DİLENCİ ÇOCUK ORMANIN ORTASINDA BAĞLI BİR MİLYONER BULUR – ONUN TAVRI HER ŞEYİ DEĞİŞTİRDİ!
.
.
.
Bir Yardım Çığlığının Yankısı
BİRİNCİ BÖLÜM: KÖPRÜNÜN ALTINDA BİR HAYAT
Sabahın erken saatlerinde İstanbul’da ince bir yağmur çiseliyordu. Can, on yaşında, sokağın çocuğu, köprünün altında uyandığında, üstüne örttüğü plastik muşambanın gece yırtıldığını fark etti. Su, zayıf vücuduna damla damla akıyor, kemiklerine kadar işliyordu. Sıcak bir yatak, yumuşak bir battaniye neye benzerdi, artık tam olarak hatırlamıyordu. Beş yıl önce annesi öldüğünde, babası bir gün ansızın kaybolduğunda, Can’ın çocukluğu da kaybolmuştu.
Köprünün diğer ucunda Adem amca öksürüyordu. Yaşlı adamın göğsünden çıkan balgamlı ses, geceleri Can’ın uykusunu bölerdi. Adem amca, iki yıl önce ailesini kaybetmiş, o günden sonra konuşmayı bırakmıştı. Can, ona karşı bir sorumluluk hissediyordu. Son günlerde öksürüğü artmıştı. Eğer bu sabah biraz odun bulup ateş yakamazsa, Adem amca bir gece daha dayanamayabilirdi.
Can, eski bir alüminyum kupasını, yırtık battaniyesini ve annesinden kalan solgun bir fotoğrafı poşete koydu. Açlıktan midesi kıvrılıyordu. Her sabah, Eminönü çarşısında çöpe atılmadan önce bayat ekmek bulmak için esnaftan önce orada olması gerekirdi. Ama önce odun toplamalıydı.
Köprünün altından çıkıp, şehrin ortasında kalmış küçük bir ormana doğru yürüdü. Caddeyi geçmek tehlikeliydi; arabalar hızla geçiyor, kimse bir sokak çocuğu için durmuyordu. Can bir boşluk buldu, çıplak ayaklarıyla asfalta koştu. Ormanın girişinde kendini daha güvende hissetti. Burada, insanlardan uzakta, kimse ona acıyarak ya da küçümseyerek bakmıyordu.
İKİNCİ BÖLÜM: ORMANDA BİR ÇIĞLIK
Can, kuru dalları toplarken bir ses duydu. Başta bir hayvan sandı; ama sonra, yağmurun ve rüzgarın arasında, zayıf bir insan sesi olduğunu anladı. “Yardım edin…”
Sokağın kuralları ona hemen kaçmasını, karışmamasını söylüyordu. Ama Can, içindeki bir şeyin hareket ettiğini hissetti. Yıllardır kimseye lazım olmamıştı. Belki de ilk kez birinin ona ihtiyacı vardı. Korkusunu bastırıp sesi takip etti.
Sık bir çalılığı araladığında, büyük bir ağacın dalları arasında sıkışmış bir adam gördü. Renkli tırmanış ipleri adamın vücudunu garip bir şekilde sarmıştı. Yerden iki metre yüksekte, bir kolu tuhaf bir açıyla bükülmüş, yüzü kan içindeydi. Adam gözlerini açtı, Can’a baktı. “Su… lütfen yardım et.”
Can, adamın yüzünü tanıdı. Gazete bayilerinde, reklam panolarında, şehrin dört bir yanındaki binalarda gördüğü adamdı bu. İstanbul’un en zengin adamı, Kenan Yılmaz. O, lüks arabasında köprünün yanından geçerken Can’a hiç bakmamıştı. Şimdi, burada, Can’ın yardımına muhtaçtı.

ÜÇÜNCÜ BÖLÜM: İMKANSIZ BİR KURTULUŞ
Can, kısa bir tereddütten sonra ağaca tırmandı. Küçük elleriyle düğümleri çözmeye çalıştı. Parmakları kanadı, dişlerini kullandı, tırnakları kırıldı. Kenan acıdan inliyordu ama Can durmadı. Her düğümü çözdükçe, Kenan biraz daha nefes aldı, biraz daha umutlandı. Sonunda, Can son düğümü de gevşettiğinde Kenan yere düştü. Bacağı kırık, kolu çıkık, vücudu mosmordu. Ama yaşıyordu.
Can, Kenan’ı sürükleyerek ormandan çıkarmaya çalıştı. Kenan’ın ağırlığı, Can’ın zayıf vücudu için fazlaydı. Ama Can, köprüde ağır çöp torbalarını, hurdacı arabalarını taşımaya alışkındı. Santim santim ilerlediler. Yağmur yeniden başladı. Can, Kenan’ın başını yukarı kaldırıp yağmur suyunu içmesine yardım etti.
“Neden bunu yapıyorsun çocuk?” diye sordu Kenan, şaşkın ve minnet dolu bir sesle. Can, ne diyeceğini bilemedi. “Çünkü yardım istiyordun,” dedi sonunda. Kenan, gözlerinden yaşlar süzülerek Can’ın elini sıktı.
DÖRDÜNCÜ BÖLÜM: GÖRÜNMEZLERİN GÜCÜ
Ormandan çıkıp caddenin kenarına vardıklarında Can, arabaları durdurmaya çalıştı. Kimse durmadı. Yoldan geçenler, alışveriş torbalı kadınlar, takım elbiseli adamlar, genç çiftler… Herkes Can’ı ve Kenan’ı görmezden geldi. Can, Kenan’ı caddenin karşısına sürükledi. Arabalar korna çaldı, sürücüler bağırdı. Sonunda üç blok ötede karakola ulaştı.
Polisler, yerde yatan adamın Kenan Yılmaz olduğunu görünce şoke oldular. Ambulans çağırdılar. Can, bir kenarda, kimse ona bakmadan bekledi. Genç bir polis, “Sen mi buldun?” diye sordu. Can başını salladı. “Odun toplarken yardım istediğini duydum. Tek başıma çıkardım.”
Ambulans geldi. Kenan, sedyeye alınırken Can’ı çağırdı. “Gitme, lütfen. Hayatımı kurtardın.” Can, Kenan’ın elini tuttu. “Sadece doğru olanı yaptım,” dedi.
BEŞİNCİ BÖLÜM: YENİ BİR AİLE
Karakolda saatler geçti. Sonra Kenan’ın eşi Aylin Hanım ve oğlu Mert geldi. Aylin, Can’a sarıldı. “Kocamı kurtardığın için teşekkür ederim. Ailemizi sen kurtardın.” Mert, “Babam senin sayende yaşıyor,” dedi. Komiser, Can’ın çocuk esirgeme kurumuna gönderileceğini söylediğinde Aylin Hanım ayağa kalktı. “Hayır, bu çocuk bizimle kalacak. Kenan kabul edecektir.”
Avukatlar, sosyal hizmet uzmanları, uzun görüşmelerden sonra, Can’ın yasal durumu çözülene kadar Yılmaz ailesiyle kalmasına izin verildi. Can, köprünün altındaki hayattan, devasa bir villaya taşındı. İlk kez sıcak bir yatakta uyudu. Yiyecek artık sonsuzdu. Ama Can, geceleri hala uyanıyor, yiyecekleri yatağının altına saklıyor, kapının kilitli olup olmadığını kontrol ediyordu.
Kenan, hastanede uzun süre kaldı. Can onu her gün ziyaret etti. Kenan, “Seni evlat edinmek istiyorum,” dediğinde Can, gerçek olamayacak kadar iyi geldiğini düşündü. “Neden?” diye sordu. “Çünkü bana iyiliğin var olduğunu gösterdin. Doğru olan bu.”
ALTINCI BÖLÜM: DÖNÜŞÜM
Evlat edinme süreci başladı. Hikaye gazetelere çıktı. “Dilenci çocuk milyoner kurtardı” manşetleri… Can, ilgiden hoşlanmıyordu. Aylin, onu koruyordu. Mert, en iyi arkadaşı oldu. Okula başladığında, diğer çocuklar ona tuhaf bakıyor, bazen alay ediyordu. Ama Can, yılmadı. Sevim öğretmen, onun özel bir zekası olduğunu fark etti. Can, matematiği kolayca kavrıyor, hızla öğreniyordu.
Kenan, Can’la vakıf kurdu. Sokak çocuklarına barınak, yemek, eğitim sağlayan bir yer. “Senin gibi çocuklara yardım edeceğiz,” dedi Kenan. Can, vakfın açılışında, yeni gelen çocuklara rehberlik etti. Onlara, “Burada güvendesiniz,” dedi. Küçük bir kız, “Sen de mi sokakta yaşıyordun?” diye sordu. “Yaşıyordum. Şimdi bir ailem var,” dedi Can.
YEDİNCİ BÖLÜM: ZORLUKLAR VE ZAFERLER
Can, büyüdükçe vakıfta çalışmaya, okulda başarılı olmaya devam etti. Hukuk okumak istedi. Çocuk hakları için savaşmak, başkalarına yardım etmek istiyordu. Kenan, “Bu işte inanılmaz olacaksın,” dedi. Can, üniversiteyi birincilikle bitirdi. Kendi hukuk ofisini açtı. Çocuk hakları alanında uzmanlaştı. Vakıf, ülke çapında büyüdü.
Her ay köprüyü ziyaret etti. Orada hâlâ yaşayan çocuklara yiyecek, battaniye götürdü. Bir gün, 9 yaşında, korkmuş bir çocuk buldu. Adı Kerem’di. “Aç mısın?” diye sordu Can. Çocuk başını salladı. Can ona yiyecek verdi ve vakfa götürdü. Döngü devam ediyordu. Her kurtarılan çocuk, dünyaya karşı bir zaferdi.
SEKİZİNCİ BÖLÜM: AİLE VE MİRAS
Can, vakıfta gönüllü çalışan Mayine ile tanıştı. Kısa sürede birbirlerine aşık oldular. Evlenip bir kız çocuk sahibi oldular: Işık. Kenan, torununu kucağına aldığında gözleri doldu. Can, “Baba, bana hayat verdin,” dedi. Kenan, “Birbirimize verdik,” diye cevapladı.
Kenan yaşlandıkça vakfı Can’a devretti. “Ben gittiğimde, misyonu sen devam ettireceksin,” dedi. Can, babasının vasiyetini yerine getirdi. Vakıf, binlerce çocuğa umut oldu. Işık büyüdü, vakıfta çalışmaya başladı. Can, “Büyüyünce senin gibi olmak istiyorum,” diyen kızına sarıldı. “Benden daha iyi ol,” dedi.
DOKUZUNCU BÖLÜM: DÖNGÜNÜN DEVAMI
Kenan vefat ettiğinde, cenazesine binlerce insan katıldı. Herkesin anlatacak bir hikayesi vardı. Can, babasının mezarı başında, “Bana verdiğin her günü onurlandıracağım,” diye söz verdi. Kitap yazdı, hikayesini anlattı. Film yapıldı, binlerce insana ilham verdi.
Yıllar geçti. Can, vakfın başkanı olarak hayatına devam etti. Her yıl köprüyü ziyaret etti, yeni çocuklara yardım etti. Bir gün, Emir adında bir çocuk buldu. Onu vakfa götürdü. “Senin gibi olmak istiyorum,” dedi Emir. “Benden daha iyi ol,” dedi Can.
ONUNCU BÖLÜM: BİR HAYATIN ANLAMI
Can, 60 yaşına geldiğinde, vakfı kızı Işık’a devretti. Kenan Yılmaz Üniversitesi’ni kurdu. Binlerce sosyal hizmet uzmanı, avukat, psikolog yetiştirdi. Kenan’ın ruhu, Can’ın sevgisi, Işık’ın adanmışlığıyla vakıf büyüdü.
Bir gün, eski köprünün altına döndü. Gökyüzüne bakıp fısıldadı: “Teşekkür ederim. Her şey bir yardım çığlığına cevap vermekle başladı. İyilik çoğalır, sevgi çoğalır. Her insanın sunacak bir şeyi vardır.”
Ve hikaye bitmedi. Çünkü her yeni çocuk, her yeni umut, her yeni şefkat eylemi, bu döngüyü sonsuza dek sürdürdü.
News
प्रेग्नेंट महिला को बस में खड़े देख अपनी सीट दे दी थी ,कुछ साल बाद जो मिला वो कभी सोचा भी नहीं था
प्रेग्नेंट महिला को बस में खड़े देख अपनी सीट दे दी थी ,कुछ साल बाद जो मिला वो कभी सोचा…
Emekli Paşaların Gölgesindeki Yolsuzluk Korgeneral Ayla Sancak’ın İhanet Temizliği
Emekli Paşaların Gölgesindeki Yolsuzluk Korgeneral Ayla Sancak’ın İhanet Temizliği . . . Emekli Paşaların Gölgesindeki Yolsuzluk: Korgeneral Ayla Sancak’ın İhanet…
Türkler Sahada İş Bilmez” — 8 Dakika 30 Saniyede Cevap Verdiler
Türkler Sahada İş Bilmez” — 8 Dakika 30 Saniyede Cevap Verdiler . . . Başlangıç: Bir Tatbikat ve Bir Meydan…
Türk Hademe – “Köpeğim Ol” Diyen Yüzbaşıyı – Tek Hamlede Diz Çöktürdü
Türk Hademe – “Köpeğim Ol” Diyen Yüzbaşıyı – Tek Hamlede Diz Çöktürdü . . . Türk Hademe – “Köpeğim Ol”…
कनाडा में भारतीय लड़कियों का चौंकाने वाला कांड! जो सामने आया, उसने सबको सन्न कर दिया!
कनाडा में भारतीय लड़कियों का चौंकाने वाला कांड! जो सामने आया, उसने सबको सन्न कर दिया! . . . कनाडा…
इंस्पेक्टर मैडम चोर को पकड़ने पहुँची, सामने निकला तलाकशुदा पति | सच्ची कहानी | Emotional Story
इंस्पेक्टर मैडम चोर को पकड़ने पहुँची, सामने निकला तलाकशुदा पति | सच्ची कहानी | Emotional Story . . . इंस्पेक्टर…
End of content
No more pages to load


