ÇAYLAK SUBAY – Herkes ona zulmetti – Kim olduğunu öğrendiklerinde hepsi donakaldı
.
.
Çaylak Subay: Kim Olduğunu Öğrenince Herkes Donakaldı
1. Bölüm: Gazinoda İlk Gece
Gaziantep sınırındaki bir askeri karakolda, gece saatlerinde salaş bir subay gazinosunda yedi subay bir masada oturuyordu. Masanın başında Yüzbaşı Gökhan Ateş, elindeki içki bardağını masaya vurdu. Bardaktaki rakı dalgalanıp masaya taştı. Gözlerinde öfke ve alay vardı.
Karşısında genç bir kadın subay, Temen Elif Karahan, dimdik oturuyordu. Yorgun ama çelik gibi bir sesiyle, “Seni dinliyorum yüzbaşı,” dedi.
Gökhan, “Dinlemek yetmez, temen. İcra edeceksin. Bizimle aynı masada oturup aynı kadehi tokuşturacaksın. Bu kadar basit bir adabı muaşereti bile öğrenemediysen o apoletleri nasıl taktın sen?” diye tısladı.
Elif, gözlerini bir an bile Gökhan’ın gözlerinden ayırmadı. Masanın altındaki ellerini yumruk yapmıştı. “Yüzbaşım, prensiplerim gereği alkol kullanmıyorum. Bu durumun görevime olan sadakatimle ya da birliğe olan bağlılığımla hiçbir ilgisi yok. Size ve diğer komutanlarıma saygım sonsuzdur.”
Gökhan’ın yüzünde zehirli bir gülümseme belirdi. Yanındaki üsteymene dönerek, “Duydun mu Murat? Prensip meselesiymiş,” dedi ve kahkahalarla güldü. Diğerleri de zoraki şekilde ona katıldı. Bu bir eğlence değil, bir güç gösterisiydi.
“Bak küçük temen, biz burada Suriye sınırının sıfır noktasında kelle koltukta görev yapıyoruz. Senin o cicili bicili askeri lisedeki prensiplerin burada sökmez. Burada tek bir prensip vardır: Komutanın emridir. Ben sana iç diyorsam içeceksin. Bu bir kaynaşma emridir. Anlaşıldı mı?”
Elif derin bir nefes aldı. Bu tuzağı görüyordu. Kabul etse kendi benliğinden taviz verecekti; reddetse itaatsizlikle suçlanacaktı.
“Emrinizi anladım yüzbaşım. Ancak bu emrin şahsi hayatıma müdahale ettiğini düşünüyorum ve yasalara aykırı olduğunu…” diyecek oldu ama Gökhan ayağa fırladı, sandalyesi devrildi.
“Yasa mı? Sen bana yasadan mı bahsediyorsun çaylak? Bu birlikte yasada nizam da benim. Sen kimsin ki benim emrimi sorguluyorsun?”
Elif, “Ben Türkiye Cumhuriyeti’nin bir subayıyım, yüzbaşım. Ve sizin gibi bir subayın aslına bu şekilde davranmaya hakkı yok,” dedi.
Bu cümle bardağı taşıran son damla oldu. Gökhan, “Sana hakkın ne olduğunu yarından itibaren bir bir öğreteceğim. Teymen Hanım, bu birliğe geldiğine seni pişman edeceğim. Öyle bir pişman olacaksın ki her gün o parlak apoletlerine bakıp ağlayacaksın. Şimdi defol git karşımdan.”
Elif ayağa kalktı, masadakilere belli belirsiz bir selam verdi ve gazinodan çıktı. Dışarıdaki serin gece havası yüzüne bir tokat gibi çarptı. Ama biliyordu ki asıl fırtına yarın sabah kopacaktı. Bu sadece bir başlangıçtı.
2. Bölüm: Zorlu Birlik Hayatı
Ertesi sabah saat 5’te Elif çoktan kalkmış, pencereden dışarıyı seyrediyordu. Kışlanın üzerine çöken zifiri karanlık yerini gri alaca karanlığa bırakıyordu. Suriye’den gelen serinlik havadaydı.
Elif yüzünü soğuk suyla yıkadı, aynadaki yansımasına baktı. Gözlerinde yorgunluk değil, çelik gibi bir kararlılık vardı. Üniformasını titizlikle giydi, botlarını askeri nizamda bağladı, saçlarını sıkı bir topuz yaptı. Her hareketi yıllardır aldığı eğitimin bir yansımasıydı.
İçtima borusundan 15 dakika önce hazırdı. Onun için bu bir disiplin meselesiydi.
Saat 6’da içtima borusu çaldı. Subaylar rütbelerine göre nizami şekilde sıralandı. Elif’in raporu kusursuzdu: “Birinci bölük muhabere teçhizat kontrolünü tamamlamıştır…” Sesi gür ve kendinden emindi. Tabur komutanı Yarbay Kadir Çetin başıyla onayladı. “Güzel temen,” dedi ama bakışlarında belli belirsiz bir soğukluk vardı.
İçtima biter bitmez herkes görev yerine dağıldı. Tabur komuta merkezinde Elif hakkındaki fısıltılar başlamıştı.
Siyasi işler subayı Yüzbaşı Deniz Aksoy, “Bu yeni temende bir tuhaflık var fark ettiniz mi? Raporları o kadar mükemmel ki insana yapay geliyor. Genellikle yeni mezunlar çekingen olur ama o sanki yıllardır bu işi yapıyormuş gibi. Arkası sağlam galiba. Malum bu devirde dayısı olan…” dedi.
Harekat ve eğitim subayı Yüzbaşı Gökhan Ateş ise, “Çaylağın ipini en başta sıkı tutacaksın. Sınırları en başta çizeceksin ki ileride sorun çıkarmasın,” diye düşünüyordu. Elif’in farklı olduğunu ilk andan hissetmişti. Dışarıdan sessiz ve sakin görünüyordu ama içten içe kendini herkesten üstün gördüğünü düşünüyordu.

3. Bölüm: Zorbalık Başlıyor
Öğleden sonra Elif muhabere odasında telsiz bakımı yaparken Gökhan yanına geldi.
“Temmen Karahan, iki dakika benimle gel,” dedi baskıcı bir sesle.
Emredersiniz yüzbaşım.
“Bu akşam subaylar için moral yemeği düzenlendi. Katılımın zorunlu. Anlaşıldı mı?”
Elif bir an tereddüt etti. Askeri ortamlardaki içki kültüründen hiç hoşlanmıyordu. “Yüzbaşım, şahsen alkol kullanmıyorum. Katılmam gerçekten gerekli mi?”
Gökhan’ın yüzü anında değişti. “Ne demek alkol kullanmıyorum? Birliğinle kaynaşman için bir fırsat. Sen kişisel tercihlerini mi öne sürüyorsun?”
Elif açıklamaya çalıştı ama Gökhan elini kaldırarak susturdu. “Yeter. Her neyse orada olacaksın. Ve yeni olduğun için herkesten önce gidip masaları düzeni hazırlayacaksın. Bu yeni gelenin adabıdır.”
Akşam 7:15’te Elif Fırat Sofrası’ndaydı. Mekan sahibi onu güler yüzle karşıladı ama Elif’in içi sıkıntıyla doluydu. Masayı düzenledi, sandalyeleri yerleştirdi, peçeteleri nizami dizdi.
Saat 7:30’da üst rütbeli subaylar gelmeye başladı. Elif kapıda duruyor, gelenleri selamlayıp yerlerine buyur ediyordu.
Yemeğin ilk yarım saati sakin geçti. Komutanlar yeni temene moral veriyor, askeri hayata adaptasyon tavsiyeleri veriyorlardı. Ama birkaç şişe rakı açılıp ortam ısınınca her şey değişti.
Gökhan dolu bir rakı bardağını Elif’in önüne itti. Diğer subaylar da kadehlerini kaldırıp ona baktı. Elif’in yüzü kaskatı kesildi.
“Komutanlarım afiyet olsun. Tekrar belirtmek isterim ki ben alkol kullanmıyorum. Şerefinize suyla eşlik edebilirim.”
Masaya ölüm sessizliği çöktü. Kahkahalar, çatal bıçak sesleri durmuştu. Üst rütbeli subayların yüzleri değişti. Kimi şaşkın, kimi açıkça rahatsız olmuştu.
Gökhan, “Teymen Karahan, bu akşamın anlamını anlıyor musun sen?” dedi. Elif başını öne eğdi ama cevap vermedi.
“Askeriyede bir üstün uzattığı kadehi geri çevirmenin ne anlama geldiğini bilir misin? Bizi aşağılamak demektir. Şu anki bakışların bile bana kibirli geliyor.”
“Özür dilerim,” dedi Elif bir kez daha ama bardağı eline almadı. Diğer subaylar, “Bu kız gerçekten kendini özel sanıyor,” diye düşündü.
4. Bölüm: Cezalandırma
Ertesi sabah Elif için bambaşka bir gün başlıyordu. Koğuşta dişlerini fırçalarken devre arkadaşları bile gözlerini kaçırıyordu. Murat başını başka yöne çevirdi. Diğer subaylar tuhaf bir sessizlik ve gerginlik içindeydi.
İçtimadan sonra Gökhan Elif’i durdurdu. “Teymen Karahan, bugünden itibaren görev dağılımında bazı değişiklikler olacak. Yeni gelenlerin daha fazla tecrübe kazanması gerekir değil mi?”
Uzatılan kağıtta Elif’in adı tek başına yazılıydı: 14:00-16:00 arası arazi verici istasyonunda arıza tespiti ve bakım. Normalde bu görev için en az iki kişi giderdi. Tepeye çıkan patika çok dikti. Üniforması sırıl sıklam ter olmuştu ama Elif durmadı.
Bakımı iki saatte tamamladı. Birliğe döndüğünde saat 5’i geçmişti. Üniforması ter ve toz içindeydi. Gökhan, “Zor bir gün oldu, değil mi Teymen? Ama raporun bu akşama bitmeli. Yarın sabah ilk iş onu kontrol edeceğim,” dedi.
Akşam raporunu yazmak için çalışma odasında kaldı. Verici istasyonunun kontrol sonuçlarını, değiştirilen parçaların listesini ve bakım planını detaylı yazdı.
Koridorda diğer subayların konuşmalarını duydu: “Teymen Elif bugün tek başına tepeye çıkmış. Helal olsun vallahi. Ben olsam yarı yolda pes ederdim.” Ama bu sözlerde takdir yoktu, kayıtsızlık vardı.
Ertesi gün ve sonraki günler benzer olaylar devam etti. Cephanelik düzenleme, sabah 4’te iletişim ağı kontrolü, 38 derecede tek başına koşu. Elif’in başka seçeneği yoktu.
5. Bölüm: Sıcak Çarpması ve Büyük Sır
Bir gün 39 derece sıcakta 7 kilometrelik çevre yolunu koşması emredildi. Gökhan, “Dayanıklılık testi,” dedi ama yüzünde başarısız olmasını bekleyen bir ifade vardı.
Koşu başladı. Elif’in nefesi düzenliydi ama güneş yükselince nefesi kesildi. 5 kilometrede adımları sendelemeye başladı. “Biraz su içebilir miyim komutanım?” dedi ama Gökhan, “Daha yolun yarısına gelmeden su mu istiyorsun? Hayal kırıklığısın,” dedi.
6 kilometreyi geçerken Elif’in vücudu limitini aştı. Görüşü bulanıklaştı, kalbi düzensiz attı, nefesi kesildi. Bir adım daha atmak üzereyken bacakları boşaldı ve asfaltın üzerine yığıldı.
Gökhan şaşkınlıkla bağırdı. Elif bilincini kaybetmişti. Yüzü bembeyaz, dudakları mor, nefesi zayıftı. “Abartma, sıcak çarpmıştır. Şimdiki gençler ilgi çekmek için numara yapmaya meraklı,” dedi Gökhan.
10 dakika sonra ambulans geldi. Sağlık görevlileri Elif’i sedyeye aldı. Vücut ısısı 40 derecenin üzerindeydi. Sirenlerle Tümen revirine götürüldü.
Tabip Binbaşı Ahmet Çelik Elif’in durumunu inceledi. Serum takıldı, acil soğutma uygulandı. Binbaşı Çelik tesadüfen Elif’in hasta dosyasına göz attı. “Elif Karahan… Bu isim…” Kimlik bilgilerini kontrol etti, doğum yılı, memleketi her şey eşleşiyordu.
Aklına birkaç yıl önceki bir gazete haberi geldi: “Genelkurmay Başkanı Orgeneral Selim Karahan’ın yeğeni Kara Harp Okulunu birincilikle kazandı.” Hemşireye “Bu hastanın kimlik bilgilerini bir kez daha teyit edin” dedi ve Milli Savunma Bakanlığı’na bildirilmesi gereken acil bir durum olduğunu söyledi.
.
6. Bölüm: Generallerin Gelişi
Elif’in bayılmasından iki saat sonra Ankara’daki GATA’nın acil servisinin önüne askeri plakalı siyah makam araçlarından oluşan bir konvoy yanaştı. İlk araçtan Türkiye Cumhuriyeti Genelkurmay Başkanı Orgeneral Selim Karahan indi. Yüzü buz gibi ve gergindi.
“Nerede o?” dedi. Başhekim, “Bu taraftan komutanım,” dedi. Hasta acil müdahale odasında tedavi altında.
Ardından Kara Kuvvetleri Komutanı Orgeneral Murat Karahan, Genelkurmay Harekat Başkanı Kor General Yusuf Karahan, Jandarma Genel Komutanı Orgeneral Fatih Karahan, İkinci Ordu Komutanı Korgeneral Hakan Karahan ve Milli Savunma Üniversitesi Rektörü Tuğgeneral İsmail Karahan geldiler. Hepsi Selim Karahan’ın kardeşleri ve kuzenleriydi.
Hastanenin koridoru bir anda apoletlerdeki onlarca yıldızla aydınlandı. Doktorlar ve hemşireler şaşkınlık içindeydi. Başhekim, “Tüm nöbetçi doktorları ve personeli derhal göreve çağırın!” diye anons yaptı.
Tabip Binbaşı Ahmet Çelik öne çıktı. “Teymen Elif Karahan’ın tedavisinden sorumlu hekimim.”
“Yeğenimin durumu nasıl?” diye sordu Orgeneral Selim Karahan.
“Teşhis şiddetli sıcak çarpması. Vücut ısısı 41 dereceye kadar çıkmıştı. Şu an 38 dereceye düşürdük. Bilinci henüz yerine gelmedi ama hayati tehlikesi yok.”
“10 dakika daha geç kalınsaydı sonuç daha kötü olabilirdi,” dedi Binbaşı Çelik.
“Bu duruma nasıl geldiğinin sebebini derhal öğrenmek istiyorum,” dedi Orgeneral Selim Karahan. “Derhal bir soruşturma başlatın ve bana rapor verin. Hangi komutanından ne emri almış, tek tek isimleriyle istiyorum.”
Ve sorumluların kim olduğu bu gece belirlenecek. Yeğenimizin neden bu hale geldiği sonuna kadar aydınlatılacak.
Gaziantep’teki muhabere tugayına tam teftiş emri verildi. Tabur komutanı ve diğer komutanlar görevden alındı.
7. Bölüm: Soruşturma ve Gerçeklerin Ortaya Çıkışı
Yüzbaşı Gökhan Ateş hastaneye çağrıldı. Koridora adım attığında onu bekleyen manzarayı görünce dona kaldı. Apoletlerinde onlarca yıldız taşıyan generaller oradaydı.
“Yüzbaşı Gökhan Ateş sen misin?” diye sordu Orgeneral Selim Karahan.
“Evet benim komutanım,” dedi Gökhan titreyerek.
“Temen Elif Karahan’a ne yaptırdın?”
Gökhan, “Sadece fiziksel kondisyonunu artırmak ve birliğe adaptasyonunu sağlamak içindi komutanım,” dedi.
Korgeneral Yusuf, “39 derece sıcakta tek başına 7 kilometre koşturmaya mı fiziksel kondisyon denir?” diye alaycı bir şekilde güldü.
Gökhan’ın yüzü bembeyaz oldu. “Ben durumun bu kadar ciddi olacağını düşünmedim komutanım.”
Tuğgeneral İsmail, “Bir harekat subayı tıbbi bilgisi olmadan aşırı yükleme antrenmanı yaptırıyor ve astı bayılıyor. Ve sen bilmiyordum mu diyorsun?”
Askeri savcılıktan gelen soruşturma ekibi koridorda belirdi. “Yüzbaşı Gökhan Ateş değil mi? İlgili delilleri toplamak için buradayız.” Telefonunu ve işle ilgili tüm belgelerini teslim etmesini istediler.
Orgeneral Selim Karahan, “Sen sadece sıradan bir temene dokunmadın. Eğer durum biraz daha ciddi olsaydı şu an yeğenimizin ölüm haberini alıyor olabilirdik.”
Gökhan konuşamadı. Soruşturmacılar tüm elektronik cihazlarını ve belgelerini alırken başka bir ekip de Gaziantep’teki muhabere tugayına doğru yola çıktı.
Tabur komutanı ve ilgili komuta kademesi açığa alındı. Basına sızma kesinlikle yasaktı.
8. Bölüm: Elif’in Dönüşü
Bir hafta sonra Elif hastaneden taburcu oldu. Sağlığı düzelmişti ama ruh hali hala enkaz gibiydi. Onu Gaziantep’teki muhabere tugayına geri götüren askeri araçta karmaşık duygular içindeydi.
Kışlanın nizamiyesine vardığında nöbetçi askerler çok daha nazikti. Tugay komuta binasına girdiğinde koridorlar sessizdi. Yanından geçen herkes ona durup sert bir selam veriyordu. Belirgin bir resmiyet havası vardı.
Yeni tabur komutanı Yarbay Hüseyin Yılmaz onu karşıladı. “Sağlığınız yerinde mi temenim?” dedi özel bir ilgiyle.
Çalışma odasında masası temizlenmiş, bilgisayarı yenilenmişti. Her şeyde bir özel muamele vardı.
Yeni harekat ve eğitim subayı Binbaşı Levent Kaya, “Herhangi bir sorunuz veya talebiniz olursa lütfen çekinmeyin,” dedi. Elif, “Bana normal görevlerimi vermeniz yeterli,” diye cevapladı.
Yemekhanede farklı masalardan “Buyurun yerimiz var,” sesleri yükseldi. Eskiden köşede tek başına oturmak zorundayken şimdi herkes ona dostça davranıyordu ama bu dostluğun içinde tarif edilemez bir çekingenlik vardı.
9. Bölüm: Yalnızlık ve Kendi Yolunu Bulmak
Elif’in görevleri eskisinden çok daha hafifti. Arazi görevleri veya fazla fiziksel güç gerektiren işler ona verilmiyordu. Akşamları herkes esas duruşa geçip selam veriyor, kimse onun önünde yüksek sesle konuşmaya cesaret edemiyordu.
Elif, “İstediğim şey bu özel muamele değil, normal bir muameleydi,” diye düşündü. Ama sonuç tam tersi olmuştu. Eskisinden bile daha özel bir varlık haline gelmişti.
Bir gün teçhizat deposunda telsiz bakımı yaparken Temen Murat Sancak içeri girdi. “Son zamanlarda senin yüzünden birlikteki hava çok tuhaf. Herkes sana karşı bir hata yapmamaları gerektiğini düşünüyor. Eğer sen yaralanırsan veya bir sorun yaşarsan yine büyük bir olay çıkmasından korkuyorlar.”
Elif, “Ben sadece normal bir hayat yaşamak istiyorum,” dedi. Ama durum bu hale geldikten sonra ne yapabilirlerdi ki?
Bir gün arazi verici istasyonunun kontrolü görevine gönüllü oldu. “Ben de diğer subaylar gibi arazi görevi yapabilirim. Sürekli ofiste oturamam,” dedi. Sonunda yanında üç kişiyle izin verildi.
Patikadan yukarı tırmanırken geçmişi hatırladı. O zamanlar çok zordu ama şimdi düşününce bunun da kendine özgü bir anlamı vardı. En azından kendi sınırlarını zorlayabiliyordu.
Koşuya çıktığında yanında bir nöbetçi vardı. “Bugün tempoyu ben belirleyeceğim,” dedi Elif. Uzun bir aradan sonra yeniden özgüvenle koştu.
Günlüğüne son cümleyi yazdı: “Ben bu yolu hala iyi biliyorum. Üzerimde ne kadar göz olursa olsun, şartlar ne kadar değişirse değişsin, yürüyeceğim yolu yine ben belirleyeceğim.”
Son Söz
Elif’in hikayesi bize bazen en büyük mücadelenin düşmanla değil, kendi çevremizde ve hatta kendimizde olduğunu gösteriyor. Prensip sahibi olmanın bedeli ağır olabilir ama onurla taşınan bir üniformanın ağırlığı her zorluğun üstesinden gelebilir.
Yüzbaşı Gökhan’ın davranışları haklı mıydı? Yoksa Elif ailesinin gücünü en başından kullanmalı mıydı? Yorumlar bölümünde düşüncelerinizi bizimle paylaşmayı unutmayın.
Eğer bu tür askeri hikayeleri seviyorsanız kanalımıza abone olmayı, bu hikayeyi paylaşmayı unutmayın.
Bir sonraki hikayede buluşmak üzere hoşça kalın.
News
Doktorlar mafya babasının kısır olduğunu söyledi—bir garson ondan hamile olduğunu söyleyene kadar.
Doktorlar mafya babasının kısır olduğunu söyledi—bir garson ondan hamile olduğunu söyleyene kadar. . . . Chicago’nun karanlık ve acımasız yeraltı…
Tarihin En Acımasız Emri: 15.000 Esir Askeri Kör Edip Geri Gönderdi
Tarihin En Acımasız Emri: 15.000 Esir Askeri Kör Edip Geri Gönderdi . . . Karanlığın Yürüyüşü: Bir İmparatorun Soğuk Zaferi…
Köle Kadından Doğan Beyaz Çocuklar, Koca Bir Plantasyonu Nasıl Çökertti?
Köle Kadından Doğan Beyaz Çocuklar, Koca Bir Plantasyonu Nasıl Çökertti? . Köle Kadından Doğan Beyaz Çocuklar: Blackwood’un Çöküşü Güneyin yaz…
Bilim İnsanlarını Şaşkına Çeviren Çocuk: Elias’ın Vakası
Bilim İnsanlarını Şaşkına Çeviren Çocuk: Elias’ın Vakası . . . Bilim İnsanlarını Şaşkına Çeviren Çocuk: Elias’ın Vakası 1972 yılının dondurucu…
1997’de Sarıçöl’de Kaybolan Selim Karabey – 16 Yıl Sonra Bulunan Mataranın Sakladığı Gizemler
1997’de Sarıçöl’de Kaybolan Selim Karabey – 16 Yıl Sonra Bulunan Mataranın Sakladığı Gizemler . . . 1997’DE SARIÇÖL’DE KAYBOLAN SELİM…
Sıradan Bir Tokat, 20 Yıllık Sırrı Ortaya Çıkardı: O Adam Geri Döndü!
Sıradan Bir Tokat, 20 Yıllık Sırrı Ortaya Çıkardı: O Adam Geri Döndü! . . . Sıradan Bir Tokat, 20 Yıllık…
End of content
No more pages to load






