Deniz Piyadesinin Yüz Karası mı Oramiral’in Kızı Nasıl Çelikleşti

.
.

Deniz Piyadesinin Onuru

Ege’nin en kuzeyinde, haritalarda küçük bir nokta gibi görünen ama stratejik değeri devasa olan Fırtına Adası, adını hak eden sert rüzgârlarıyla biliniyordu. Kayalık kıyılarına çarpan dalgalar yılın büyük bölümünde hırçındı. Tuz kokusu havaya sinmiş, rüzgâr askerlerin yüzünü jilet gibi keserdi. Bu ada, dışarıdan bakıldığında sakin bir balıkçı yerleşimini andırsa da aslında Türk Deniz Piyadeleri Amfibi Tugayı’na bağlı Karayel Taburu’nun ileri karakoluydu.

Bu sert coğrafyaya bir gün genç bir subay ayak bastı.

Çıkarma gemisi iskeleye yanaştığında, güvertedeki askerlerin bakışları tek bir noktada toplandı. Kırmızı beresi başında, üniforması kusursuz, apoletleri pırıl pırıl bir teğmen dimdik duruyordu. Yüzü gençti. Omuzları narin görünüyordu. Ama gözleri… Gözleri bu adanın rüzgârı kadar keskin ve inatçıydı.

Teymen Aylin Talat, 22 yaşındaydı.

Harp okulundan dereceyle mezun olmuştu. Önünde rahat karargâh görevleri, yurt dışı stajları, kurmay pozisyonları gibi birçok seçenek vardı. Ama o hepsini reddetmişti. En zorlu birliklerden biri olan Karayel Taburu’nun sancak bölüğüne gönüllü olmuştu.

Çünkü o, babasının gölgesinde büyümek istemiyordu.

Babası, Türk Deniz Kuvvetleri Komutanı Oramiral Talat Bey’di. Deniz piyadeleri arasında efsane olarak anılan, disiplinli, sert ve adil bir komutan. Aylin, çocukluğundan beri üniformanın ne anlama geldiğini biliyordu. Ama bir gün kendi üniformasının ağırlığını da taşıyabilmek istiyordu—kimsenin yardımı olmadan.

İskeledeki askerlerin bakışlarında merak vardı. Bazılarında kuşku. Bazılarında ise açık bir küçümseme.

“Deniz piyadesi mi?” diye fısıldaştı birkaç er.

Aylin başını dik tuttu. İçinde hafif bir gerginlik olsa da yüzüne yansıtmadı.

Bölük karargâhına girdiğinde ağır bir koku karşıladı onu: ter, barut ve tuz. İçerideki erkek askerlerin bakışları bir anda ona döndü.

“Emredersiniz! Bugün itibarıyla sancak bölüğünde takım komutanı olarak göreve başlayan Teymen Aylin Talat, göreve başlama raporunu arz eder!”

Sesi net ve güçlüydü.

Masasının arkasında oturan Bölük Komutanı Yüzbaşı Murat Demir, başını yavaşça kaldırdı. Otuzlu yaşlarının ortasında, geniş omuzlu, sert yüz hatlarına sahip bir subaydı. Gözlerinde kendinden emin, hatta kibirli bir ifade vardı.

Aylin’i baştan aşağı süzdü.

“Vay…” dedi alaycı bir gülümsemeyle. “Bölüğümüze kuğu gelmiş.”

Odada bastırılmış kıkırdamalar duyuldu.

“Burası tatil köyü değil, teğmen,” diye devam etti. “Burası Karayel’in diyarı. Serttir.”

Aylin’in çenesi hafifçe gerildi. “Ben buraya savaşmak için geldim, yüzbaşım.”

Murat Demir ayağa kalktı, Aylin’e doğru yürüdü. Parmağını onun apoletine hafifçe dokundurdu.

“Deniz piyadesi, kızların bebeklerle oynadığı bir yer değildir. Anladın mı?”

Dokunuşu teşvik değil, küçümseme ve sınır aşımıydı.

“Bizim çocukların botlarını parlatırsın. Ofis düzenlersin. Kadın eli değmiş olur.”

Bu açık bir aşağılama ve yetki suistimaliydi.

Aylin içindeki öfkeyi bastırdı. İlk gününde açık bir çatışmaya giremezdi.

“Emrinizi aldım, yüzbaşım.”

Ama o andan itibaren anladı: Bu ada sadece rüzgârıyla değil, insanlarıyla da sert olacaktı.

.