadı. Kimse yanından geçen kadının bir albayı hayata döndürdüğünü, bir zamanlar efsanevi bir yüzbaşı olduğunu bilmedi. O kalabalıkta sadece bir siluetti, bir hiçti. Ve bu hiçlik dünyadaki bütün şeylerden daha değerliydi.
Yağmurun altında yürürken dudaklarında hafif, hüzünlü ama özgür bir tebessüm belirdi. Hayat devam ediyordu ve o, kendi gizli krallığında taçsız ve tahtsız bir kraliçe olarak yürümeye devam edecekti.
Son
News
फोन के फटने से हुआ बहुत बड़ा हादसा/ S.P साहब भी चौंक गए/
फोन के फटने से हुआ बहुत बड़ा हादसा/ S.P साहब भी चौंक गए/ . . यह कहानी एक साधारण से…
पालतू बिल्ली की वजह से पूरे परिवार के साथ हुआ बहुत बड़ा हादसा/
पालतू बिल्ली की वजह से पूरे परिवार के साथ हुआ बहुत बड़ा हादसा/ . . एक बेजुबान का प्रेम और…
साध्वी प्रेम बाईसा का गुरु संग वी*डियो वा*यरल होने के 6 महीने बाद मरने की असली सच्चाई!
साध्वी प्रेम बाईसा का गुरु संग वी*डियो वा*यरल होने के 6 महीने बाद मरने की असली सच्चाई! . . यह…
ANG MALUNGKOT NA SINAPIT NINA BENNYLYN AT JELLICA BURKE SA UK [Tagalog Crime Story]
ANG MALUNGKOT NA SINAPIT NINA BENNYLYN AT JELLICA BURKE SA UK [Tagalog Crime Story] . . Part 1: Ang Pagbabago…
‘Lola, Aalis na Tayo. NGAYON NA!’ Sabi Niya Matapos Makita ang Aming Silong—Akala Ko’y…
‘Lola, Aalis na Tayo. NGAYON NA!’ Sabi Niya Matapos Makita ang Aming Silong—Akala Ko’y… . . Part 1: “Ang Pagbabalik…
Ibinenta ng Aking Anak ang Minamahal na Sasakyan ng Aking Yumaong Asawa Para sa Paris Trip Nila. Ha.
Ibinenta ng Aking Anak ang Minamahal na Sasakyan ng Aking Yumaong Asawa Para sa Paris Trip Nila. Ha. . ….
End of content
No more pages to load






