POLİSLER – Yaşlı Adamı Ağlattılar – Ama Arkasındaki İsmi Duyunca Donakaldılar!

.
.
.

POLİSLER YAŞLI ADAMI AĞLATTI… AMA ARKASINDAKİ İSMİ DUYUNCA DONAKALDILAR

1. Bölüm – Akşamın Turuncu Sessizliği

İstanbul’un üzerini kaplayan akşam güneşi, E-5 karayolunun Avcılar mevkiine yorgun bir turunculuk bırakıyordu. Hava ağırdı. Trafik, sabırsız kornalar ve egzoz dumanı arasında sürüklenen metal bir nehir gibi ilerliyordu.

O karmaşanın içinde, sanki şehrin hızından özür diler gibi ilerleyen eski bir triportör vardı.

Direksiyonun başında yetmişini devirmiş Hasan Amca oturuyordu.

Yüzündeki çizgiler derin, elleri nasırlıydı. Eski ama tertemiz gömleği, yılların emeğini taşıyordu. Sabah erkenden Güngören’deki küçük evinden çıkmış, pazardan aldığı birkaç demet maydanoz, dereotu ve kasalar dolusu patatesi satmıştı. Şimdi evine dönüyordu.

Kasanın dibinde birkaç patates, cebinde ise günün kazancından arta kalan bozuk paralar vardı.

Tam üst geçidin altındaki trafik kontrol noktasına yaklaştığında sert bir ses havayı yardı.

“Hey ihtiyar! Çek sağa!”

Hasan Amca irkildi. Fren yaptı. Triportör yaşlı bir hayvan gibi homurdanarak durdu.

Karşısında üç polis vardı.

Başlarında Komiser Yardımcısı Volkan.

Bölgede sert mizacıyla tanınırdı. Küçük hataları bile affetmez, çoğu zaman ses tonunu gereğinden fazla yükseltirdi.

Hasan Amca titreyerek indi.

“Buyurun memur bey?”

Volkan aşağılayıcı bir bakışla süzdü.

“Şerit ihlali yapıyorsun. Trafiği tehlikeye atıyorsun.”

“Evladım ben en sağdan geliyorum…”

“Bana cevap verme!”

Etraf yavaşladı. Araçlardan meraklı bakışlar yöneldi. Ama kimse inip müdahale etmedi.

Volkan sertçe triportörün kasasına vurdu.

“Burada mı halledelim yoksa seni de hurdanı da karakola mı çekelim?”

Hasan Amca’nın kalbi sıkıştı.

Hayatında kimseye saygısızlık etmemişti. Şimdi yol ortasında azarlanıyordu.

“Bir hata yaptıysam affedin…”

Polis memuru Serkan alaycı bir gülümsemeyle araya girdi:

“Yaş gelmiş, hâlâ kural bilmiyor.”

Cem ise hafifçe güldü.

Volkan ruhsatı istedi. Hasan Amca uzatmaya çalışırken Volkan sabırsızca çekip aldı. Yaşlı adam sendeledi.

O an gözleri doldu.

Utanç, haksızlık ve çaresizlik aynı anda çöktü üzerine.

Tam o sırada gri renkli resmi plakalı bir Passat yavaşça kontrol noktasına yanaştı.

Araçtan kırklı yaşlarında, sakin bakışlı bir adam indi.

Takım elbisesi tertipliydi. Ama yüzündeki ifade sıradan değildi.

Adam doğrudan Hasan Amca’ya baktı.

Sonra polislere döndü.

“Bu beyefendiye ne yaptınız?”

Volkan terslendi.

“Siz kimsiniz?”

Adam cevap vermedi. Cüzdanından koyu renkli bir kart çıkardı.

Sokak lambasının sarı ışığında kartın üzerindeki yazılar netleşti.

Volkan’ın yüzü bir anda soldu.

Serkan’ın gözleri büyüdü.

Cem’in boğazı kurudu.

Adam sakin bir sesle konuştu:

“Ben İçişleri Bakanlığı’na bağlı mülkiye başmüfettişiyim. Bu hattaki denetimleri bizzat gözlemliyorum.”

Hava değişti.

Bir anda.

Adam devam etti:

“Denetim defterini verin.”

Defterde Hasan Amca’nın adı yoktu.

“Delil olmadan evrakına el koymuşsunuz.”

Sessizlik.

“Şimdi ekip amirinizi çağırın.”

Dakikalar içinde Başkomiser Kadir geldi.

Durumu görünce meselenin büyüklüğünü anladı.

Murat Bey — başmüfettiş — hiçbir bağırma, hiçbir tehdit kullanmadan gerçeği ortaya koydu.

Ve sonra beklenmeyen emri verdi:

“Bu beyefendiden özür dileyeceksiniz.”

Üç polis dona kaldı.

Ama Murat Bey’in bakışları netti.

Bir süre sonra Volkan diz çöktü.

Ardından Serkan.

Sonra Cem.

Hasan Amca şaşkındı.

“Evlatlarım yapmayın…”

Ama Murat Bey omzuna dokundu.

“Bu sizin yüzünüzden değil. Bu onların öğrenmesi gereken bir ders.”

Volkan titreyerek konuştu:

“Özür dilerim amca.”

Serkan başını eğdi.

“Yanlış yaptık.”

Cem’in sesi kısıldı.

“Affedin.”

Akşamın turuncu ışığında, üç üniformalı adam asfaltın üzerinde diz çökmüş özür diliyordu.

O an herkes şunu anladı:

Yetki güç değildir. Güç adaletle birleşmediği sürece hiçbir anlam taşımaz.

Ama bu sadece başlangıçtı.

Çünkü Murat Bey, Hasan Amca’yı evine bırakırken öğreneceği gerçek, bütün hikâyenin yönünü değiştirecekti…