Değerli değilim ama sıcak bir yatak için bacaklarımı açarım – dedi kadın yalnız kovboya
.
.
.
Külün Altındaki Köz
Bazen insan ruhu yalnızlıkta o kadar donar ki, cehennemin ateşi bile onu yakmaz—yalnızca ısıtır. Vahşi Batı’da hayatta kalmanın bedeli çoğu zaman şarjördeki bir mermiden daha ağırdır. Burada onur, bozkır rüzgârının insandan ilk üflediği şeydir; şeref ise çoğu kez mezar taşlarına kazınmış, içi boş bir sözcük olarak kalır. Ama bazen, en kirli salonların derinliklerinde—duman, ucuz viski ve umutsuzluğun keskin kokusu içinde—günahın ortasında doğmuş bir anlaşma, insanı kurtuluşa götürebilir.
Wyoming’in 1885 kışı merhamet bilmezdi. Silver Creek adlı tozlu kasabanın üzerinde haftalardır kurşuni bulutlar asılı duruyor, rüzgâr tahta evlerin çatlaklarında ölüm gibi ıslık çalıyordu. Ana cadde ıssızdı; donmuş çalıları sürükleyen rüzgârdan başka bir şey yoktu. Hâlâ biraz hayatın titreştiği tek yer kasabanın tek salonuydu: Broken Spur. Pencerelerinden sızan sarımsı ışık, sıcaklık ve unutkanlık vaadi fısıldıyordu.
İçeride hava tütün dumanı, dökülmüş içki ve yıkanmamış bedenlerin ağır buharıyla doluydu. Köşede piyanist, artık kimsenin gerçekten dinlemediği, kâğıt oyunlarının ve homurtuların arkasında kalan, akordu bozulmuş bir ezgi çalıyordu. Buradaki insanlar gereksiz yere konuşmazdı; herkesin bardağının dibinde sakladığı bir sırrı vardı.
Eli Thorn, bar tezgâhının en ucunda her zamanki gibi tek başına oturuyordu. Kırklarını geçmişti; yüzü, sert hava ve yılların mücadelesiyle tabaklanmıştı. Şapkasının kenarı gözlerine gölge düşürüyordu; belki dünyadan bir şeyleri gizlemek istiyordu—belki yorgunluğu, belki geçmişi. Önünde bir bardak viski vardı; dakikalardır içmeden parmaklarının arasında çeviriyordu. Elleri büyüktü; nasır ve eski yaralarla dolu. Toprakla, hayvanlarla ve yalnızlıkla her gün kavga eden bir adamın elleri.
Eli buraya arkadaş edinmek için gelmezdi. Yalnızlık, yıllardır tek arkadaşıydı. Çiftliğinde, kasabadan on mil ötede, sessizlik bazen sarhoşların gürültüsünden daha dayanılmaz olurdu. Çünkü orada anılar daha yüksek sesle konuşurdu.
Tam o sırada salonun kapısı gıcırdayarak açıldı. Dışarıdaki soğuk bir anlığına içeri doldu; gaz lambalarının alevleri titredi. Tüm başlar kapıya döndü.
Loş ışığa bir kadın girdi. Yerli değildi; bu hemen belliydi. Elbisesi bir zamanlar şık olmalıydı—mavi ipek ve dantel, kadınların henüz pantolon giymediği, silah yağının kokusunu bilmediği bir dünyadan kalma. Şimdi ise yıpranmış, yırtılmış, eteği yolculuğun çamuruyla kirlenmişti. Sarı saçları düzensizce omuzlarına dökülüyor, terli alnına yapışan tutamlar yüzünü daha da yorgun gösteriyordu. Yine de kirin altında bir duruş vardı; ama gözleri her şeyi ele veriyordu: gidecek yeri kalmamışların karanlık boşluğu.
Kadın yavaşça odayı süzdü. Bakışları flört için değil, hesap için dolaşıyordu. Kağıt oynayanlar, gürültülü madenciler, sarhoş sığır çobanları… Sonunda köşede oturan yalnız figürde durdu. Eli ensesindeki bakışı hissetti; vahşi doğada insanı hayatta tutan türden bir içgüdüyle başını kaldırdı. Dumanlı havada göz göze geldiler. Adamın bakışı dışarıdaki don kadar soğuktu, ama kadın geri çekilmedi. Artık korkacak pek bir şeyi kalmamıştı.
Bara doğru yürüdü. Her adımı bir mücadeleydi; sanki ayaklarında kurşun ağırlıklar vardı. Çizmelerinin tıkırtısı, kendi kafasında piyanonun sesini bastırıyordu. Bara vardığında bir şey sipariş etmedi. İçki alacak parası yoktu. Sadece Eli’nin yanında durdu, düşmemek için tezgâha yaslandı. Barmen kovmak üzereydi ki Eli, belli belirsiz bir işaretle “bırak” dedi. Barmen homurdandı ama geri çekildi.
Kadın derin bir nefes aldı. Sesi kısık ve pürüzlüydü; sanki günlerdir kimseyle değil, sadece korkusuyla konuşmuş gibiydi. Sessiz ama net konuştu:
“Değerli değilim… ama sıcak bir yatak için bacaklarımı açarım.”

Cümle, viski ve duman arasında ağır bir yük gibi asılı kaldı. İçinde romantizm yoktu; çiğ ve acımasızdı. Bu, hayatta kalmak için yapılmış bir iş teklifiydi. Sokakta bir gece daha dayanamayacağını bilen birinin son pazarlığı.
Eli kımıldamadı. Yüzü ifadesizdi. Kadının kirli ellerindeki titremeyi, çökmüş yüzünü, açlığın izlerini ve gözlerinin köşesindeki korkuyu gördü. Başka bir adam gülerdi; başka bir adam kaba bir hızla istismar ederdi. Ama Eli Thorn, başka adamlar gibi değildi. O dibe vurmanın ne demek olduğunu biliyordu; kendisi de orada bulunmuştu.
Adam başını yavaşça salladı. Kalan içkisini tek dikişte içti, masaya bir gümüş para bıraktı ve ayağa kalktı. Geniş omuzları kadının üzerine gölge düşürdü. Başıyla kapıyı işaret etti.
Soğuk geceye çıktılar. Kar, iri tanelerle düşüyordu. Rüzgâr kadının ince giysisini kemiklerine kadar kesiyordu. Eli’nin siyah kısrağı sabırla bekliyordu; nefesi buhar olup yükseliyordu. Adam eğere atladı, sonra elini uzattı. Avucu kocaman ve nasırlıydı. Kadın bir an tereddüt etti; sonra soğuk karar verdi onun yerine. Avucu kavradı, atın üzerine çekilmesine izin verdi. Adamın gücü onu şaşırttı; sanki bir un çuvalıymış gibi kaldırdı.
Yol sessizlik içinde geçti. Toynaklar karda boğuk sesler çıkarıyordu. Kadın, düşmemek için Eli’nin beline tutundu; şefkatten değil, hayatta kalma içgüdüsüyle. Adam sırtında kadının titremesini hissediyordu; bu yaratığın ne kadar kırılgan olduğunu biliyordu. Kim olduğunu, neden kaçtığını bilmiyordu—ama yıldızların altında bunun önemi yoktu. Bir anlaşma yapmışlardı; Eli Thorn anlaşmalarına sadıktı.
Kütük eve vardıklarında karanlık çökmüştü. Ev, çam ormanlarının arasında yalnız bir kale gibi duruyordu. İçerisi soğuktu ama sobanın közleri külün altında hâlâ canlıydı. Eli odun koydu; ateş canlandı. Oda, sade mobilyaların üzerinde turuncu bir ışıkla doldu: masif bir masa, iki sandalye, oymalı bir dolap ve köşede ayı postlarıyla örtülü geniş bir yatak. Süs yoktu; işlev vardı.
Kadın sobaya yaklaştı, donmuş parmaklarını ateşe uzattı. Kan geri dönerken acı verdi. Eli paltosunu çıkardı, şapkasını astı ve odanın ortasında durdu. Sessizlik ağırdı; sadece ateş çıtırdıyordu.
Kadın döndü. Yüzü ateşin ışığında yumuşamıştı; gözlerinde ise vazgeçişin donuk sükûneti vardı. Elbisesinin düğmelerini çözmeye başladı. Parmakları soğuktan ve korkudan beceriksizdi. Sözünü tutuyordu.
Eli onu bir an izledi. Arzu vardı; aylardır bir kadına dokunmamıştı. Ama onu durduran bir şey vardı: bir yara daha açmak istemiyordu. Adam ileri çıktı. Kadın gözlerini kapadı; bekledi. Ama Eli’nin eli tenini aramadı. Nasırlı el, düğmede duran eli durdurdu—nazik ama kararlı.
“Önce bir şeyler ye,” dedi.
Kadın şaşkınlıkla gözlerini açtı. Bunu beklemiyordu. Eli dolaptan kurutulmuş et, ekmek ve peynir çıkardı; su ısıttı, kahve yaptı. Koku küçük evi doldurdu. Kadın yerken Eli masanın diğer ucunda oturdu; bıçağıyla odun yonttu. Sıcak yemeğin kadının bedenine yaşamı geri getirmesine izin verdi.
Kadın yemeğini bitirdi. Bu kez bakışı daha kararlıydı. Yatağa yöneldi, örtüyü açtı. Eli başını salladı. Bu rıza, minnet ve görev karışımı bir şeydi. O gece aşk yoktu; ama kabalık da yoktu. Rüzgâr dışarıda uğuldayıp pencereyi sarsarken, karanlıkta iki beden, kırılmamaya çalışarak buluştu.
Sabah güneşle geldi. Fırtına geçmişti; soğuk kalmıştı. Taze kar her şeyi örtmüş, yaraları gizlemişti. Eli erkenden kalkmış, hayvanların yanına gitmişti. Kadın uyandığında soba yanıyordu; masada kahve ve ekmek vardı. İlk kez haftalardır üşümemişti.
Verandaya çıktığında Eli odun kesiyordu. Baltanın ritmi vadide yankılanıyordu. Kadın sessizce sordu: “Gideyim mi?”
Eli manzaraya baktı. Kar yolları kapamıştı. “Hava yumuşayana kadar kal,” dedi. “Bu karla ne at dayanır, ne sen.”
Böyle başladı. Büyük sözler yoktu. Günler geçti, kar erimedi. Yeni fırtınalar geldi. Kadın kaldı. Ev işlerine yardım etti; Eli gömleklerini yamadı. Akşamları ateşin yanında sessizlik paylaşıldı; sonra küçük konuşmalar geldi—hava, atlar, gün.
Bir akşam Eli masaya küçük bir oyma kuş bıraktı. Hiçbir şey söylemedi. Kadın ahşabı eline aldı; pürüzsüz ve sıcaktı. Gözleri doldu. Yıllardır kimse ona karşılık beklemeden bir şey vermemişti.
Haftalar aylara döndü. Kış yumuşadı. Geceler artık ödeme değil, birliktelik hakkındaydı. Ama geçmiş kapının dışında kalmaz.
Mart başında Eli şehre gitti. Kadın evdeydi. At nalları duyuldu—Eli’nin atı gibi değil. Üç atlı yaklaşıyordu. Öndeki adamı tanıdı: Markus. Kaçtığı adam. Ev bir tuzağa döndü.
Markus içeri girdi. “Seni buldum,” dedi. “Bana aitsin.” Kadın titredi ama yerinde kaldı. “Gitmiyorum,” dedi; sesinde şaşırtıcı bir güç vardı. Bu evde güvendiği bir şey vardı.
Dışarıda bir silah sesi patladı. At kişnedi. Markus kapıya döndü. Tepede Eli görünüyordu; tüfeği omzunda, yüzü taş gibi. “Mülkümden defol,” dedi. Bu bir emirdi.
Markus alaycı güldü. Silahlar çekildi. Şanslar iyi değildi. Ama Eli hesap yapmıyordu; koruyordu. Bir an dondu dünya. İki patlama neredeyse aynı anda duyuldu. Eli omzundan yaralandı; Markus karda yığıldı. Diğerleri, Eli’nin kararlılığını görünce Markus’u alıp kaçtı.
Eli verandaya yaslandı; tüfek elinden düştü. Kadın koştu, onu tuttu. “Neden?” diye fısıldadı. Eli gülümsedi: “Sanırım o sıcak yatak… bana da iyi gelirdi.”
Gece boyu kadın başında bekledi; yarayı temizledi, sardı. Sabah Eli uyandı; ateş düşmüştü. Kadın sandalyede uyuyakalmıştı; eli hâlâ adamın elini tutuyordu. Eli onu izledi; salonun karanlık anlaşması artık çok uzaktı.
Kadın uyandı. Gözlerinde saf bir sevinç vardı. “Benden kurtulacağını mı sandın?” dedi Eli boğuk bir sesle. “Asla,” dedi kadın. Alnını öptü. Bu, anlaşma dışı ilk öpücüktü.
Kış bitti. Kar eridi; dereler kabardı. Kütük evde kaldılar. Büyük sözler söylemediler. Paylaşılan iş, ateş başındaki akşamlar, sessiz bakışlar konuştu.
“Değerli değilim,” diyen kadın, adamın hayatındaki en değerli şey oldu. Kalbinin taşa döndüğünü sanan adam, külün altındaki közün korunursa yeniden alevleneceğini öğrendi.
Vahşi Batı serttir. Ama bazen kader merhametlidir; iki kırık ruhun bir bütün olmasına izin verir. Eli ve Elena’nın hikâyesi bir efsane değildir. Şarkılar yazılmadı. Ama o vadide, kütük evin duvarları arasında, cehennemin kıyısında kendi küçük cennetlerini buldular.
Ve belki aradığımız budur: sıcak bir yatak, tutabileceğimiz bir el ve yarından korkmamıza gerek olmayan biri. Çünkü aşk her zaman temiz ve beyaz gelmez; bazen çamurlu, kanlı ve umutsuz bir gecede kapıyı çalar.
News
PKK Bebek Katili Çıktı — TSK’nın Anında Müdahalesi Herkeli Şaşırttı!
PKK Bebek Katili Çıktı — TSK’nın Anında Müdahalesi Herkeli Şaşırttı! . . SALAHİYE’DE O SABAH Sabahın en kırılgan saatleri vardır;…
Piyangodan milyonlar kazandım ve kimseye söylememeye karar verdim. Aileme bir test yaptım…
Piyangodan milyonlar kazandım ve kimseye söylememeye karar verdim. Aileme bir test yaptım… . . Sessiz Milyonlar Benim adım Kassandra Wilson….
2006’da balayından sonra kaybolan Bursalı gelinin 15 yıl sonra bulunan valizindeki gizli gerçek
2006’da balayından sonra kaybolan Bursalı gelinin 15 yıl sonra bulunan valizindeki gizli gerçek . . KÜF KOKULU BAVUL 2006’da balayından…
Küçük Kız Annesi İçin Mafya Babasına 5 Dolar Verdi — Söylediği Onu Dondurdu
Küçük Kız Annesi İçin Mafya Babasına 5 Dolar Verdi — Söylediği Onu Dondurdu . . . Beş Dolar Vincent Torino…
Machtmissbrauch beim Militär: Ein Kommandeur quälte sie – ohne zu wissen, wer sie ist
Machtmissbrauch beim Militär: Ein Kommandeur quälte sie – ohne zu wissen, wer sie ist . . . Orduda Gücün Karanlık…
Bir magnatın cenazesinde sokak çocuğu “Elveda baba” dedi… DNA testi akıl almaz gerçeği gösterdi!
Bir magnatın cenazesinde sokak çocuğu “Elveda baba” dedi… DNA testi akıl almaz gerçeği gösterdi! . . Ferhat Aydıner’in cenazesi Bursa’nın…
End of content
No more pages to load






