Mavi Bereli Asker Ninesini Aşağıladılar Aradığı Numara Orduyu Titretti!
.
.
Bolu’nun yazı, insanın aklını yavaşlatan türdendi. Güneş, asfaltın üstünden buhar kaldırıyor; toprak çatlaklarını daha da derinleştiriyor; gölgeler bile sanki yorulmuş gibi yere yapışıyordu. Böyle günlerde zaman ağır akar, herkes kendi içine çekilir, kimse “fazla iş” istemezdi. Hele bir de askeri nizamiyede nöbet tutuyorsan… O sıcakta gelen her ziyaretçi, her soru, her istek bir yük gibi görünürdü.
İşte o gün, Boludağ’ın eteklerinde, Türkiye’nin en disiplinli birliklerinden birinin—Mavi Berelilerin yuvası sayılan 1’inci Komando Tugayı’nın—heybetli nizamiyesinde tam da böyle bir rehavet vardı. Kapının üstündeki büyük yazı, “Vatan Sana Canım Feda,” güneşin altında parlıyor; ama altındaki gölgeliğin içindeki iki nöbetçinin yüzünde o yazıya yakışmayan bir bıkkınlık gezinip duruyordu.
Uzman Çavuş Kenan Yılmaz, terhis günlerini sayanların o umursamaz, gevşek hâlini taşır gibiydi. Çeliğe benzeyen disiplinin içinden geçmişti ama şimdilerde içindeki sabır, sıcakla birlikte buharlaşıyordu. Yanında duran Onbaşı Emre Kaya ise daha toydu; daha hevesli görünmeye çalışıyor ama o da bu kavurucu havanın esiri olmuştu. İkisinin de miğfer kayışları gevşek, mataralarındaki su ılıktı.
“Of be Emre,” dedi Kenan, kamuflajının yakasını çekiştirerek. “Yanıyoruz yemin ederim. Fırın gibi burası.”
Emre sadece başını salladı, matarasını kafasına dikti. Gözleri nizamiyenin dışına kaydı; uzaktaki otobüs durağının yanında beliren bir karaltıya takıldı. Bir süre karaltı yavaş adımlarla yaklaştı. Yürüyüşünden yaşı belli oluyordu: Seksenini devirmiş, ağır ağır gelen bir yaşlı kadın.

Başına geniş kenarlı bir yemeni bağlamıştı; yüzü çoktan pancar gibi kızarmıştı. Elinde temiz ama eski bir bez çanta, sırtında çiçek desenli yıpranmış bir heybe vardı. Şalvarı, bol basma gömleği, Anadolu’nun bin yıllık sabrını taşıyan duruşuyla “tam bir anneanne”ydi. Gölgeye sığınınca derin bir nefes aldı, başını kaldırıp Kenan’a baktı.
“Kolay gele evlat,” dedi. Sesinde yorgunluk vardı ama titrek değildi; aksine sakin ve sağlamdı.
Kenan onu baştan aşağı süzdü. Gözlerinde “Şimdi bununla mı uğraşacağız?” diyen bir ifade belirdi. Sıcağın verdiği sinirle, nezaketi bir kenara itti.
.
“Ne o teyze?” dedi kaba bir tonla.
Yaşlı kadın alınmadı. Gözlerini Kenan’dan ayırmadan konuştu.
“Ben buradaki torunumu görmeye geldim. Kuzumu… Ali Aydın. Astsubay Çavuş.”
İsim duyulunca Kenan’ın ağzında alaycı bir gülümseme belirdi. Emre’ye yan gözle baktı, sanki bir şaka bulmuş gibi.
“Ali Aydın mı?” dedi. “Hah! Bizim Rambo.”
Sonra yaşlı kadına yaklaşıp küçümser gibi ekledi:
“Teyze, sen kimi görmeye geldiğini biliyor musun? O senin ‘kuzum’ dediğin adam bu tugayın en iyisi. Şu an başını kaşıyacak vakti yok. Öyle canın isteyince görebileceğin biri değil yani.”
Kadının adı Elif’ti. Elif Sancaktar. Kenan’ın iğneleyici sözlerine zerre kadar sinirlenmedi; sadece yemenisinin ucuyla yüzündeki teri sildi.
“Biliyorum evlat,” dedi. “Meşgul olduğunu biliyorum ama… bir dakika… sadece bir dakika yüzünü görsem olmaz mı? Çok uzak yoldan geldim.”
Kenan, sanki bu cümleyi bekliyormuş gibi omuz silkti.
“Uzak yoldan gelmişsin, yakın yoldan gelmişsin fark etmez. Prosedür neyse o. Kimliğini ver bakayım.”
Elif Ana bez çantasından kenarları sararmış nüfus cüzdanını çıkarıp uzattı. Kenan kimliği eline aldı, bakıyormuş gibi yaptı; sonra Emre’ye fırlattı.
“Al Emre, kaydına bak şunun. Ali Astsubay’a ziyaretçi gelmiş. Heh.”
Emre kulübeye girip evrakları karıştırıyormuş gibi yaparken Kenan Elif Ana’ya döndü, sırıtarak:
“Yalnız teyze, torunun mavi bereli… elin boş gelmeseydin bari. Ne var o heybede? Haşlanmış patates mi? Mısır mı?”
Bu söz, şakanın ötesinde düpedüz aşağılamaydı. Elif Ana’nın gözleri bir an kısıldı. O yaşlı yüzün üzerinde çok kısa bir an, çelik gibi bir parıltı belirip kayboldu. Ama hemen ardından yine sakinleşti.
“Yiyecek bir şeyler getirdim,” dedi. “Kuzumun sevdiklerinden.”
“Kuzum mu?” Kenan kahkaha attı. “Doğru. Komandolar burada kuzu gibi meletiliyor gerçi!”
Kenan gülerken kendi neye güldüğünü bile bilmiyordu. O an için bu yaşlı kadın sadece sıkıcı nöbetin içine düşmüş “ucuz eğlence”ydi. Elif Ana’nın sıcakta yürüyüşü, heybenin ağırlığı, uzak yol… Kenan’ın umurunda değildi.
Biraz sonra Emre kulübeden çıktı, yüzünü ciddiye benzetmeye çalışarak:
“Komutanım… Ali Astsubay şu an sızma tatbikatı hazırlığındaymış. Ziyaretçi kabulü kesinlikle mümkün değilmiş. Bölük Astsubayı öyle söyledi.”
Kenan, sanki zafer kazanmış gibi başını salladı.
“Gördün mü teyze? Olmuyormuş işte.”
Elif Ana kimliğini aldı ama geri dönmedi.
“Peki ne kadar beklemem gerek?” diye sordu. “Tatbikat ne zaman biter? Sadece on dakika…”
Kenan sabırsızlandı.
“Biz ne bilelim teyze? Astrolog muyuz? Sen bugün git. Bir dahaki yemin törenine falan gelirsin. O zaman belki.”
Elif Ana’nın gözleri Kenan’ın yüzüne sabitlendi.
“Evlat,” dedi, “ben iki saat beklesem olmaz mı? Şu suyu, şu böreği versem… olmaz mı?”
Heybeyi öne uzattı.
Kenan’ın sabrı taştı.
“Aman be teyze! Sıkıntıdan patladık zaten!” diye bağırdı. “Olmuyor dedik ya! Anlamıyor musun? Biz kargo şirketi miyiz? Böreğini çöreğini taşıyacağız! Ayrıca görev başındayız. Meşgul etme bizi. Daha fazla ısrar edersen görevli memura mukavemetten işlem yaparım!”
İşte o an, havadaki sıcaklık kadar keskin bir şey değişti. Elif Ana’nın gözlerinde buz gibi bir rüzgâr esti. O ana kadar yorgun, sabırlı görünen kadın sanki bir anda dikleşti. Omuzları genişledi; bakışları kartal gibi keskinleşti.
“Görevli memura mukavemet…” dedi yavaşça. “Öyle mi?”
Kenan daha da sertleşti. Artık geri adım atmak istemiyordu.
“Evet. Mukavemet. Askeri bölgede taşkınlık çıkarmanın ne demek olduğunu bilmiyorsun galiba. Yaşına hürmeten sabrediyoruz. Hadi yürü git.”
Elif Ana sanki duymazdan geliyormuş gibi farklı bir soru sordu:
“Evlat saat kaç?”
Kenan alayla güldü.
“Dua mı okuyacaksın? İki buçuğa geliyor.”
Elif Ana başını salladı.
“Peki,” dedi. “Senin adın ne evlat? Şu yaka kartın pek okunmuyor da.”
Elif Ana isimliğe doğru eğilince Kenan bir adım geri çekildi, göğsünü kapattı.
“Adımı ne yapacaksın? Takdirname mi yazdıracaksın?” diye tersledi. “Sen bana Kenan Uzman Çavuş de.”
Elif Ana’nın sesi aynı sakinlikte kaldı ama kelimelerin içine sorgulanamaz bir otorite yerleşti.
“Pekâlâ. Kenan Uzman Çavuş. Ve sen de… Emre Onbaşı.”
Elif Ana’nın Emre’yi de adıyla çağırmasıyla iki askerin alaycı gülümsemesi hafifçe dondu. Emre içten içe huzursuz oldu; çünkü adını söyleyişinde “rastlantı” yoktu. Sanki zaten biliyormuş gibi konuşuyordu.
Elif Ana devam etti:
“Anlaşılan size ziyaretçi karşılama usullerini pek öğretmemişler. Buranın bir bekleme salonu, bir misafirhanesi yok mudur?”
Kenan bir an duraksadı. Bu kadının sıradan bir köylü teyze olmayabileceği düşüncesi aklının ucundan geçti. Ama hemen kendini toparladı. Çünkü karşısındaki sonuçta “sekizlik yaşlı bir kadın”dı. Kenan, kibirle gülüp parmağıyla ileriyi işaret etti.
“Bekleme salonu mu?” dedi. “Hah, var tabii. Şurada.”
İşaret ettiği yer nizamiyeden uzakta, tek başına duran paslı bir konteynerdi. Klima yoktu; içinde bir vantilatörün bile çalışıp çalışmayacağı şüpheliydi.
“İstersen git orada bekle,” dedi Kenan. “Bizim keyfimiz gelirse Ali’ye bir daha haber veririz. Ama verir miyiz… orası meçhul.”
Kenan arkasını dönüp gölgeliğe geçti. Elif Ana paslı konteynere baktı. Sonra tek kelime etmeden yürümeye başladı.
Arkasından iki askerin kıkırdaması, ağustos böceklerinin vızıltısına karıştı.
Konteyner denen o metal kutu gerçekten cehennem gibiydi. İçerisi fırın gibi sıcaktı. Pencereler vardı ama tozdan açılmıyordu. Kapıyı açsan dışarıdaki alev gibi sıcak içeri doluyor, kapatsan içerideki hava nefes aldırmıyordu. Duvardaki bozuk vantilatör süs gibi duruyordu. Birkaç plastik sandalye… başka hiçbir şey yoktu.
Elif Ana oturdu. Yemenisiyle alnındaki teri sildi. Suyu yudumladı. Zaman geçti.
Bir saat… iki saat…
Kimse gelmedi. Nizamiyedeki nöbetçiler sanki onu unutmuştu. Nöbet değişim saati geldiğinde kendi aralarında şakalaşarak devirdiler. Elif Ana konteynerin içinden her şeyi duyuyordu.
“Oğlum Kenan, şu yaşlı kadın gitti mi?” “Bilmiyorum vallahi. Hâlâ o fırının içindeyse helal olsun, bayağı inatçıymış.” “Yok be, gitmiştir. Ali’ye haber bile vermedik ki zaten.” “Hah doğru, ha ha.”
Ayak sesleri uzaklaştı. Yeni nöbetçiler geldi ama devir-teslim notlarında konteynerde bekleyen bir kadından söz edilmedi. Elif Ana için sabrın sonuydu.
Kalktı. Heybesini sırtına vurdu. Nizamiyeye yürüdü. Güneş batmaya yüz tutmuştu ama sıcak hâlâ yakıyordu.
Yeni nöbetçiler Kenan ve Emre’den daha toydular. Kadını görünce şaşırdılar.
“Buyurun teyze?”
Elif Ana, nefesini kontrol ederek konuştu:
“Ben iki saat önce ziyaretçi kaydı yaptırdım. Ali Aydın Astsubay için. Ne oldu? Bir bakıverin.”
Nöbetçi asker kulübeye girdi, kayıtlara baktı, geri döndü.
“Teyzeciğim… sizin adınıza bir ziyaretçi kaydı görünmüyor.”
Elif Ana’nın gözleri büyüdü.
“Kayıt nasıl olmaz?” dedi. “Az önce Kenan Yılmaz Uzman Çavuş ile Emre Kaya Onbaşı aldı kaydımı.”
Nöbetçi mahcup oldu.
“Onlar nöbeti devredip koğuşlarına gittiler. Bize bir şey söylemediler.”
O sırada arkadan tanıdık bir ses duyuldu. Kenan, nöbeti bitirmiş koğuşuna giderken Elif Ana’yı hâlâ orada görünce öfkelendi.
“Aman be… bu karı hâlâ burada mı?” dedi sinirle.
Elif Ana’nın yüzünde öfke yoktu; sanki bir şeyin kararını çoktan vermiş gibiydi.
Kenan yaklaştı:
“Ben sana olmaz demedim mi? Neden yeni gelen çocukları rahatsız ediyorsun? Bunadın mı sen?”
Elif Ana’nın sesi buz kütlesi gibi çıktı:
“Bunamak mı…”
Bir adım attı. Kenan’la göz göze geldi.
News
GÜRÜLTÜ YAPMAYIN DEDİ TEMİZLİKÇİ KADIN… VE MİLYONER NE OLDUĞUNU GÖRÜNCE DONDU KALDI
GÜRÜLTÜ YAPMAYIN DEDİ TEMİZLİKÇİ KADIN… VE MİLYONER NE OLDUĞUNU GÖRÜNCE DONDU KALDI . . . Başlangıç: Zeynep Kaya, Kenan Özdemir’in…
Annesinin Yerine Geçen Fakir Kız Mafya Babasını Şaşırttı — Adamın Verdiği Tepki Herkesi Şok Etti
Annesinin Yerine Geçen Fakir Kız Mafya Babasını Şaşırttı — Adamın Verdiği Tepki Herkesi Şok Etti . . . İzleri Takip…
Bir Yabancının Otobüs Parasını Öder — Onun Mafya Babası Olduğunu Bilmiyordu. Sonrası Şoke Etti
Bir Yabancının Otobüs Parasını Öder — Onun Mafya Babası Olduğunu Bilmiyordu. Sonrası Şoke Etti . . . Yanlış Numaraya Mesaj…
“Kaburgalarımı Kırdı”—Yanlış Numaraya Mesaj Attı—Mafya Babası Yanıtladı: “Geliyorum”
“Kaburgalarımı Kırdı”—Yanlış Numaraya Mesaj Attı—Mafya Babası Yanıtladı: “Geliyorum” . . . Yanlış Numaraya Mesaj Attı—Mafya Babası Yanıtladı: “Geliyorum” Evelyn Vans…
Tutsak Komando – Modern Teknoloji – Beyniyle Orduları Yenen Kadının Doğuşu
Tutsak Komando – Modern Teknoloji – Beyniyle Orduları Yenen Kadının Doğuşu . . Tutsak Komando – Modern Teknoloji – Beyniyle…
💔 DÜK HAFIZASINI KAYBETMİŞTİ, O KURTARILDIĞINDA O KIZ HAMİLEYDİ — AMA ANILARI GERİ GELİNCE…
💔 DÜK HAFIZASINI KAYBETMİŞTİ, O KURTARILDIĞINDA O KIZ HAMİLEYDİ — AMA ANILARI GERİ GELİNCE… . . Başlangıç Ormanların derinliklerinde, geceyi…
End of content
No more pages to load






