MİLYONER FELÇLİ YAŞAMAKTAN VAZGEÇTİ… BİR DİLENCİ KIZI HER ŞEYİ DEĞİŞTİRENE KADAR!
.
Felçli Milyoner ve Dilenci Kızın Hayatını Değiştiren Hikayesi
İstanbul’un Bebek semtindeki lüks bir dairenin camlarından Boğaz’ın masmavi suları görünüyordu. Ancak 58 yaşındaki Ahmet Taner için bu muhteşem manzara artık hiçbir anlam taşımıyordu. Üç ay önce geçirdiği korkunç trafik kazasında hem yürüme yeteneğini hem de sevgili eşi Nilüfer ile 16 yaşındaki kızı Elif’i kaybetmişti. Tekerlekli sandalyesinde oturmuş, boş gözlerle Anadolu yakasına bakıyordu. Hayatın, onun için bittiğini düşünüyordu.
Kazadan sonra Ahmet Bey, yıllarca emek verdiği inşaat şirketini güvendiği yöneticilere devretmiş, servetinin büyük bir kısmını İstanbul’un yoksul semtlerindeki sokak çocuklarına yardım eden Yeni Umut Vakfı’na bağışlamıştı. Kendisi için sadece bu lüks daireyi ve yaşamını sürdürebilecek kadar bir geliri ayırmıştı. Ancak bedeni tekerlekli sandalyeye mahkum, kalbi ise parçalanmıştı. Yaşamanın ne anlamı vardı ki?
Bir öğleden sonra saat üçü gösterirken kapısında beklenmedik bir tıklatma duydu. Başlangıçta görmezden gelmek istedi ama tıklatma ısrarlıydı. Nazik ama kararlı bir ses duyuldu: “Benim, Aylin.” Ahmet Bey şaşırdı; tanıdığı bir Aylin yoktu. Kapıyı açtığında 9 yaşlarında, eski ama temiz kıyafetler giymiş, iri kahverengi gözleri yaşından beklenmeyen bir ciddiyetle parlayan küçük bir kız duruyordu. Elinde üzeri örtülü bir plastik kap vardı.
“Ben Aylin. Yeni Umut Vakfı’na gidiyorum. Siz bize çok para verdiniz, öğretmenimiz söyledi. Size mercimek çorbası getirdim. Annem öğretti yapmayı,” dedi küçük kız. Ahmet Bey şaşkınlıkla kıza baktı. Vakfa bağış yaptığı doğruydu ama isminin gizli tutulmasını istemişti. “Sen benim kim olduğumu nereden biliyorsun küçük hanım?” diye sordu. Aylin omuzlarını silkti: “Vakıftaki büyük masanın üstünde bir sürü kağıt vardı, birinde sizin adınız ve adresiniz yazıyordu. Öğretmenimiz ‘Siz çok iyi bir insansınız’ dedi. Bize yardım ediyormuşsunuz. Ben de bu yüzden size çorba getirdim.”

Ahmet Bey, bu sokaklarda yaşayan küçük kızın kendisine gösterdiği merhamet karşısında hem öfke hem de tuhaf bir sıcaklık hissetti. “Teşekkür ederim,” dedi plastik kabı alırken. “Ama bu gerekli değildi.” Aylin merakla sordu: “Vakfa yardım etmenizin nedeni ne?” Ahmet Bey derin bir nefes aldı: “Önemli değil. Sen neden vakfa gidiyorsun? Ailen nerede?” Kızın yüzünde bir gölge belirdi: “Annem iki yıl önce çok hastalandı ve bizi bıraktı. Babamı hiç tanımadım. Şimdi bazen parklarda, bazen cami avlularında kalıyorum. Vakıf bana yemek veriyor ve orada ders çalışabiliyorum. Beni koruyan kimse yok, sadece vakıftaki Sevim Hanım bazen bana göz kulak oluyor ama çok meşgul.”
Ahmet Bey, kendi kayıplarına rağmen bu çocuğun hayatta kalma mücadelesine saygı duydu. Kendisinin en azından bir çatısı, parası ve geçmişte sevgi dolu bir ailesi olmuştu; bu küçük kızda ise bunların hiçbiri yoktu. “İçeri girmek ister misin?” diye sordu. Aylin’in yüzü aydınlandı: “Olur, ama fazla kalamam. Saat 5’te vakfa geri dönmem gerekiyor. Yoksa Sevim Hanım endişelenir.” Ahmet Bey tekerlekli sandalyesini geri çekti ve kızın geçmesine izin verdi.
Aylin dairenin büyüklüğü ve lüksü karşısında gözleri büyüdü: “Vay canına, burası bir saray gibi.” Ahmet Bey hafifçe gülümsedi: “O kadar da değil, sadece biraz büyük bir daire.” Aylin odaları keşfetmeye başladı, duvardaki fotoğraflara yaklaştı: “Bu sizin aileniz mi?” Ahmet Bey’in yüzündeki ufak gülümseme kayboldu: “Evet, eşim Nilüfer ve kızım Elif. Onlar artık burada değiller.” Aylin, küçük yaşına rağmen acıyı tanıyordu ve başka soru sormadı. “Bunun yerine çorbayı ısıtmamız gerekiyor,” dedi pratik bir tavırla.
Mutfağa gittiklerinde Aylin etrafına baktı. Her şey pırıl pırıldı ama aynı zamanda kullanılmamış gibiydi. Buzdolabı neredeyse boştu. “Siz hiç yemek yapmıyor musunuz?” diye sordu şaşkınlıkla. “Genellikle dışarıdan sipariş veriyorum,” dedi Ahmet Bey. “Ya da bazen Fatma Hanım gelip bir şeyler hazırlıyor.” Aylin başını salladı ama gözlerinde kınamadan çok anlayış vardı. Küçük bir sandalye çekip üzerine çıktı ve çorbayı bir tencereye boşalttı. Ocağı yakarak tencereyi ateşe koydu. “Burada neredeyse hiçbir şey yok,” dedi kaşlarını çatarak. “Nasıl yaşıyorsunuz böyle?” “Dışarıdan yiyorum,” dedi Ahmet Bey. “Bu sağlıklı değil,” dedi Aylin bir anne gibi konuşarak. “Annem hep evde pişen yemeğin en sağlıklısı olduğunu söylerdi.” Ahmet Bey küçük kızın olgunluğuna şaşırmıştı.
Çorba ısınırken ikisi de sessizleşti. Ahmet Bey, bu beklenmedik ziyaretçinin varlığıyla ne yapacağını bilemiyordu. Uzun zamandır kimseyle gerçekten konuşmamıştı. Vakıfta neler yaptığını sordu. Aylin’in gözleri parladı: “Ders çalışıyorum. Matematik çok seviyorum. Öğretmenim çok yetenekli olduğumu söylüyor.” Ahmet Bey merakla sordu: “Hangi konuda iyisin?” Aylin gururla: “Sayılarda. Büyük sayıları bile kafamdan toplayabiliyorum. Bak dene; 347 + 580?” Ahmet Bey düşündü ve “936” dedi. Telefonunun hesap makinesini çıkarıp kontrol etti. Doğruydu. “Başka ne yapabilirsin?” diye sordu. “Çarpma da yapabilirim ama bölme biraz zor. 23 x 17?” Aylin kısa düşündü, “391” dedi. Ahmet Bey tekrar kontrol etti, yine doğruydu. “Gerçekten etkileyici,” dedi.
Aylin gururla gülümsedi: “Bir gün mühendis olmak istiyorum. Büyük binalar tasarlamak gibi. Tıpkı sizin yaptığınız gibi.” “Benim yaptığım gibi mi? Benim bir inşaat şirketim olduğunu nereden biliyorsun?” Ahmet Bey şaşırmıştı. “Vakıftaki kağıtlarda yazıyordu,” dedi Aylin. “Siz büyük binalar yapan bir şirketin sahibisiniz.” Ahmet Bey bu küçük kızın ne kadar dikkatli ve zeki olduğunu fark etti. “Evet, öyleydim,” dedi. “Ama artık değilim.” “Neden bıraktınız?” “Bazen insan hayatta öyle şeyler yaşar ki, önceden önemli olan şeyler artık önemini kaybeder.” Aylin çorbayı karıştırırken başını salladı: “Biliyorum. Annem gittiğinde bir daha hiç gülümseyemeyeceğimi sanmıştım. Ama sonra bir gün parkta bir kedi yavrusu gördüm ve ona gülümsedim. Annem üzülürdü diye düşündüm. Eğer bir daha hiç gülümsemezsem.” Bu basit ama derin sözler Ahmet Bey’in kalbine dokundu. Kendi acısına o kadar gömülmüştü ki Nilüfer ve Elif’in onun böyle yaşamasını istemeyeceklerini düşünmemişti bile.
Çorba hazır olduğunda Aylin kaşık aradı. “Tabak nerede?” Ahmet Bey üst dolabı işaret etti. Aylin sandalyeye çıkarak iki tabak aldı, çorbayı özenle tabaklara koydu ve masaya getirdi. “Buyurun,” dedi gururla. “Afiyet olsun.” Ahmet Bey kaşığını çorbaya daldırdı ve bir yudum aldı. Uzun zamandır tattığı en lezzetli şeydi bu. Belki de gerçekten lezzetliydi. Belki de sadece birisinin onun için bir şey yapması, onun için endişelenmesi uzun zaman sonra ilk kez gerçekleşmişti. “Çok güzel olmuş,” dedi içtenlikle. “Annen sana iyi öğretmiş.” Aylin gülümsedi. “Yarın size tekrar gelebilir miyim? Belki size başka yemekler de yapabilirim.” Ahmet Bey duraksadı. İçgüdüsü hayır demekti. Yalnızlığına geri dönmekti. Ama bu küçük kızın varlığı evinin boşluğunu bir anlığına doldurmuştu. “Eğer istersen,” dedi nihayet. “Ama Sevim Hanım’a söylemelisin nereye gittiğini. Yoksa endişelenir.” Aylin hevesle başını salladı. “Söylerim. Hem belki size biraz alışveriş de yaparım. Buzdolabınız çok boş.” Ahmet Bey bu durumun tuhaflığının farkındaydı; evsiz bir çocuğun ona alışveriş yapma teklifinde bulunması… “Buna gerek yok,” dedi nazikçe. “Ben hallederim.” “Ama ben yardım etmek istiyorum. Siz bize yardım ediyorsunuz, ben de size etmek istiyorum.” Ahmet Bey, bu küçük kızın onuruna dokunmak istemedi. “Peki,” dedi. “Belki birlikte alışveriş listesi hazırlayabiliriz.”
Birlikte çorbalarını bitirdiler ve Ahmet Bey, kızın dairenin geri kalanını keşfetmesine izin verdi. Balkona çıktıklarında Aylin Boğaz’ın muhteşem manzarası karşısında nefesi kesildi. “Burası dünyanın en güzel yeri!” diye bağırdı. İstanbul’un iki yakası arasında gidip gelen vapurlara bakarak. Ahmet Bey onun bu coşkusunu izlerken içinde uzun zamandır hissetmediği bir duygu belirdi: umudun küçük bir kıvılcımı. Belki de yaşamak için henüz keşfedilmemiş nedenler vardı.
Saat 5’e yaklaşırken Aylin gitme vaktinin geldiğini söyledi. “Yarın yine geleceğim,” dedi kararlılıkla. “Size kitaplarımı da getireceğim, beraber çalışabiliriz.” Ahmet Bey kapıda dururken dikkatli olmasını söyledi: “Yalnız başına sokakta yürümek tehlikeli olabilir.” “Merak etmeyin,” dedi Aylin özgüvenle. “Ben İstanbul’un bütün sokaklarını bilirim. Hem bugünlerde hava aydınlık oluyor akşamları.” Tekerlekli sandalyesinde oturan adam bu küçük kızın cesaretine hayranlık duydu. Belki ona öğrenecek çok şey vardı.
“Yarın görüşürüz o zaman,” dedi kendini şaşırtarak. “Yarın görüşürüz Ahmet amca,” dedi Aylin ilk kez bu şekilde hitap ederek, sonra koşarak uzaklaştı. Ufak silueti Bebek’in zarif sokaklarında kaybolana kadar Ahmet Bey kapıyı kapatıp boş dairesine döndüğünde bir şeyin değiştiğini hissetti. Odalar hala aynıydı, eşyalar yerindeydi ama hava biraz daha hafifti sanki. Balkon kapısı açık kalmıştı ve içeri taze bir deniz esintisi doluyordu. Tekerlekli sandalyesini balkona yönlendirdi ve İstanbul’un tepeleri ardında batmakta olan güneşi izledi. Yarın, uzun zamandır ilk kez, yarını düşünmek acı vermiyordu.
.
.
News
Doktorlar mafya babasının kısır olduğunu söyledi—bir garson ondan hamile olduğunu söyleyene kadar.
Doktorlar mafya babasının kısır olduğunu söyledi—bir garson ondan hamile olduğunu söyleyene kadar. . . . Chicago’nun karanlık ve acımasız yeraltı…
Tarihin En Acımasız Emri: 15.000 Esir Askeri Kör Edip Geri Gönderdi
Tarihin En Acımasız Emri: 15.000 Esir Askeri Kör Edip Geri Gönderdi . . . Karanlığın Yürüyüşü: Bir İmparatorun Soğuk Zaferi…
Köle Kadından Doğan Beyaz Çocuklar, Koca Bir Plantasyonu Nasıl Çökertti?
Köle Kadından Doğan Beyaz Çocuklar, Koca Bir Plantasyonu Nasıl Çökertti? . Köle Kadından Doğan Beyaz Çocuklar: Blackwood’un Çöküşü Güneyin yaz…
Bilim İnsanlarını Şaşkına Çeviren Çocuk: Elias’ın Vakası
Bilim İnsanlarını Şaşkına Çeviren Çocuk: Elias’ın Vakası . . . Bilim İnsanlarını Şaşkına Çeviren Çocuk: Elias’ın Vakası 1972 yılının dondurucu…
1997’de Sarıçöl’de Kaybolan Selim Karabey – 16 Yıl Sonra Bulunan Mataranın Sakladığı Gizemler
1997’de Sarıçöl’de Kaybolan Selim Karabey – 16 Yıl Sonra Bulunan Mataranın Sakladığı Gizemler . . . 1997’DE SARIÇÖL’DE KAYBOLAN SELİM…
Sıradan Bir Tokat, 20 Yıllık Sırrı Ortaya Çıkardı: O Adam Geri Döndü!
Sıradan Bir Tokat, 20 Yıllık Sırrı Ortaya Çıkardı: O Adam Geri Döndü! . . . Sıradan Bir Tokat, 20 Yıllık…
End of content
No more pages to load






