Nöbetçi Er Kadına Küfretti, Ama O Kadının Tek Emriyle Tüm Komutanlar Koştu

.
.
.

AKREP VE YILDIZLAR

Bölüm I – Nizamiye

Anadolu bozkırının ayazı, gecenin en koyu saatinde Kayseri ovasının üzerine ağır bir örtü gibi çökmüştü. Rüzgâr, tel örgüler boyunca uğuldarken ikinci ana bakım fabrikasının devasa nizamiyesi beton bir kale gibi karanlığa saplanmış duruyordu.

Yolun kenarındaki sarı ışıkların arasından ilerleyen sarı bir taksi kapının önünde durdu.

Arka kapı açıldı.

Topuklu ayakkabının asfaltla buluşan sesi gecenin sessizliğini ikiye böldü.

Kadın ağır adımlarla araçtan indi. Üzerinde kusursuz kesimli lacivert bir takım vardı. Saçları ensede sıkı bir topuzla toplanmıştı. Yüzü soğuktu. Kararlıydı.

Onu tanımayan biri sıradan bir bürokrat sanabilirdi.

Ama o sıradan biri değildi.

Asena Gürkan.

Türk Silahlı Kuvvetleri tarihindeki ilk kadın orgeneral. Ve şu anki görevi ülkenin en kritik operasyonel gücünün başında olmaktı.

Fakat bu gece omuzlarında yıldız yoktu.

Bu gece bir komutan olarak değil, bir vatandaş gibi gelmişti.

Nizamiyedeki genç nöbetçi onu baştan aşağı süzdü.

“Dur! Sivil giriş yasak. Kimliğinizi görebilir miyim?”

Sesindeki mekanik sertlik, gençliğinin verdiği ölçüsüz özgüvenle karışıktı.

“Askeri birliğe girmem gerekiyor,” dedi Asena sakin bir tonla. “Depo yönetim amirliğinde görevli Binbaşı Alper Sancak’la görüşeceğim.”

Onbaşı kaşlarını kaldırdı.

“Bu saatte mi? Randevunuz var mı?”

“Yok. Ama kendisine haber vermeniz yeterli.”

Genç asker alaycı bir kahkaha attı.

“Hanımefendi, burası mahalle bakkalı değil. Gecenin bir yarısı gelip ‘binbaşıyı çağırın’ diyemezsiniz. Kimliğinizi göstermezseniz bir adım bile atamazsınız. Hadi geldiğiniz gibi dönün.”

Asena gözlerini kısmadan ona baktı.

“Genelkurmay Harekat Başkanlığı’ndan geldiğimi söyleyin.”

Onbaşının yüzü alaycı bir sırıtışla gerildi.

“Genelkurmay ha? Bu kılıkla? Taksiyle mi geldiniz? Masal anlatmayın.”

Ve ardından ağzından çıkan o küfür.

Soğuk hava bir an dondu sanki.

Asena’nın bakışları buz kesti.

Ceketinin iç cebinden telefonunu çıkardı.

Tek tuş.

“Beş dakika,” dedi telefona. “Tümen komutanını nizamiyeye istiyorum. Koşarak.”

Telefon kapandı.

Onbaşı kıkırdadı.

Ama üç dakika sonra nizamiyenin içinden gelen far ışıkları ve fren sesleri, o kıkırdayışı boğdu.

Makam aracı kapının önünde durdu.

İki yıldızlı tümgeneral araçtan neredeyse koşarak indi.

Asena’yı görür görmez topuklarını vurdu.

“Emret komutanım!”

Onbaşının yüzünden kan çekildi.

O an anladı.

Küfrettiği kadın, omuzlarında dört yıldız taşıyan bir orgeneraldı.

Asena yavaşça ona döndü.

“Adın ne?”

“Onbaşı Çetin Kaya komutanım…”

Sesi titriyordu.

“Nizamiye birliğin yüzüdür,” dedi Asena alçak ama çelik gibi bir sesle. “Az önce Türk Silahlı Kuvvetleri’nin yüzüne kara çaldın. Vatandaşa kibir gösteren bir asker, düşmana karşı da zayıftır. Bunu unutma.”

Sonra tümen komutanına döndü.

“Yönetmelik ne diyorsa uygulayın. Ama asıl mesele disiplin değil. Hizmet anlayışıdır.”

Rüzgâr tel örgülerde uğuldamaya devam ediyordu.

Ama bu gece, daha büyük bir fırtına doğmuştu.


Bölüm II – Sürgün

Alper Sancak’ın odası bir sürgün hücresini andırıyordu.

Duvarlarda nem izleri, masada tozlu klasörler, rafta yıllardır açılmamış kutular…

Kapı çaldığında başını kaldırdı.

Ve Asena’yı gördü.

Zaman bir anlığına geriye aktı.

On beş yıl öncesine.

Turan İHA projesi…

Alp Savunma…

Sahte parçalar…

Rüşvet…

Ve hepsinin arkasındaki adam:

Kenan Dağdelen.

O zamanlar korgeneraldi.

Şimdi ise Genelkurmay Başkanı.

Alper’in sesi kısık çıktı.

“Komutanım…”

“Asker değilim bu gece,” dedi Asena. “Eski bir silah arkadaşını görmeye geldim.”

Sessizlik çöktü.

Asena doğrudan konuya girdi.

“Yeni taarruz helikopteri projesinde aynı koku var. Alp Savunma yine ihalenin içinde. Ve Kenan yine gölgede.”

Alper’in çenesi gerildi.

“Beni yeniden ateşe atmaya mı geldiniz?”

“Elindeki deliller hâlâ sende.”

Bu bir soru değildi.

Bir tespitti.

Alper pencereye yürüdü.

Dışarısı karanlıktı.

“Benim bir ailem var komutanım. O adamın neler yapabileceğini biliyorsunuz.”

Asena gözlerini ondan ayırmadı.

“Biliyorum. Ama bu defa yalnız değilsin.”

Alper cevap vermedi.

Ama çekmecesinin en dibinde sakladığı harici disk, kalbinin ağırlığını iki kat artırmıştı.

O gece Asena birlikten ayrılırken karanlığın içinden bir çift göz onları izliyordu.

Ve bir telefon açıldı.

“Yem oltaya takıldı paşam.”

Karşıdan gelen ses sakindi.

“O zaman av başlasın.”