2010’da Kapadokya’nın Labirent Vadilerinde Kayboldu — 2018’de Eşyaları Gizli Yarıkta Bulundu
.
.
.
Kapadokya Labirentinde Kayıp: Hikmet Can’ın Sessiz Yolculuğu
I. Giriş
17 Nisan 2010 sabahı, Hikmet Can Şevket eski mavi Toyotasıyla Kapadokya Milli Parkı’na doğru yola çıktı. Göreme koruma istasyonunda kaydını yaptırırken gülümsüyordu. Beş gün boyunca tek başına Labirent Vadisi’nde yürüyüş yapacağını söyledi. Park görevlileri onu hazırlıklı, sakin ve deneyimli olarak gördü. Sırtında 70 litrelik bir çanta, DSLR kamera, iki harita, su filtreleri ve hafif bir çadır vardı. Her şey yolundaydı.
Ama beş gün sonra Hikmet Can dönmedi. Başta kimse endişelenmedi; yalnız yürüyüşçüler sıkça süreyi uzatırdı. Ancak 26 Nisan’da kız kardeşi Arzu Şah, koruma istasyonunu aradığında işler değişti. Günlerdir telefonuna ulaşamıyordu. Patronu da ondan haber alamamıştı. Ev arkadaşı yatağının dokunulmamış olduğunu, kedisinin beslenmediğini söyledi. Arama kurtarma ekipleri 24 saat içinde geldi. Ama ne GPS ne de telefon sinyali vardı. Kampçılar başka kimseyi görmemişti. Hikmet Can adeta buhar olup uçmuştu.
II. Bir Adamın Hikayesi
Hikmet Can 28 yaşındaydı, Ankara doğumlu, ince yapılı, hareketli bir adamdı. Arkadaşları ona “Şevket” derdi. Koltuklardan çok uçurumları, şehirden çok yıldızlı gökyüzünü severdi. Kayseri’de bir outdoor mağazasında çalışıyordu. Müşterilerin ekipmanlarını yerinde tamir eder, çadırları yamalar, ipleri yeniden bağlardı. En zorlu patikalar hakkında ipuçları verirdi.
Ama bu yetkinliğin arkasında değişen, arayışta olan bir adam vardı. Kaybolmadan aylar önce boşanmasını tamamlamış, eski evinden ayrılmış, evlat edindiği köpeği bırakmıştı. Daha fazla geceyi yolda geçirmeye başlamıştı. Nevşehir, Aksaray, Konya’da yıldızların altında uyuyarak Instagram’ını siyah beyaz vadi, nehir ve gökyüzü fotoğraflarıyla doldurmuştu. Her biri tek kelimeyle etiketli: yalnızlık, netlik, sıfırlama.
Küçük kız kardeşi Arzu onu koruyucu ve huzursuz olarak hatırlıyordu. “Bir şey arıyordu,” diye anlatacaktı gazetecilere. Tehlikeli bir şekilde değil, sadece arıyordu. Hikmet Can dikkatsiz değildi. 10 yıllık sırt çantası deneyimi vardı. Hayatta kalma ekipmanı taşırdı. Harita okumayı bilirdi. İş arkadaşları onu metodik olarak tanımlardı. Rotaları üç kez kontrol eder, detaylı planlar bırakırdı. Bu yüzden kayboluşu açıklaması zordu.
III. Kayboluşun Ardındaki Sessizlik
Kaybolduğu bildirildikten sonraki haftalarda online forumlar spekülasyonlarla doldu. Bazıları Hikmet Can’ın modern hayattan yorulup kendi kayboluşunu sahnelediğini düşündü. İz bırakmadan uzaklaşmıştı. Diğerleri kazalardan bahsediyordu: gizli bir yarığa düşmek, ani sel, vadi çökmesi. Ama tanıdıkları, onun barış arayan bir adam olduğunu biliyordu. Kalp kırıklığından sonra hayatını yeniden kurmaya çalışan, ufka uzanan patikalarda parçaları birleştiren bir adamdı.
Labirent bölgesinin adının bir nedeni vardı. Kapadokya Milli Parkı Güneydoğu Anadolu’da çatlak pas rengi bir bulmaca gibi yayılıyordu. En uzak, en az ziyaret edilen ve en tehlikeli bölgeydi. Az patika işaretliydi, daha azı bakımlıydı. Her yönde kilometrelerce kumtaşı kanatçıkları göğe uzanıyordu. Vadiler çatallanıp yeniden çatallanıyor, ölü uçlar taş labirentlere daha derine götürüyordu. Yukarıdan bakınca bir parmak izi gibi görünüyordu. GPS sinyalleri sıkça başarısız olurdu. Haritalar güvenilmezdi. Su kaynakları kıttı. Arazi hatalara acımazdı. Deneyimli yürüyüşçüler bile labirente tevazuyla yaklaşırdı.
IV. Arama ve Umutsuzluk
Hikmet Can izin defterini imzaladı, rotasını işaretledi, su kaynakları hakkında birkaç soru sordu. Basılı bir topo haritası aldı ve “Kurtarılmaya ihtiyacım yok,” diye şakalaştı. Bu kibir değildi; riskleri bilen ama hazırlıklı olduğuna inanan sıradan bir güven. Göreme son yerdi ki Hikmet Can’ı canlı gören. Güneye zigzak patika virajlarına doğru sürdükten sonra Toyotası haftalarca rahatsız edilmeden duracaktı.
Kız kardeşi Arzu Şah Ankara’dan arayana kadar kimse alarm vermedi. O zamana kadar dokuz gün geçmişti. Korucular bebek evine yürüdü. Helikopterlerle peri bacalarını uçtu. Yer ekiplerini Hikmet Can’ın işaretlediği her yan yola gönderdi. İzleri soluktu, dağılmıştı. Bazen daha önceki yürüyüşçülerin izleriyle örtüşüyor veya kaygan kaya yıkıntılarında tamamen kayboluyordu. Çadır yok, ekipman yok, sıkıntı işareti yok. Sadece yokluk.

V. Arzu’nun Mücadelesi
Arzu Şah, Hikmet Can kaybolduğunda 26 yaşındaydı. Ankara’da hemşireydi, iki yıl küçük ama her zaman istikrarlı olan. Anne babaları on yıl önce araba kazasında öldüğünde evi ayakta tutmaya yardımcı olan Arzu’ydu. Faturaları ödeyen, evliliği bittiğinde parçaları toplayan, şimdi ise TV kameraları önünde titreyen kağıttan okuyarak kendini buldu. Herhangi bilgi için yalvarıyordu. Korucuları günlük arıyordu, broşürler basıyordu, Nevşehir’e sürüp planlanan rotasını yeniden izliyordu. Patika başlarında durup adını kuru rüzgara çağırıyordu.
Arama ekiplerine belirli vadileri yeniden ziyaret etmekten bahsediyordu. Uzman köpek ekipleri getirmekten, GPS forumlarını tarıyordu. Diğer kayıp yürüyüşçü aileleriyle bağlanıyordu. Notlar paylaşıyor, kaynaklar birleştiriyordu. Dünya ilerledi, haber döngüleri döndü, manşetler soldu ama Arzu kaldı. Ailenin sesi, savunucusu, hafıza bekçisi oldu. Her doğum günü, her bayram, her kaçırılmış arama belki ondan. Çünkü ceset yoksa son yok, son yoksa umut ikinci deri gibi yapışır.
VI. 8 Yıl Sonra: Bir Çanta, Bir İz
2018’e kadar Hikmet Can sekiz yıl gitmişti. Arzu hâlâ doğum gününü işaretliyordu. Ve o yaz bir arama geldi. Göremedeki bir park korucusundan. Haber tamamen tesadüftü. İki tırmanıcı, Fuat Namık ve Sabit İzzet, ayakta duran kayaların batısındaki isimsiz bir yarığı keşfetmişti. Bölge resmi patika haritalarında yoktu. Arazi çok dik, çok kırık, girmesi kolay ama çıkması imkansızdı.
Fuat ilk fark etti. Kumtaşı duvarın gölgesine sıkışmış, toz ve çalıyla kaplı bir sırt çantası. Kumaş yer kuru deri gibi soyuluyordu ama tartışmasız bir çanta ve son sezondan değil. İçinde bir zamanlar son teknoloji ekipmanın kalıntıları vardı. Aşınmış GPS, çatlamış Nikon DSLR gövdesi, tırmanış ipi, solmuş haritalar. Seri numaraları Hikmet Can’a aitti.
Labirent bir şey geri vermişti. Ama ne anlama geldiği ve ne söylemediği yeni bir gizemin başlangıcıydı. Yarık isimsizdi, turist haritalarında yoktu. Binlerce yılda ani sellerle derine oyulmuş, yukarıdan neredeyse görünmezdi. İniş keskin ve ani, kumda ayak izi bırakmayan bir düşüş türü. Rastlamak için rotalardan çok uzağa sapmak gerekiyordu.
VII. Kamera ve Fotoğraflar
Korucular çantayı laboratuvara gönderdi. Hafıza kartı kurtarıldı. Fotoğraflar bir tür ekmek kırıntısı iziydi. Albüm sıradan başlıyordu: gün doğumu, çöl fırçası, çadır yakınındaki çizmeler, kahve ve özçekimler. Hikmet Can gülümsüyor, yorgun ama canlı. Sonra vadiler derinleşiyor, arazi keskinleşiyor. Fotoğraflar daralıyor, kaya oluşumlarına odaklanıyor, su sızıntısı, bükülmüş odun deseni. Son avuç garipti: gölgede çerçevelenmiş dar çıkıntı, yarık kenarının kıvrımı.
Son özçekimde Hikmet Can’ın yüzü çerçeveyi dolduruyordu. Gözler kısılmış, çene sıkı, yanağında toz lekesi. Arkasında kaya duvarları yakın basıyordu. Işık soluk ve ince. Not yok, mesaj yok, veda yok. Sadece kamera elinde, başka kimsenin olmadığı yere daha derine hareket eden bir adamın sessiz kaydı. Ta ki iz basitçe durana dek.
VIII. Arama Ekiplerinin Yeniden Umudu
Keşif her şeyi değiştirdi. Korucular ve SAR ekipleri yeniden toplandı. Labirent yıllardır sessizdi ama şimdi odak noktası vardı. Koordineli çaba başlatıldı. Yer ekipleri, tırmanıcılar, köpekler, helikopterler, yarık bölümleri haritalandı. Dronlar ulaşılamaz rafları taradı. Her yarık, her yan vadi, her çalı ve taş cebi kontrol edildi. Ama labirent adını hak etti. Tüm çabalarına rağmen ekipler sadece parçalar buldu: kumaş parçaları, paslanmış karabina, yarım yutkulmuş kaya düşmesinde bot tabanı. Yarık beklenenden derindi, zemini enkazla boğulmuştu.
IX. Arazi ve Zamanın İzleri
Arazi sadece gizlemez, siler. Zamanı kendine katlar, kanıtı kıvırır. Her yıl donma ve çözülme vadileri çeker, çatlakları genişletir. Bir zamanlar anıları tutan kenarları yeniden şekillendirir. Arama ekipleri için çıldırtıcı. Bir gün konulan işaret ertesi gün gömülü olabilir. Arzu Şah gibi aileler için kalp kırıcı. Çünkü arazi sadece gizlemez, siler. Zamanı kendine katlar, kanıtı kıvırır ve geride kalanlar var olmayan yolları takip etmeye çalışır.
X. Hikayenin Ardındaki İnsanlar
Labirent hikayeleri çeker. Yerliler “tuttuğu yer” der. Sadece kayalar ve kemikler değil, fısıltılar, ayak sesleri, anılar. Nevşehir ve kenar kasabalarda yaşlılar benzin istasyonu tezgahlarında ve kamp ateşlerinde düşük sesle hikayeler paylaşır. Vadi rüzgarlarında taşınan sesler, hiçbir insanın durmadığı alaca karanlıkta titreşen gölgeler. Bir rehber yan vadiden kahkaha yankısı duyduğunu anlatır. Bir korucu arkasındaki kaygan kayada ayak seslerini hatırlıyordu, dönüp sadece boşluk görerek.
Bazıları labirentin hatırladığına inanır. Burada kaybolmak nadir değildir. Arazi tarihinin parçası. Erken günlerden çiftçiler ve madencilerden beri insanlar bu vadilerde kaybolur. Bazıları yıllar sonra canlı veya ölü döner. Bazıları hiç görülmez. Hikmet Can’ın adı sessiz katalogda bir başkası oldu. İnsanlar güneş düşük dağıldığında ve rüzgar kalktığında anlatır: Labirente yürüyen ve asla geri yürümeyen genç adam.
XI. Son: Sessiz Bir Anıt
Arzu Şah, labirentin kenarında son kez durdu. Kardeşini yutan araziye bakarak. Yıllardır buraya gelmemişti. 2010’daki ilk arama sırasında kısaca gelmişti. Ama şimdi, 8 yıl sonra Hikmet Can’ın çantası kurtarıldığına göre burada sadece beklemek için değildi. Yürümek için buradaydı. Korucular ilk başta tereddüt etti. Ama Arzu Şah nazik ve ısrarcıydı. Söz istemiyordu, sadece görmek istiyordu.
Onu dikkatle, yavaşça yarığa indirdiler. Ödünç çizmeler giydi, güneş şapkası düşük çekilmiş. Adım adım bayraklı yolu izledi. Gözler her çıkıntı, her taşta yakalanmış kumaş fırçasına, kumdaki her soluk iz üzerine sıçrayarak. Arama ekipleri önde sessiz çalıştı. Arzu Şah hemen arkadan izledi. Bazen Hikmet Can’ın adını fısıldayarak yarım oluşmuş dualar, özürler. Yarık tabanında çantasının bulunduğu yerde durdu. Kayaya elini koydu. Sonra kampa döndüklerinde bir korucu yumuşakça neden gelmek istediğini sordu.
“Son durduğu yere dokunmam gerekiyordu,” dedi Arzu.
Labirent sadece taş yeri değil, hareket yeri. Ani seller vadilerden kargo trenleri şiddetiyle yırtılır, duvarları kazır, ağaçları söker. Kum kaymış, çıkıntılar çökmüş, patikalar gitmiş. Rüzgar kendi heykeltıraşı. Kaya yüzünü soyar, dar yarıklarda ayak izlerini yarım günde siler. Her yıl donma ve çözülme vadileri çeker, çatlakları genişletir, çıkıntıları devirir. Bir zamanlar anıları tutan kenarları yeniden şekillendirir.
XII. Kapanış
Hikmet Can’ın hikayesi ceset veya mezar veya son sözle bitmiyor. Burada biter: kardeşle, taşla, sessizlikle ve bazı yolculukların bulmada değil hatırlamada devam ettiği basit, dayanıklı gerçekle. Arzu Şah için o gerçeğin acısı hiç ayrılmaz. Ama garip, inatçı bir ışık da ayrılmaz. Arama, umut, hatırlama insan içgüdüsünü taşır. Yolları işaretleyen, kayrem bırakan, rüzgara ad fısıldayan yaratıklarız. Cevap vermeyebileceğini bilerek.
Hikmet Can Şevket bir şey aramak için geldi buraya. Belki netlik, belki sıfırlama, belki dünya fazla gürültülü geldiğinde çölün sunduğu temiz, sert, sessizliği bulmak için. Labirent onu tuttu. İlk değil, son olmayacak. Arazi dayanır; kayıtsız, eski, ölümcül, güzel. Bir yerlerde taş ve gölge labirentinde katlanmış, bir zamanlar orada yürüyen ve eve dönmeyen bir adamın en soluk izini taşır. Sessiz bir sabah, Arzu Şah son kez döndüğünde, işaretini bıraktı: küçük bir taş yığını, bir fotoğraf ve bir not.
“Seni özlüyorum. Seni eve getiremediğim için üzgünüm.”
Labirent vadisi, kaybolanların, arayanların ve hatırlayanların hikayesini sessizce taşımaya devam ediyor.
Son.
News
प्रेग्नेंट महिला को बस में खड़े देख अपनी सीट दे दी थी ,कुछ साल बाद जो मिला वो कभी सोचा भी नहीं था
प्रेग्नेंट महिला को बस में खड़े देख अपनी सीट दे दी थी ,कुछ साल बाद जो मिला वो कभी सोचा…
Emekli Paşaların Gölgesindeki Yolsuzluk Korgeneral Ayla Sancak’ın İhanet Temizliği
Emekli Paşaların Gölgesindeki Yolsuzluk Korgeneral Ayla Sancak’ın İhanet Temizliği . . . Emekli Paşaların Gölgesindeki Yolsuzluk: Korgeneral Ayla Sancak’ın İhanet…
Türkler Sahada İş Bilmez” — 8 Dakika 30 Saniyede Cevap Verdiler
Türkler Sahada İş Bilmez” — 8 Dakika 30 Saniyede Cevap Verdiler . . . Başlangıç: Bir Tatbikat ve Bir Meydan…
Türk Hademe – “Köpeğim Ol” Diyen Yüzbaşıyı – Tek Hamlede Diz Çöktürdü
Türk Hademe – “Köpeğim Ol” Diyen Yüzbaşıyı – Tek Hamlede Diz Çöktürdü . . . Türk Hademe – “Köpeğim Ol”…
कनाडा में भारतीय लड़कियों का चौंकाने वाला कांड! जो सामने आया, उसने सबको सन्न कर दिया!
कनाडा में भारतीय लड़कियों का चौंकाने वाला कांड! जो सामने आया, उसने सबको सन्न कर दिया! . . . कनाडा…
इंस्पेक्टर मैडम चोर को पकड़ने पहुँची, सामने निकला तलाकशुदा पति | सच्ची कहानी | Emotional Story
इंस्पेक्टर मैडम चोर को पकड़ने पहुँची, सामने निकला तलाकशुदा पति | सच्ची कहानी | Emotional Story . . . इंस्पेक्टर…
End of content
No more pages to load


