“Mafya babası İtalyanca konuştu — sadece garson cevap verince salon sustu.”
.
New York geceleri hiçbir zaman gerçekten karanlık olmazdı. Işıklar, sirenler, taksi farları ve gökdelenlerin camlarına vuran neon yansımaları şehri sürekli uyanık tutardı. Ama o gece, Manhattan’ın en gösterişli İtalyan restoranlarından biri olan Lamask’ta karanlık, elektrikler kesildiği için değil, tek bir cümle yüzünden çökmüştü.
Her şey bir çatalın yere düşmesiyle başladı.
Gümüş çatal mermer zemine çarptığında çıkan ses, silah patlaması gibi yankılandı. Restorandaki uğultu bir anda kesildi. Kahkahalar dondu, kadehler havada asılı kaldı. Çünkü çatalın düştüğü masa sıradan bir masa değildi.
Dört numaralı masada Vincent Romano oturuyordu.
Onu haberlerden tanımak zorunda değildiniz. Odaya girdiği anda hissedilirdi. Klasik gangsterler gibi abartılı değildi. Çizgili takım elbise, puro ve yüksek sesli tehditler yoktu. Onun şıklığı sessizdi. Kömür rengi özel dikim takımı, geriye taranmış koyu saçları ve granitten oyulmuş gibi keskin yüz hatları vardı. Ama asıl dikkat çeken gözleriydi. Soğuk, hesapçı ve sabırsız.
O gece gözleri, çatalı düşüren genç garson yardımcısına kilitlenmişti. Brad titriyordu. Yüzü bembeyazdı.
Vincent öne eğildi ve Sicilya lehçesinde, yumuşak ama keskin bir sesle bir şey söyledi. Bu, üniversitelerde öğretilen düzgün İtalyanca değildi. Bu, tepelerin, kan davalarının ve eski aile sırlarının diliydi.
“Onu buradan çıkarın. İşe yaramaz.”
Kimse kıpırdamadı. Korumalar emir bekliyordu. Müdür Bay Henderson ter içinde kalmıştı ama ne söylendiğini tam olarak anlamamıştı.
Tam o anda başka bir ses yükseldi.
Yumuşak ama kararlı.
“Non è inutile, Don Vincenzo.”

Salonda ikinci bir sessizlik oldu. Bu, ilkinden daha ağırdı.
Konuşan kişi ne rakip bir patrondu ne de masadaki seçkin misafirlerden biri. Sadece su servisi yapan genç bir kadındı. Siyah üniforması içinde sıradan, dikkat çekmeyen bir garson.
Sofi.
Elindeki sürahiyi masaya koydu, Vincent’ın boş bardağını doldurdu ve aynı lehçeyle devam etti:
“È solo spaventato. La paura fa tremare le mani, non il cuore.”
O işe yaramaz değil. Sadece korkmuş. Korku elleri titretir, kalbi değil.
Vincent’ın eli masadaki bıçağa doğru kaymıştı. Birkaç santim kala durdu. Yavaşça başını kaldırdı ve Sofi’ye baktı.
“Ne dedin?” diye sordu bu kez İngilizce.
Sofi yutkundu ama gözlerini kaçırmadı. Babasının öğrettiği kuralı hatırladı: “Bir avcıya korku gösterirsen, av olursun.”
“Sadece korktuğunu söyledim, efendim.”
Vincent onu baştan aşağı süzdü.
“Bu lehçeyi nereden biliyorsun?”
Sofi’nin kalbi hızlandı. “Büyükannem Trapani’liydi,” dedi sakin bir sesle. “Beni o büyüttü.”
Yalandı.
Gerçek adı Sofi Miller değildi. Gerçek adı Sofia De Marco’ydu. Ve o lehçeyi sadece bir büyükanneden değil, mafya danışmanı olan babasından öğrenmişti.
Vincent sandalyeye yaslandı. Bir süre sustu. Sonra cebinden bir deste yüz dolarlık banknot çıkarıp masaya bıraktı.
“Akşam yemeği bitti,” dedi.
Ayağa kalktı, Sofi’ye yaklaştı ve kulağına fısıldadı:
“Bir kral hizmetkârlarını öldürmez. Ama kraliçeleri esir alır.”
O gece Sofi eve gitmedi.
Gidemedi.
Yağmur altında Manhattan sokaklarında yürürken arkasına bakmadan edemiyordu. Metroya doğru ilerlerken siyah bir SUV yanında yavaşladı.
Cam indi.
“Bin, Sofi,” dedi kaba bir ses.
Rocco’ydu. Vincent’ın en sadık adamlarından biri.
“Yürürüm,” dedi Sofi.
“Bu bir rica değil.”
İki adam arabadan inip yolu kapattı. Silahlarını göstermediler ama gerek yoktu.
Sofi içeri bindi.
Araba Upper East Side’a, demir kapılı, güvenlik kameralarıyla dolu bir malikaneye girdi. Bu bir evden çok kaleye benziyordu.
Kütüphaneye götürüldü.
Vincent pencere önünde duruyordu. Ceketini çıkarmış, kollarını sıvamıştı. Sağ bileğinde bir haç dövmesi vardı.
“Kaçmadın,” dedi arkasını dönmeden.
“Seçeneğim yoktu.”
Vincent döndü. Gözleri ateş gibiydi.
“Adını araştırdım. Üç yıl önce Ohio’da verilmiş bir kimlik. Ondan önce hiçbir şey yok. Sen bir hayaletsin.”
Sofi sessiz kaldı.
“Benden korkmuyorsun. Bu da benden daha kötüsünü gördüğün anlamına geliyor. Seni kim gönderdi? Moretti ailesi mi? FBI mı?”
“Hiçbiri.”
“Yalan.”
Tam o sırada kapı açıldı. Rocco içeri girdi.
“Patron, Bronx’taki depo yanıyor. Duvara İtalyanca bir mesaj yazmışlar. O eski lehçeyle.”
Vincent’ın bakışları Sofi’ye döndü.
“Benimle geliyorsun.”
Depo alevler içindeydi. Tuğla duvarda kırmızı boyayla yazılmış bir mesaj vardı:
“Kan kanı çağırır. Küçük kız eve döndü.”
Sofi’nin dizleri titredi. Bu mesaj Vincent’a değil, ona yazılmıştı. Vanzetti ailesi New York’a geldiğini öğrenmişti.
“Ne yazıyor?” diye sordu Vincent.
Sofi derin bir nefes aldı.
“Borçlar eve döner,” dedi. “Zamanla büyüyen küçük borçlar.”
Vincent uzun süre yüzünü inceledi. Yalanı fark etmiş miydi?
O gece onu penthouse’una götürdü. Gitmesine izin vermedi.
Duş alırken Sofi çorabına sakladığı küçük telefondan eski bir numarayı aradı.
“Beni buldular,” diye fısıldadı. “Vanzetti’ler.”
Cevap kısa oldu: “Romano’nun yanında kal. Ondan başka hiçbir yerde güvende değilsin.”
Ertesi gece saldırı geldi.
.
.
New York geceleri hiçbir zaman gerçekten karanlık olmazdı. Işıklar, sirenler, taksi farları ve gökdelenlerin camlarına vuran neon yansımaları şehri sürekli uyanık tutardı. Ama o gece, Manhattan’ın en gösterişli İtalyan restoranlarından biri olan Lamask’ta karanlık, elektrikler kesildiği için değil, tek bir cümle yüzünden çökmüştü.
Her şey bir çatalın yere düşmesiyle başladı.
Gümüş çatal mermer zemine çarptığında çıkan ses, silah patlaması gibi yankılandı. Restorandaki uğultu bir anda kesildi. Kahkahalar dondu, kadehler havada asılı kaldı. Çünkü çatalın düştüğü masa sıradan bir masa değildi.
Dört numaralı masada Vincent Romano oturuyordu.
Onu haberlerden tanımak zorunda değildiniz. Odaya girdiği anda hissedilirdi. Klasik gangsterler gibi abartılı değildi. Çizgili takım elbise, puro ve yüksek sesli tehditler yoktu. Onun şıklığı sessizdi. Kömür rengi özel dikim takımı, geriye taranmış koyu saçları ve granitten oyulmuş gibi keskin yüz hatları vardı. Ama asıl dikkat çeken gözleriydi. Soğuk, hesapçı ve sabırsız.
O gece gözleri, çatalı düşüren genç garson yardımcısına kilitlenmişti. Brad titriyordu. Yüzü bembeyazdı.
Vincent öne eğildi ve Sicilya lehçesinde, yumuşak ama keskin bir sesle bir şey söyledi. Bu, üniversitelerde öğretilen düzgün İtalyanca değildi. Bu, tepelerin, kan davalarının ve eski aile sırlarının diliydi.
“Onu buradan çıkarın. İşe yaramaz.”
Kimse kıpırdamadı. Korumalar emir bekliyordu. Müdür Bay Henderson ter içinde kalmıştı ama ne söylendiğini tam olarak anlamamıştı.
Tam o anda başka bir ses yükseldi.
Yumuşak ama kararlı.
“Non è inutile, Don Vincenzo.”
Salonda ikinci bir sessizlik oldu. Bu, ilkinden daha ağırdı.
Konuşan kişi ne rakip bir patrondu ne de masadaki seçkin misafirlerden biri. Sadece su servisi yapan genç bir kadındı. Siyah üniforması içinde sıradan, dikkat çekmeyen bir garson.
Sofi.
Elindeki sürahiyi masaya koydu, Vincent’ın boş bardağını doldurdu ve aynı lehçeyle devam etti:
“È solo spaventato. La paura fa tremare le mani, non il cuore.”
O işe yaramaz değil. Sadece korkmuş. Korku elleri titretir, kalbi değil.
Vincent’ın eli masadaki bıçağa doğru kaymıştı. Birkaç santim kala durdu. Yavaşça başını kaldırdı ve Sofi’ye baktı.
“Ne dedin?” diye sordu bu kez İngilizce.
Sofi yutkundu ama gözlerini kaçırmadı. Babasının öğrettiği kuralı hatırladı: “Bir avcıya korku gösterirsen, av olursun.”
“Sadece korktuğunu söyledim, efendim.”
Vincent onu baştan aşağı süzdü.
“Bu lehçeyi nereden biliyorsun?”
Sofi’nin kalbi hızlandı. “Büyükannem Trapani’liydi,” dedi sakin bir sesle. “Beni o büyüttü.”
Yalandı.
Gerçek adı Sofi Miller değildi. Gerçek adı Sofia De Marco’ydu. Ve o lehçeyi sadece bir büyükanneden değil, mafya danışmanı olan babasından öğrenmişti.
Vincent sandalyeye yaslandı. Bir süre sustu. Sonra cebinden bir deste yüz dolarlık banknot çıkarıp masaya bıraktı.
“Akşam yemeği bitti,” dedi.
Ayağa kalktı, Sofi’ye yaklaştı ve kulağına fısıldadı:
“Bir kral hizmetkârlarını öldürmez. Ama kraliçeleri esir alır.”
O gece Sofi eve gitmedi.
Gidemedi.
Yağmur altında Manhattan sokaklarında yürürken arkasına bakmadan edemiyordu. Metroya doğru ilerlerken siyah bir SUV yanında yavaşladı.
Cam indi.
“Bin, Sofi,” dedi kaba bir ses.
Rocco’ydu. Vincent’ın en sadık adamlarından biri.
“Yürürüm,” dedi Sofi.
“Bu bir rica değil.”
İki adam arabadan inip yolu kapattı. Silahlarını göstermediler ama gerek yoktu.
Sofi içeri bindi.
Araba Upper East Side’a, demir kapılı, güvenlik kameralarıyla dolu bir malikaneye girdi. Bu bir evden çok kaleye benziyordu.
Kütüphaneye götürüldü.
Vincent pencere önünde duruyordu. Ceketini çıkarmış, kollarını sıvamıştı. Sağ bileğinde bir haç dövmesi vardı.
“Kaçmadın,” dedi arkasını dönmeden.
“Seçeneğim yoktu.”
Vincent döndü. Gözleri ateş gibiydi.
“Adını araştırdım. Üç yıl önce Ohio’da verilmiş bir kimlik. Ondan önce hiçbir şey yok. Sen bir hayaletsin.”
Sofi sessiz kaldı.
“Benden korkmuyorsun. Bu da benden daha kötüsünü gördüğün anlamına geliyor. Seni kim gönderdi? Moretti ailesi mi? FBI mı?”
“Hiçbiri.”
“Yalan.”
Tam o sırada kapı açıldı. Rocco içeri girdi.
“Patron, Bronx’taki depo yanıyor. Duvara İtalyanca bir mesaj yazmışlar. O eski lehçeyle.”
Vincent’ın bakışları Sofi’ye döndü.
“Benimle geliyorsun.”
Depo alevler içindeydi. Tuğla duvarda kırmızı boyayla yazılmış bir mesaj vardı:
“Kan kanı çağırır. Küçük kız eve döndü.”
Sofi’nin dizleri titredi. Bu mesaj Vincent’a değil, ona yazılmıştı. Vanzetti ailesi New York’a geldiğini öğrenmişti.
“Ne yazıyor?” diye sordu Vincent.
Sofi derin bir nefes aldı.
“Borçlar eve döner,” dedi. “Zamanla büyüyen küçük borçlar.”
Vincent uzun süre yüzünü inceledi. Yalanı fark etmiş miydi?
O gece onu penthouse’una götürdü. Gitmesine izin vermedi.
Duş alırken Sofi çorabına sakladığı küçük telefondan eski bir numarayı aradı.
“Beni buldular,” diye fısıldadı. “Vanzetti’ler.”
Cevap kısa oldu: “Romano’nun yanında kal. Ondan başka hiçbir yerde güvende değilsin.”
Ertesi gece saldırı geldi.
Silahlı adamlar binaya girdi. Vincent omzundan vuruldu. İkisi çöp şutundan kaçıp yeraltı tünellerine indi. Hell’s Kitchen’da ortaya çıktılar.
Queens’teki eski bir güvenli eve sığındılar.
Sofi onun yarasını dikti.
“Ellerin çok iyi,” dedi Vincent.
“Babam öğretti.”
“Baban kim, Sofia?”
Bu kez adını doğru söyledi.
Sofi kaçamadı.
Gerçek ortaya çıktı. O, yıllar önce Vanzetti ailesinden para çalıp kaybolan danışman Marco De Marco’nun kızıydı. Vanzetti’ler babasını öldürmüş, şimdi de onu istiyorlardı.
Ertesi gün Red Hook’taki konteyner deposunda tuzak kurdular. Sofi yem oldu. Paulie ihanet etmişti.
Çatışma çıktı.
Sofi ilk kez birini vurdu.
Salvatore Vanzetti bizzat geldi. On adamıyla birlikte.
Vincent uzaktan kumandalı makineli tüfekli bir konteyner tuzağı hazırlamıştı.
Birkaç dakika içinde savaş bitti.
Salvatore Vanzetti çamurun içinde yatıyordu.
Altı ay sonra Lamask yeniden açıldı.
Ama artık eski Lamask değildi.
Sofi siyah üniforma giymiyordu. Zümrüt yeşili bir elbise içindeydi. Restoranın ortak sahibiydi.
Dört numaralı masada Vincent oturuyordu.
İki kadeh şarap doldurdu.
“Gelirler yüzde kırk arttı,” dedi Sofi sakin bir sesle.
Vincent gülümsedi.
“İyi. Korku işe yarar.”
Sofi hafifçe eğildi ve Sicilya lehçesinde fısıldadı:
“Evet, Vincenzo. Ama mutfakta patronun kim olduğunu unutma.”
Vincent başını geriye atıp güldü.
O gece restoran yine sessizleşti.
Çünkü mafya babası yine İtalyanca konuşmuştu.
Ve bir kez daha son sözü garson söylemişti.
News
Tahinli Kurabiye Yıllarca Kandırıldım Gizli Bir E posta Her Şeyi Değiştirdi!
Tahinli Kurabiye Yıllarca Kandırıldım Gizli Bir E posta Her Şeyi Değiştirdi! . . . TAHİNLİ KURABİYE Bölüm I – Gece…
Nöbetçi Er Kadına Küfretti, Ama O Kadının Tek Emriyle Tüm Komutanlar Koştu
Nöbetçi Er Kadına Küfretti, Ama O Kadının Tek Emriyle Tüm Komutanlar Koştu . . . AKREP VE YILDIZLAR Bölüm I…
Mafya Patronunun Bebeği Dokunulduğunda Durmadan Ağlıyordu — Ta ki Bir Hemşire Akıl almaz Olanı Yapan
Mafya Patronunun Bebeği Dokunulduğunda Durmadan Ağlıyordu — Ta ki Bir Hemşire Akıl almaz Olanı Yapan . . . Mafya Patronunun…
O ASKER Tek Kelime Etseydi Ölecekti Ama Bir Binbaşı HER ŞEYİ Gördü!
O ASKER Tek Kelime Etseydi Ölecekti Ama Bir Binbaşı HER ŞEYİ Gördü! . . . FIRTINA OPERASYONU Bölüm 1 –…
Yaşlı Adam Çavuş Alay Etti Kod Adının ‘Demir Pençe’ Olduğunu Bilmiyordu
Yaşlı Adam Çavuş Alay Etti Kod Adının ‘Demir Pençe’ Olduğunu Bilmiyordu . . DEMİR PENÇE Bölüm I – Suskunlar Köyü…
Lise Zorbası Yıllar Sonra Yüzleşme Kurbanı Onu Korumak Zorunda Kaldı!
Lise Zorbası Yıllar Sonra Yüzleşme Kurbanı Onu Korumak Zorunda Kaldı! . . . ALPEREN’İN GÖLGESİ Bölüm I – Çığlık Toros…
End of content
No more pages to load






