Bu Türkler Denizde Ne Yapacak?” Dedi ve 12 Dakika Sonra ŞOK OLDU! 🌊 İtalyan Komutan Özür Diledi

.
.

.

Bu Türkler Denizde Ne Yapacak?

Bir gün, Akdeniz’in ortasında, 15 ülkenin elit su altı kurtarma ekipleri bir araya gelmişti. Herkesin aklında aynı soru vardı: Türk ekibi burada ne arıyor? Ancak sadece 12 dakika sonra, İtalyan komutan Luca Ferretti, Türk ekibinin olağanüstü performansını izlemek üzere ayağa kalkacak ve şok içinde kalacaktı. O gün, denizcilik tarihine geçecek bir olay yaşanacaktı.

2022 yılının Eylül ayında, Antalya açıklarında NATO tarafından düzenlenen uluslararası deniz kurtarma yarışması başlamaya hazırlanıyordu. Bu yarışma, yalnızca bir spor etkinliği değil; gerçek bir beceri, dayanıklılık ve stratejik düşünme testiydi. Yarışmanın kuralları oldukça netti: 40 metre derinlikte su altında 150 kiloluk bir kazaazede mankeni bulacak, ona ilk müdahaleyi yapacak, ardından güvenli bir şekilde yüzeye çıkaracak ve teknedeki sağlık ekibine teslim edecektiniz. En kısa sürede bunu başaran ekip kazanacaktı. Basit görünüyordu, ancak dünya rekoru 18 dakika 42 saniyeydi ve bu rekor 5 yıl önce İtalyan özel kurtarma ekibi tarafından kırılmıştı. O günden beri kimse bu süreyi geçememişti.

Yarışmaya katılan ülkeler oldukça etkileyiciydi: İtalya, Fransa, Amerika Birleşik Devletleri, İngiltere, İspanya, Yunanistan, Almanya, Norveç… Her biri denizcilik konusunda yüzyıllık bir geçmişe sahipti. Ekipmanları son teknoloji ürünleriydi. Dalgıçları olimpik seviyede sporculardı. Ancak, aralarında bir de Türkiye vardı. Türk ekibinin lideri Yüzbaşı Mert Deniz, 32 yaşında bir SAT komandosuydu. Orta boylu, fit ama iri yapılı değildi. Yanında dört kişilik bir ekip vardı: Üsteymen Ege, Assubay Barış, Uzman Çavuş Kaan ve Uzman Çavuş Selim. Beş adam, sade teçhizatları ve sonsuz bir kararlılıklarıyla yarışmaya katılacaklardı.

Yarışma öncesi basın toplantısında İtalyan komutan Ferretti kürsüye çıktı. 55 yaşında deneyimli ve kibirli bir subaydı. Mikrofona doğru eğildi ve konuşmaya başladı: “Akdeniz bizim evimizdir. İtalya, denizcilik konusunda 1000 yıllık bir geçmişe sahiptir. Bu yarışma, gerçek deniz gücünü test eder. Sadece fiziksel kuvvet değil, teknik bilgi ve tecrübe gerektirir.” Ardından bakışlarını Türk ekibine çevirdi ve hafif alaycı bir gülümseme belirdi dudaklarında. “Tabii ki tüm katılımcılara saygı duyuyoruz. Bazı ekipler için bu yarışma biraz zorlu olabilir ama katılmaları bile cesaret ister, özellikle de deniz tecrübesi sınırlı olan ülkeler için.”

Salonda hafif bir kıkırdama duyuldu. Fransız komutan başını salladı, Amerikalı ekip lideri de gülümsedi. Mert Deniz arka sırada sessizce oturuyordu, yüzünde hiçbir ifade yoktu, sadece dinliyordu. Yanındaki Ege sinirle fısıldadı: “Komutanım, bu adam bizi küçümsüyor.” Mert sakince cevap verdi: “Bırak küçümsesin. Deniz gerçeği gösterecek.”

Yarışma günü geldiğinde hava mükemmeldi. Akdeniz sakin, gökyüzü masmaviydi. Kıyıda yüzlerce askeri yetkili ve izleyici toplanmıştı. Tribünlerde bayraklar dalgalanıyordu. İlk sıra İtalyan ekibindeydi. Komutan Ferretti ekibini cesaretlendirdi: “Beyler, bu bizim denizimiz. Rekorumuzu kimse kıramaz. Hadi gösterelim.” İtalyan ekibi suya atladı. Dört dalgıç mükemmel bir senkronizasyonla su altına indi. Kameralar onları takip ediyordu. İzleyenler ekranlardan izliyordu. İtalyanlar profesyoneldi. Mankeni hızla buldular. İlk müdahaleyi uyguladıkları cihaz son teknolojiydi. Yüzeye çıkarma hızlı ve etkileyiciydi. Kronometre durdu: 19 dakika 15 saniye. Rekorun üzerinde ama yine de çok iyi bir süreydi. Tribünler alkışladı. Komutan Ferretti gururla güldü.

Sonra sıra Fransız ekibine geldi. Onlar da etkileyiciydi: Süre 20 dakika 8 saniye. Amerikan ekibi 19 dakika 52 saniye, İngiliz ekibi 21 dakika 3 saniye, Yunan ekibi 22 dakika 30 saniye. Her ekip iyi performans gösteriyordu ama kimse İtalyanları geçemiyordu. Komutan Ferretti arkadaşlarıyla şampanya içerek kutlama yapıyordu. Zaferi zaten garantilemiş gibi görünüyordu.

Sonra sıra Türk ekibine geldi. Anons yapıldı: “Türkiye, CAT komandoları, Yüzbaşı Mert Deniz ve ekibi.” Tribünlerde hafif bir sessizlik oldu. İtalyan komutan şampanya kadehini bıraktı ve merakla izlemeye başladı. Mert Deniz ekibine döndü. Hiçbir ateşli konuşma yapmadı, sadece tek bir cümle söyledi: “Deniz bizimdir. Hadi gösterelim.” Beş adam suya atladı.

İlk fark hemen belli oldu. Türk ekibi diğerlerinden farklı bir formasyonda iniyordu. Diğer ekipler yan yana inerken Türkler V formasyonundaydı. Bu, su direncini azaltıyor ve hızı artırıyordu. İzleyenler ekranlarda bunu fark etmeye başladı. Bir deniz uzmanı yorum yaptı: “Türk ekibi hidrodinamik bir formasyon kullanıyor. Çok akıllıca.” 40 metreye ulaştıklarında Türk ekibi mankeni buldu. Ama burada da farklı bir şey yaptılar. Diğer ekipler hep dört kişi birden müdahale ederken Türkler işi böldü. İki kişi ilk müdahaleyi yaparken diğer üçü yüzeye çıkış rotasını hazırladı. Zaman kaybı sıfır.

İtalyan komutan ekrana eğildi. Kaşları çatılmıştı. “Bu ne hız böyle?” diye fısıldadı. Türk ekibi mankeni yüzeye çıkarmaya başladı. Ama burada da farklı bir teknik kullandılar. Diğer ekipler mankeni sırtlarında taşırken Türkler mankeni aralarına alarak taşıma yükünü beş kişiye böldüler. Bu hem daha hızlı hem de daha az yorucu bir yöntemdi. Yüzeye yaklaştıklarında Amerikalı bir gözlemci şaşkınlıkla söylendi: “Bunlar su direncini neredeyse sıfırlamış gibiler.”

Yüzeye çıktıklarında teknedeki sağlık ekibi hazırdı. Ama Türk ekibi diğerlerinden farklı bir şey daha yaptı. Mankeni teknedeki ekibe aktarma değil, teslim yöntemiyle verdiler. Yani tekneye çıkarırken bile zaman kaybetmediler. Kronometre durdu. Hakem ekrana baktı. Gözleri büyüdü. İki kez kontrol etti. Sonra üç kez inanamıyordu. Mikrofona uzandı ama sesi titriyordu: “Türkiye SAT komandoları, 12 dakika 8 saniye.”

Bir anlık sessizlik oldu. Sonra tribünler patladı. Alkış tufanı, çığlıklar, şaşkınlık. İtalyan komutan dondu kaldı. Şampanya kadehi elinden düştü, kırıldı. Fransız komutan ayağa fırladı. Amerikalı ekip lideri kafasını iki eliyle tuttu. “12 dakika 8 saniye, dünya rekorunun 6 dakika altında.” İmkansız denilen bir süre. Komutan Ferretti şok içinde ekrana bakıyordu. “Nasıl?” diye fısıldadı. “Bu nasıl mümkün olabilir?”

Mert Deniz ve ekibi tekneden çıktığında, hiçbirinin yüzünde kibir yoktu. Sadece sakin bir tatmin vardı. Görevlerini yapmışlardı. Ama etrafları kısa sürede diğer ülke komutanlarıyla doldu. Herkes aynı soruyu soruyordu: “Bunu nasıl yaptınız?” Mert Deniz alçak gönüllülükle cevap verdi: “Efendim, biz denizi iyi tanırız. Akdeniz’de doğduk, Akdeniz’de büyüdük. Biz denizle savaşmayız, denizle dans ederiz.”

Amerikalı komutan sordu: “Ama tekniğiniz, formasyonunuz nasıl geliştirdiniz bunları?” Mert gülümsedi: “Efendim, biz sadece temellere odaklandık. Hidrodinamik, enerji tasarrufu, ekip senkronizasyonu. Yüzyıllardır denizde olan bir milletin çocuklarıyız. Deniz bizim için sadece bir görev alanı değil, bir yuvadır.”

İtalyan komutan Ferretti, yavaş adımlarla yaklaştı. Yüzü kıpkırmızıydı ama bu sefer öfkeden değil, utançtan. Mert’in önünde durdu. Derin bir nefes aldı. “Yüzbaşı Deniz,” dedi sesi titreyerek, “ben sizden özür dilemek istiyorum.” Mert dikkat vaziyetine geçti. Ferretti devam etti: “Basın toplantısında sizi küçümsedim. Tecrübenizi sorguladım. Bu kariyerimin en büyük hatasıydı. Bugün gördüğüm performans, hayatımda gördüğüm en etkileyici deniz operasyonuydu. Siz sadece bir rekor kırmadınız. Bana 30 yıllık deneyimimde öğrendiğim her şeyin ötesinde bir ders verdiniz.”

Mert elini uzattı. “Komutan, özür gerekmez. Deniz herkese ders verir. Biz sadece öğrencisiyiz.” İki komutan tokalaştı. Tribünler ayakta alkışladı. O gün akşam, organizasyon komitesi Türk ekibini özel bir toplantıya çağırdı. Salonda 15 ülkenin komutanı vardı. Hepsi aynı şeyi istiyordu: Türk tekniklerini öğrenmek.

Mert Deniz kürsüye çıktı. Ekranda basit bir sunum vardı. “Beyler, bizim yaptığımız şey sihir değil bilimdir. İlk olarak hidrodinamik formasyon kullandık. V şeklinde inmek su direncini %40 azaltır. Bu hem hızı artırır hem de oksijen tasarrufu sağlar.” Amerikalı komutan not aldı. “İkincisi iş bölümü. 4 kişi aynı işi yaparken 5 kişi farklı işleri yapabilir. Bu toplam süreyi yarıya indirir.” Fransız komutan başını salladı. “Üçüncüsü, taşıma tekniği. Ağırlığı paylaştırmak bireysel yorgunluğu azaltır ve kolektif hızı artırır.” İngiliz komutan kaşlarını kaldırdı: “Ama bunu koordine etmek çok zor olmalı.” Mert gülümsedi: “Evet, zor. Ama biz SAT komandoları bu koordinasyonu yıllarca çalıştık. Çünkü gerçek operasyonlarda hayatlar buna bağlı.”

Toplantıdan sonra komutan Ferretti Mert’in yanına geldi. Elinde bir dosya vardı. “Yüzbaşı, ben bir teklifte bulunmak istiyorum. İtalya sizin eğitim metotlarınızı öğrenmek istiyor. Ortak bir eğitim programı yapabilir miyiz?” Mert düşündü. Sonra cevap verdi: “Komutan, biz bu bilgiyi gizlemeyiz. Deniz hepimizindir. Kurtarma teknikleri insanlık içindir.” “Evet, ortak eğitim yapalım.”

Üç ay sonra Türkiye’nin Foça sahillerinde ilk uluslararası SAT eğitim programı başladı. İtalya, Fransa, Amerika, İngiltere, İspanya’dan gelen dalgıçlar Türk komandolardan eğitim alıyordu. Komutan Ferretti, ilk gün eğitim alanında Mert’e şunu söyledi: “Yüzbaşı, ben 30 yıl denizde çalıştım ama sizden öğrendiklerim o 30 yıldan daha değerli.” Mert alçak gönüllükle cevap verdi: “Komutan, öğretmen denizdir. Biz sadece tercümanız.”

Bir yıl sonra NATO, İtalya’da yeni bir yarışma düzenledi. Bu sefer rekor 11 dakika 45 saniyeydi. Kıran ekip, İtalyan-Türk ortak eğitim programından mezun olmuş bir İtalyan ekibiydi. Komutan Ferretti ödül töreninde şunları söyledi: “Bu başarı sadece bizim değil. Bu Türk SAT komandolarının cömert bilgi paylaşımının eseridir. Onlar bize sadece teknik öğretmedi. Alçak gönüllülük, saygı ve öğrenme açlığı öğretti.” Salon ayakta alkışladı. Mert Deniz arka sırada sessizce gülümsedi.

İki yıl sonra Mert, Binbaşı rütbesine terfi etti ve uluslararası SAT eğitim programının direktörü olarak atandı. Artık onun görevi, dünyanın dört bir yanından gelen dalgıçlara eğitim vermekti. Her yeni dönem başladığında ilk derste hep aynı hikayeyi anlatırdı: “Bir zamanlar Akdeniz’de bir yarışma vardı ve bir İtalyan komutan bizi küçümsedi. Ama biz ona kızmadık. Çünkü küçümseme cehaletten doğar ve cehalet eğitimle yenilir. O gün 12 dakikada sadece bir rekor kırmadık; bir ön yargıyı da kırdık ve bugün o komutan en iyi dostlarımızdan biri.”

Komutan Ferretti, emekli olduktan sonra Türkiye’ye taşındı. Foça’da deniz kenarında küçük bir ev aldı ve sık sık Mert’i ziyaret ederdi. Bir gün denize bakarlarken Ferretti şunu sordu: “Binbaşı, o gün nasıl bu kadar sakin kalabildin? Basın toplantısında seni küçümsediğimde hiç sinirlenmemiş gibi görünüyordun.” Mert gülümsedi: “Komutan, benim babam da bir SAT komandosuydu. Bana hep şunu söylerdi: ‘Deniz gürültüye değil, sessizliğe cevap verir. Küçümseyenler bağırır ama gerçek güç sessizce hareket eder.’”

Ferretti başını salladı. Bilge bir adamdı, tıpkı oğlu gibi. O gün batımında, iki emekli komutan denize bakarak oturdu. Birisi İtalyan, diğeri Türk. Ama ikisi de artık kardeşti. Çünkü deniz onları birleştirmişti ve o günden sonra her yıl Eylül ayında Akdeniz’de “Mert Deniz Dostluk ve Kurtarma Kupası” düzenlenir oldu. Ama artık bu bir yarışma değil, bir kardeşlik buluşmasıydı. Çünkü gerçek zafer rekoru kırmak değildir; gerçek zafer kalpleri kazanmaktır.

Bu hikaye bize ne anlatıyor? Küçümsendiğinizde sinirlenmeyin. Sessizce hazırlanın. Rekor kırdığınızda kibirlenmeyin. Alçak gönüllü kalın. Kazandığınızda bilginizi gizlemeyin. Paylaşın. Çünkü gerçek güç, sadece kendini kanıtlamak değil, başkalarına da güç vermektir. Mert Deniz ve ekibi o gün sadece bir yarışma kazanmadı; tüm dünyaya Türk askerinin karakterini gösterdi: Mütevazı, güçlü, bilgili ve cömert. İşte bu yüzden onlar sessiz kahramanlardır ve bu hikaye onların ve tüm SAT komandolarının onuruna, denizde karanlıkta kimse görmezken görev yapıyorlar. Biz onların hikayelerini anlatıyoruz. Vatan sağ olsun.